Kapatın gitsin!

Önce çenenizi kapatın; konuşmaktan düşünmeye fırsatınız olmuyor inanın ki. Konuştukça konudan firar ediyorsunuz. Konunuz falan yok aslında, düşünceye soluk alma fırsatı vermek istemediğinizden gürültü çıkarıyorsunuz. Çeneniz çok kuvvetli, gücünü düşüncesizlik ve de başkalarına konuşma hakkı tanımamaktan alıyor. Konuştuğunuz her cümleyi hayatınızın bir parçası sanıyorsunuz. Halbuki yaşayan için yaşadığı şey konuşma ihtiyaç hissettirmeyecek kadar hayatiyete sahiptir. Dedim ya kapatın çenelerinizi, sizin susuşunuzla beraber oluşacak aydınlık dünyayı, fikirleri ve de vicdanları daha bir aydınlatacaktır. Hiç semtine uğramadığınız durumlara komşu olduğunuzu anlayacaksınız. Biliyorum, çeneyi kapatmanın da bir mekanizması vardır. Nasıl ve hangi noktadan kapatacağınız konusunda tecrübesiz olabilirsiniz. Kapatmayı sağlıklı bir şekilde gerçekleştirebilmek için öncelikle çenenizi tutun. Sonra bildiğiniz her şeyi unutun. Sesini kısın demedim, çenenizi tamamen kapatın. Şayet bunu siz yapmazsanız, birileri gelir çenenizi zorla kapatır.

Okuduğunuz kitapları kapatın: Nasıl olsa okuduklarınıza kendi düşüncelerinizi empoze etmeye çalışıyorsunuz, size uymayan kitapları sürgüne gönderiyorsunuz; öyleyse kapatın gitsin okuduğunuz kitapları! Çat diye kapatın sevdiklerinizin, sevmek ve saymak zorunda kaldıklarınızın yüzüne kitapları. Bir kitabı bir insanın yüzüne kapatmak az şey değil! Kitabınla baş başa kal benden size fayda yok demektir. “Ne kitabınız varsa görün” tepkisinin somuta indirgenmiş şeklidir bu. Hem kaç yanlışınızı okuduğunuz kitapların doğrusu ile değiştirdiniz ki? Kitaplar açıldıkça güzelleşir, bir gülün açılışı gibidir açılışları. Ama siz onları duygu ve düşüncelerinizle sulayıp bakımını yaparsanız tabi. Kapatın gitsin kitapları. Kitaplar sizi konuk etmiyor konularına, siz kitapları içerisindeki düşüncelerle birlikte satın alıyorsunuz.

Mevzuyu kapatın: Konuyu açtığınız zaman hiç böyle düşünmüyordunuz. İşte şimdi açtığınız konunun altında kaldınız. Bir türlü konuyu nasıl kapatacağınızı bilmiyorsunuz. Her ortam ve platformda konu açmayı bir şey sanıyorsunuz. Bu durumun sizi zinde tutmayacağına artık inanmalısınız. Açtığınız konu inandığınız, peşinde iz sürdüğünüz ya da kendinizi uğrunda feda edeceğiniz bir konu değil. Şayet mevzu durmadan konuşuluyorsa tek bir maksadı vardır mevzu oluşunun: Sadece konuşulmak ya da konuşulmaya konu olmak. Açtığınız mevzular daha ciddi ve de hayati konuların önünü kesmek için, bunu fark edebiliyoruz artık. Denizden bahsederken bardağınızdaki suyu görmezden geldiğinizi herkes biliyor. Kendinizi değiştirmemek için dünyayı değiştirmeye talip oluyorsunuz. Konuştuğunuz mevzunun ipini bir yere bağlayabilseniz gam değil. Mevzuyu kapattığınız gün mevzular daha bir hal yoluna girecektir emin olun.

Gazetelerinizi ve dergilerinizi kapatın: Gerçi siz onları kapatmasanız onlar kendilerini kapatacaklardır ya. Rüzgârlı havada bir kapının cereyanda kalıp kendini kapatması gibi bir şey. Belki de böyle değil, ama böyle bir benzetme yapmak benim işimi kolaylaştırıyor da olabilir. Gazeteleriniz her şeyden haberdar ediyor sizi ama sizi sizden habersiz kılıyor, bunun farkında mısınız? Kimliğiniz ve kişiliğiniz okuduğunuz gazetenin çengelli bulmacasının çengeline asılmış gibi. Hem şair boşuna mı söylüyordu: “gazeteler tutuklamış dünya kelimesini” diye. Dünyayı gazetelerin diliyle anlamaya çalışıyoruz ne feci bir şey! Biz gazetelerde uzakları görebilecek pencereler açacaksınız, geleceğe dair kapılar açılacak zannediyorduk. Aynı gazeteden bir gazete fazla almak tasadduktan sayılıyordu hani. Meğer yokmuş öyle bir şey, yerdeki cesedinize hangi gazetenin okunmuş nüshasını örterlerse örtsünler değişen bir şey yok. Dergileriniz içe kapalı, karnından konuşan canlılara benziyor. Evet dergiler canlı ama çoğu yatalak, çoğu bitkisel hayatı yaşamak sanıyor. Ortada dolaşanların kimisi Alzheimer hastası gibi. Bazı dergilerde “huzursuz kapak” sendromu var. Hiç heyecan vermiyor kimseye çıkışlarıyla bu dergiler. Kapatın gitsin dergilerinizi. Göreceksiniz herkesin ürünü ilk sayfadan yayımlanacak ve herkes herkese daha kolay ulaşacak.

Kapatın soğuktan korunmak için kurduğunuz kuruluşları: Dernekler ve vakıflar soğuktan korunmak değil “soğuktan korumak” için kurulur. Çatılarınızı kendinize değil en çok buna ihtiyaç hissedenlere çatmalısınız. Birleştirmiyorsa insanları, “bir”li değil kibirli bireylerin sayısını artırıyorsa kapatın gitsin. Yanlış kurulmuş bir cümleyi kapatır gibi kapatın. Eksik malzemeyle inşa ettiğiniz bir binayı içinde yaşamaya kapatır gibi. Kurduğunuz bir platform sizi bir başkasından ayırıp, müstağni kılıyorsa olmaz olsun öyle platform. Diyelim açtınız bir kere ve kapatamıyorsunuz, o vakit dost ve kardeş bildiklerinizle husumeti, dargınlığı, kıskançlığı, hasedi ve fesadı kapatın. Hesap defterini kapatın. Fesat defterini kapatın! Ne dediğinizi ya da demek istediğinizi kafa diliyle anlatamadığınız için türlü türlü adlarla STK’lar kurduğunuzu söylüyorsanız, bunu anlarım. Fakat bunu anladıktan sonra da haklı olarak şunu sorarım: “Bu kurduğunuz kurumlarla öncekinden daha çok insanları anlayamaz hale gelmişseniz, yeni bir vasıta aramanız gerekemez mi?

Gözlerinizi kapatın: Bu kendi kendinizle baş başa kalmanın tek kişilik merasimidir. Korkmayın gözleriniz hep böyle kalmayacak, maksat hasıl olduktan sonra tekrar açılacak. Bu şekilde gözleriniz kapalıyken aslında bakışlarınızın içe doğru açıldığını fark edeceksiniz. Bakışın içe açılmasına tefekkür denildiğini biliyorsunuz. Görmediğiniz nice kentleri, renkleri ve dünyaları göreceksiniz orada. Şarkıların işaret ettiği, masalların resmini çizdiği, hayallerin renklendirdiği, rüyaların fragmanını sunduğu dünyalarla karşılaşacaksınız. En önemlisi dünyada sevginin nefret ve kinden çok daha büyük yer kapladığını göreceksiniz. İçinizin sizi oturttuğu konumdan mesut ve mutlu olacaksınız. Bir kepengi kapatır gibi değil, bir perdeyi aralar gibi kapatın gözlerinizi. Dışarıdan görünmeyen, içeriden görülen bir tül gibi. Ne çok şeye sahipmişsiniz meğer kapattığınız gözlerinizin ardından görmüşsünüzdür. Gözleriniz kapanmadan siz gözlerinizi kapatın; zira gözlerinizi kapatacak zamanı ve fırsatı hiç bulamayabilirsiniz. Gözü kapatmak görüntüler dünyasını içimizi işgal etmesin diye biraz aralama çabasıdır. Galiba bu kadar görüntü ve gürültüden sonra en çok ihtiyacını hissettiğimiz şey budur.

YORUM EKLE
YORUMLAR
M. Nihat MALKOÇ
M. Nihat MALKOÇ - 7 ay Önce

Hocam ağzınıza, elinize ve yüreğinize sağlık. Birkaç kere okunması gereken ve bu çağda en çok ihtiyacımız olan tefekküre çağıran güzel bir yazı. Zira her okuyuşta çarşaf gibi açılıyor metin. Nar misali, bir'in içini açınca binler karşılıyor sizi. Hele şu paragraf yitiğimize dair her şeyi anlatıyor:
"Bu şekilde gözleriniz kapalıyken aslında bakışlarınızın içe doğru açıldığını fark edeceksiniz. Bakışın içe açılmasına tefekkür denildiğini biliyorsunuz. Görmediğiniz nice kentleri, renkleri ve dünyaları göreceksiniz orada. Şarkıların işaret ettiği, masalların resmini çizdiği, hayallerin renklendirdiği, rüyaların fragmanını sunduğu dünyalarla karşılaşacaksınız. En önemlisi dünyada sevginin nefret ve kinden çok daha büyük yer kapladığını göreceksiniz. İçinizin sizi oturttuğu konumdan mesut ve mutlu olacaksınız. "

MEHMET SİNAN
MEHMET SİNAN @M. Nihat MALKOÇ - 7 ay Önce

Eline,ağzına sağlık bizim Hüseyin abimiz Allah razı olsun.