Kalp-akıl dengesini kuramayan modern insana kılavuz

"Kalbin akla pek ihtiyacı yoktur aslında… kalp, fıtrattır, elest bezmine ait bütün arşiv ve hafıza kalptedir, ama aklın kalbe ihtiyacı vardır. Kalp yolunu bulur. Ama akıl, kalp olmadan yolunu kaybedebilir... İnsan aklını doğru kullanırsa, yani Kur'an'daki ifadeyle “akl ederse” Allah'a iman eder… yani kalbi ve kalbin gerçek sahibini bulur."
- Yalçın Çetinkaya

 

Ne zaman birden fazla alanda yetkinlik kazanmış, o alanlarda ciddi fikirler ve emekler ortaya koymuş bir insanla karşılaşsam yahut o insanın kitabını okusam aklıma merhum Süheyl Ünver'in şu sözü gelir: "Herkesin bir mesleği olmalı, bir de meşgalesi. O meşgale bütün kültürümüzdür."

Savaş Şafak Barkçin, siyaset felsefesi doktorasına sahip, uzun yıllar Devlet Planlama Teşkilatı'nda çalışmış, daha sonra TİKA'da başkanlık yapmış, TÜBİTAK’ta başkan danışmanı olarak görev almış, 2009'da Başbakanlık Başmüşavirliği'ne atanmış, şimdilerde ise Cumhurbaşkanı Başdanışmanı olarak ülkesine hizmet eden bir memur. Uluslararası ilişkiler, siyaset bilimi ve medeniyet üzerine nice konferanslar, dersler vermiş bir eğitimci. Klasik şiirimizin güzelliklerini hatırlatan, Dîvân-ı Zerefşân adına sahip geniş hacimli bir divanın sahibi, yani şair. İrfan dünyamızın ulularından Ahmed Avni Konuk üzerine en önemli biyografik çalışma olan Görünmeyen Umman'ın müellifi. Arşiv kayıtlarından dinledikçe özlediğimiz Gönül Makamı adlı TV programının da hazırlayıcısı ve sunuculuğunu yapan Barkçin için bir 'gönül insanı' yahut mesleğinin dışında bir dolu meşgalesi olan ve bu meşgalelerin de hakkını veren bir 'sanat insanı' diyebiliriz. Buraya sığdırması güç diğer hizmetlerini merak edenler kısa bir internet araştırmasıyla sonuç alabilirler.

Kalbin Aklı: Medeniyet Üzerine Yazılar adlı 384 sayfalık bu önemli kitap, İnsan Yayınları tarafından Kasım 2011'de neşredilmişti. Tıpkı başlıkta belirttiğim gibi bu kitabı medeniyetimiz perspektifinden, modern insana yazılmış bir kılavuz olarak görüyorum naçizane. Büyük şehirlerde yahut taşrada, kalp ile akıl arasındaki dengeyi bir türlü kuramamış, bu çileli süreçte aklı ve ruhu zarar görmüş, kendine çıkış yolu arayan herkes için müzikten şiire, mimariden siyasete, sağlıktan eğitime kadar birçok alanda hatırlatıcılık görevi üstlenmiş Barkçin. Hatırlattığı şey esasen göz göre göre kaybettiğimiz bakış açımız. Neler vardı o bakış açımızda? Akl-ı selim (ilim), kalb-i selim (irfan) ve zevk-i selim (sanat). Bu üç süzgeçin de temeli bir: "Allah cemildir (güzeldir), cemali (güzelliği) sever."

Kitabın büyük bir bölümünü makaleler, küçük bir bölümünü ise mülakalat kapsıyor. Savaş Barkçin'in üzerinde en çok durduğu konu, kitap boyunca rastlanan son 200 yıldır üzerimizde esen kara rüzgâr: "İki asırdır yanlış bir soruyu soruyoruz: Neden bu hale düştük? Doğru soru ise şudur: Kendimizden nasıl ayrı düştük? Bize gâib olan, yani ötesine, uzağına, taşrasına, gurbetine düştüğümüz vatan, mekân, hâne nedir? 'Kendi' kelimesiyle başlayan cümleleri 'kendi'si olarak kurabilenler medeniyet sahibidir. Yoksa mesele güç de değildir, zenginlik de. Her güç kazanma yolu zayıflıktan başlar. Önceden fakir olmayana nasıl 'zengin oldu' diyebiliriz ki? Kendisi olanın gücü de kendisine hastır. Başkasının şemsiyesi altına girmeden, ıslanmasına bakmadan çâre araştıran, mutlaka kendi şemsiyesini bulacaktır."

Savaş hoca yazılarını işte bu 'kendilik' bilinciyle yazmış. Çünkü onun düşünce dünyasında kendilik aslında bir filtre görevi görüyor. Tevhid, nefs, entelektüel, güç, ahlâk, doğruluk, güzellik, birey, devlet, sultan ve kral karşılaştırması, Türk liberalizmi, İslâm dünyası, zihin problemleri, dünya düzeni, kalp, akıl, olgunlaşma ekseninde yeni insan, yeni medeniyet, yeni dünya, medeniyetimizin yeniden ihyâsı, tefekkür, felsefe, edeb, şikâyet, hikâyet gibi engin konulardaki yorumlarının henüz ilk satırlarından anlaşılacak şey; karşımızdaki sesin renginin 'bizden' oluşu.

Barkçin'in yazdıkları arasında klasik şiirimizin (eski değil) güzel noktalarına temas eden iki güzel makale de var. Biri Âşık Veysel'in hikmetli bir şiirini diğeri ise hikmet olarak şiir ve Sezai Karakoç'u anlatıyor. Bu iki makalesinde de Barkçin tabiri caizse döktürüyor zira birçok edebiyat dergisinde buna benzer metinler görmek güç. Özellikle Âşık Veysel'in söz konusu şiirini bu güne kadar görmemiş, okumamış birçok şiir okuyucusu yahut şair olabilir. Dolayısıyla bu iki metinin üzerine gidilmeli, yeni yorumlar yapılarak şiir geçmişimizle irtibatımız yeniden sağlanmalı, dizelerimiz hikmeti söylemeli. Bunu yaparken de samimi olmalı. Okuyalım: "Şiire sadece 'estetik' bir alan olarak bakanlar, aynen müziğe, mimariye, klasik sanatlara baktıkları gibi ondaki hikmeti göremezler. Onlara göre hikmet gibi, irfan gibi kavramlar 'dinî" kavramlardır. O yüzden böyle 'seküler' bir alanda söz konusu dahi edilemezler. Bu sapkın tesbiti 'hikmet' kavramını bilmeyenlerin ve Hakk'a inanmayanların yapması doğaldır. Ama ya bu kavramlara içten sahip olanlar? Hikmeti bilmeyenin hikmetli şiir söylemesi de, anlaması da mümkün değil."

Makaleler arasında birer birer ilerlerken sonlara doğru güncel konulara da temas ediyor Barkçin. Türkiye'nin ve İslâm dünyasının 200 yıldan beri düçâr olduğu meseleleri muhasebeye tabi tutuyor. Özellikle şu temel zaaflar üzerinde duruyor:

- Aşağılık kompleksi
- Ölçüsüzlük
- Akılsızlık
- İlkesizlik
- Köksüzlük
- Yönsüzlük


Bütün bu sorunların temelinde ise iki açığın ve açlığın yattığını vurguluyor:


- Din açığı/açlığ
- Güç açığı/açlığı


Bu iki açık ve açlık, yazarın nezdinde Müslümanların anlayışsızlığının, anlamadaki yetersizliğinin ortaya çıkardığı şu iki sorunu ortaya çıkarıyor:

- Din anlayışındaki soru
- Güç anlayışındaki sorun

Özellikle darbe girişimi sonrasındaki dönemde harekete geçen devlet refleksi hususunda, halkın beklentileri üzerinde duran Barkçin, hata yapılmaması konusunda ısrarcı bir tutum sergiliyor. Çünkü bu refleksten halkın beklentisi sorunları çözmesi yönünde, çoğaltması yönünde değil. "Kirler temizleniyor, ama dikkat edilmesi gerekenler var" diyor Barkçin:

- Kirliler ve münafıklar temizlenirken, temizler karalanmasın.
- FETÖ'den boşaltılan yerlere başka darbeciler dolmasın.
- FETÖ ile gerçek cemaatler ve tarikatlar karıştırılmasın.

"Meselenin Aslı" adlı bu makalesini Savaş Barkçin çok önemli bir noktayı vurgulayarak bitiriyor: "Liyâkat ve sadâkat iki kardeştir. Sadâkat, liyâkatin ağabeyidir. Ondan biraz daha uzun boylu, daha olgun, daha büyüktür. Tek başına sadâkati gözetmek işlerin bozulmasını ve yozlaşmayı; tek başına liyâkati gözetmek ise dâvâsızlığı ve ahlâksızlığı getirir. İki kardeşi aynı anda gözetirsek doğru yolu buluruz. Bize şu anda lâzım olan temel liyâkat, sözde değil özde ahlâklı olmak; en büyük sadâkat de Allah'â ve bu millete sadık olmaktır."

Kitabın ikinci bölümünde Savaş Ş. Barkçin'in çeşitli dergilerle ve internet siteleriyle gerçekleştirdiği röportajlar yer alıyor. Hepsi güncel, günümüzün sıkıntılarına değiniyor. Ankara ile İstanbul karşılaştırmaları, Zerefşân adlı kitabın öyküsü, gönül denen o yüce âlem üzerine hisler ile İslâmcılığın batıcılığı meşrulaştırması hususunda fikirlerini beyan ediyor Barkçin.

Tümüyle lezzetli olan bir kitap Kalbin Aklı. Okuyucuya; farklı araştırma alanlarına ilgi göstermeyi, okurken sık sık not tutmayı ve olanı biteni daha hassas bir vicdanla gözden geçirmeyi telkin ediyor. Bu özelliğiyle de kalp-akıl dengesini kurmakta zorluk çeken yahut hiç kuramayan modern insan için bir kılavuz niteliği taşıyor.

Son olarak, kitabın içinden çekip aldığım "Kayıp Aranıyor" başlıklı makaleyi ellerimle şuracığa yazdığımı da belirtmek isterim. Zira bu makale yeniden ve yeniden okundukça 'oluşların en güzeli' için insanı heveslendiriyor, harekete geçiriyor, bir silkinip ve kendine gelme hissi uyandırıyor.