Kaliteli din adamının kritik önemi

Maalesef bazı kimseler "kaliteli" din görevlisinin ülkenin bugününe ve yarınına dönük ne gibi yararları olduğunu maddiyat endeksli ve sonuç odaklı düşündüğü için tam anlamıyla kavrayamıyor.

Maddiyat endeksli düşünüyor, din görevlisinin kendisine maddi anlamda bir fayda sağlamasını bekliyor. Ya da biraz daha enteresanı onu kendi kazancının önünde engel görerek bedava çalışmasını, kimseden de bir şey istemeden hayatını bir şekilde sürdürmesini istiyor. Sonuç odaklı düşünüyor, çalışmaları sonucunda hemen elle tutulur bir şeyler bulabilmeyi umut ediyor. Bu beklenen üretim, ülkenin gündemine göre -görevleriyle hiç alakaları olmasa dahi- bazen ilaç, bazen uçak, bazen silah üretmek şeklinde değişiklik gösterebiliyor. Ancak "Tamam hadi üretelim" deyip işe girişseler bu defa da "Siz neden bu işlere karışıyorsunuz?" deniyor. Yani ortada anlaşılamaz bir kızgınlığın getirdiği, din görevlisini sürekli “günah keçisi” ilan etme temayülü var.

Halbuki din görevlisi, öğretmen, akademisyen gibi direkt olarak insanla ilgilenen kadrolarda çalışan kimselerin üretim yapabilmeleri için uzun bir zaman ve maddi-manevi destek gerekiyor. Çünkü bu kadrolar domates, salatalık değil, insan yetiştiriyor. Sözümüz bunları yetiştirenler lüzumsuz iş yapıyor şeklinde anlaşılmasın lütfen, fakat insan yetiştirmenin ne kadar zor ve meşakkatli olduğu da gözden kaçırılmasın.

Yine de "kaliteli" bir din görevlisi memlekete manevi anlamda olduğu gibi maddi anlamda da katkı sağlamaz mı? Kendisine yeterince sabır gösterilirse dolaylı yoldan elbette sağlar. Hem de kendisine yapılan masraftan kat kat fazla katkı sağlar. Gelin sadece iki madde özelinde konuya birlikte bakalım.

"Kaliteli" bir din görevlisi sayesinde ahlaklı, dinine, vatanına, milletine bağlı nesiller yetişir. Böyle bir nesil de taşkınlık çıkarmaz, memleketi birbirine katmaz, mümkün mertebe çözüm odaklı düşünerek, sorunları kimseye zarar vermeden ortadan kaldırmaya çalışır. Neticede güvenlik harcamalarından ciddi anlamda tasarruf edilir. Böyle kimselerin yokluğunda ise en ufak hareketlenmeler büyük, devlete maddi manevi hasarlar veren, hatta işgaline sebep olacak kadar yıpratıcı sokak olaylarına dönüşür. Nitekim bunun örneklerini pek çok ülkede de gördük.

Bir diğer açıdan herkesin başına bir polis dikmek mümkün değilken hakikatli bir dinî eğitim alan, önlerinde güzel örnek gören kimseler, çarşı pazarda birbirlerini aldatmazlar; tartarken eksik tartmazlar, araya çürük karıştırmazlar, 3 kuruşluk iş için beş kuruş istemezler, hatta kendileriyle baş başa kaldıklarında dahi kötülük yapmazlar ki gerçekçi olmak gerekirse böyle bir kontrol mekanizmasını her daim gören, hesaba çeken, kötülüğe rızası olmayan bir yaratıcı ve ahiret inancından başka bir şeyle kuramazsınız. Böylece bir güven toplumu tesis edilir ve bu toplumda herkes huzur içinde yaşar.

Bu yüzden unutmayalım ki din ve ahlâk eğitimine harcanan her kuruş, memlekete bir şekilde muhakkak fayda sağlayacak, boşa gitmeyecektir. Bu sebeple bu alanlara yapılan yatırımlar durmaksızın devam etmeli, buna bağlı olarak sunulan eğitimin niteliği her geçen gün artırılmalıdır ki topluma önder olacak güvenilir, bilgili, kültürlü din görevlileri yetişsin ve bizi yetiştirerek toplumumuzu bir emniyet toplumuna dönüştürsünler. Bunların aksine hayati önem taşıyan bu alan ihmal edilirse topluma cahil kimselerin liderlik etmesi ve bizi felakete sürüklemeleri kaçınılmaz olacaktır.

Son olarak din görevlilerimizin bu denli yoğun bir şekilde itibarsızlaştırılmaya çalışılması karşısında devlet büyüklerimizi gerekli düzenlemeleri yapıp caydırıcı önlemler almaya davet ediyoruz.

YORUM EKLE

banner26