Kahraman bir Anadolu kadını: Nazife Kadın

Millet için Milli Mücadele her yerdeydi… Zaman öyle ağır öyle derinden akıyordu ki acının bağrında bir millet ve toprak için mücadele veren insanlar için bir dakika bile bir yıl hükmündeydi. Bu insanların tek bildikleri, ellerinde avuçlarında ne varsa birleştirerek güç birliği yapmaları gerektiğiydi. Bu yüzden yöre halkı evlerdeki erzakları ve ellerinde avuçlarında ne varsa düzenli olarak başka köylerdeki komşularıyla yardımlaşarak, mücadele sırasında güçsüz kalmamaları için kahraman askerlerimize taşımaya başladılar. Ancak Çanakkale’yi işgal etmek isteyen Yunan askerleri Bigadiç ve çevresinde göz açtırmıyor; her türlü baskı ve zorbalıkla milleti korku ve çaresizliğe sürükleyip yıldırmayı amaçlıyordu. Ancak köylüler yılmıyor ve etrafta gezinen Yunan askerlerine rağmen onlara bir şey sezdirmeden kahraman askerlerimize yardım etmeye çalışıyorlardı.

Bu durum kadınlar için büyük riskti, başlarına bir felaket gelebileceğinin farkındaydılar ama yine de vazgeçmiyor, pes etmiyorlardı. Köyde eli silah tutan her erkek cepheye gitmişti. Geri kalanlar da yardım için ellerinden ne gelirse yapmaya çalışıyordu. En önemlisi cepheye erzak ve yaralılar için sargı bezi ulaştırmaktı. Köylüler bu zor şartlar altında toplayabildikleri tüm malzemeleri düşman askerlerine görünmemek için türlü stratejiler üreterek askerlere ulaştırıyorlardı. Bu yardım seferberliği sırasında kimse akamete uğramamak adına tek kelime olumsuz bir şey konuşmuyordu. Tek yaptıkları dua ederek Allah’a sığınmak ve hazırladıkları mühimmatı askerlerimize ulaştırmak için ölümüne çabalamaktı. Mühimmatları gönderdikleri her asker sanki kendi evlatlarıydı, mühimmatları gönderen analarda sanki tüm Mehmetçiğin anasıydı… Cepheye giden her yiğidin yanında en az onlar kadar vatan toprağı için canını dişine takan yiğit kadınlardı onlar.

Vatanını her şeyin önünde tutan kocaman bir yürek

Nazife Kadın da onlardan biriydi işte… Ellili yaşlarının başında olan Nazife Kadın eşini ve oğlunu cepheye göndermişti. Geriye cesareti, vatanının içinde bulunduğu çıkmazın izlerini taşıyan bembeyaz saçları, şerefle anlatacak anıları ve vatanından önde tutmadığı kocaman bir yüreği kalmıştı. Kocasını ve yiğit oğlunu cepheye yollamak onun için üzüntü sebebi değil bir gurur kaynağıydı. Cepheye giden kocası Ahmet Çavuş alayın sancaktarıydı, oğlu İsmail ile cephede buluşmuşlardı. Ahmet Çavuş, İsmail’i görünce önce yüreği burkulur sonra gurur duyar evladıyla; koşar, sarılır kısacık bir an da olsa evladının kokusunu içine çeker ve vedalaşırlar. Akşam olup herkes siperlerine döndüğünde acı bir haber gelir Ahmet Çavuş’a, oğlu ilk süngü savaşında şehit düşmüştür.

O günden sonra Ahmet Çavuş bir daha geri dönmez, haberi de gelmez. Nazife Kadın hem kocasını hem gözünün nuru oğlunu vatanına feda etmiştir. Ancak sadece Nazife Kadının ocağında değil tüm ocaklarda aynı felaketin izleri hüküm sürüyordu. Hüznün ve metanetin hâkim olduğu evlerde sessiz bir bekleyiş vardı. Ve beklenen ve beklendiği gibi olmayan kötü haber gelmişti. Akhisar-Soma muharebelerinde başarısız olan Türk kuvvetlerinin Balıkesir-Susurluk hattı üzerinden Bursa’ya çekilmesi ile 30 Haziran 1920’de Yunan kuvvetleri Bigadiç’i işgal etmişti. Yunan askerinin Kavakönü Köyü civarında olduğu bilgisi gelmişti.

Köylerde işgal ve baskılar artarken Nazife Kadın, köy içerisinde eri askere gitmiş gelinlerin ve kimsesiz yaşlıların durumlarına bakmak için iki üç günde bir yola koyulurdu. Evden çıkarken kendi sıkıntılarını geride bırakır; yaşlıya, gence derman olmak için dirayetini ortaya koyar ve birer birer kapıları çalardı Bigadiçli Nazife. Bu sırada köylü kadınlar da desteğe ihtiyaç duyulan her yerde ellerinden geleni yapıyorlardı. Yakın köylerin işgalinde mühimmat desteğini sonuna kadar yapmışlardı şimdiyse kendi köyleri işgal altındaydı. Bu sebeple imece için toplanmışlardı. Kimisi ilmek ilmek ördüğü çorapları, fanilaları kimisi asker üşümesin diye battaniyelerini kimisi de evinde işine yaramayacağını düşündüğü araç gereçleri getirmişti. İmece odasında kadınlar tüm erzakları hazırlamıştı. Artık erzaklar hangi noktadan teslim alınacaksa oraya bir an önce taşınmalıydı. Nazife Kadının bütün kadınların üzerinde bir ağırlığı vardı. Herkes onu önderleri, komutanları olarak görüyordu. Onlar da kocaları, evlatları, babaları gibi bir askerdiler artık. İmece odasından çıkarken kucağında yavrusu ile cephane yüklü kağnı süren, yağmur yağınca yavrusunun örtüsünü cephane sandıklarına örten, cepheye oğlunu, kocasını, çarığını, çorabını, rızkını gönderen ve erkeği ile bizzat omuz omuza çarpışan fedakâr ve kahraman kadınlarımızın her biri çakı gibi birer askerdi artık.

Nazife Kadının zor kararı

Bin bir zorlukla tüm gece keçinin bile zor yürüyeceği yollardan, patikalardan sırtlarında ağır erzak ve bulabildikleri mühimmatları askerlere ulaştırdılar. Bunu birkaç gün üst üste yaptılar. Sonrasında bir haberci, Yunanlıların Türk köylülerinden askere mühimmat ve erzak taşıyanların olduğunu tespit ettiğini söyledi. Erzak taşıyanları yakalarlarsa yapacakları zulümleri anlatmışlardı dört bir yana. Bu haber üzerine Nazife Kadın radikal bir karar aldı ve bundan sonra askere erzakları tek başına götüreceğini söyledi. Herkes onun bu kararına itiraz etti ama vazgeçiremediler. Onun bu kararı aldığı gece son kez birlik olarak yola çıktılar. Yolda iki Yunan askerinin bir Rum köylü ile hararetli bir şeyler konuştuğunu gördüler. Yunan askerleri her an onları görebilirdi bu sebeple Nazife,  yola çıkmadan önce aldığı kararı şartlar gereği o an uyguladı.

Kadınlara, durumun vahim olduğunu ve herkesin başka başka yollardan evlerine kaçması gerektiğini, erzakları kendisinin ulaştıracağını ve çok dikkatli olmaları gerektiğini sıkı sıkı tembih etti. Yunan askerlere yakalanmaktan kurtuldular ama Nazife Kadının içi bir türlü rahat etmiyordu, baskın yapılacaktı. Düşündü taşındı ve çok tehlikeli bir karar aldı. Şehirde olan biteni, aldığı malumat ve havadisleri askere bildirmek şart olmuştu.  Ancak eli boş gitmek olmazdı komşulardan bulabildiğince erzak toplayıp torbasına doldurdu ve yola koyuldu. Yol boyunca tetikteydi, daha önce kullandığı yolları kullanmayıp farklı bir yoldan yürüyordu. Ölmekten değil de esir olmaktan korkuyordu…

Nazife Kadın, Yunan askerine yakalanmamak için yolunu uzatmış neredeyse köyün öbür ucuna gitmişti. Bir ara durdu ve yanlış yola sapıp sapmadığını kontrol etmek için gökyüzündeki yıldızları incelemeye başladı. Hava ışımaya başlamıştı, yorgunluktan bacakları titriyordu artık. Tam o sırada kendisine doğru gelenleri fark etti. Üç kişiydiler ama eşkâllerini seçemiyordu. Bizim askeri birliğe yakın olduğuma göre bizim askerlerdir bunlar diye düşündü ama yanılıyordu. Gelenler Yunan askeriydi. Askerler tüfeklerini doğrultarak yanına yaklaştı ve elindeki torbayı aldılar. Torbanın içindeki ekmekleri görünce uzun süredir Türk askerine mühimmat taşıyanın bu kadın olduğunu anlayıp büyük bir ganimet bulmuş gibi onu kollarından sürükleyerek komutanlarına götürdüler. Yakaladıkları Nazife Kadını konuşturmak için saatlerce dövdüler, türlü eziyetler ettiler. Konuşturamayacaklarını görünce evine götürdüler. Orada bir iz bir işaret aradılar, ancak hiçbir şey bulamadılar. Tüm mahallenin gözü önünde bedeninin her yerinde süngü ve tekme yaraları ile acı çeken Nazife Kadın konuşmamakta direniyordu.

İstiklâlsiz yaşayamayan kadınlarımız

“Konuş yoksa öldürüleceksin!” ihtarlarının hiç birini duymuyor da aklına Muhittin dedenin “Öl ama kimseye deme Nazife gelin.” sözü geliyordu. Tüm işkencelere, tehditlere rağmen Nazife Kadının ağzından tek kelime alamamışlardı. Yunan komutan iyice sinirlenmiş, kendini askerleri ve köylüler karşısında küçük düşmüş hissetmişti. Hiddetlendi ve fırını işaret etti. Herkes komutanın bu kararı karşısında dehşete kapıldı. Nasıl olur da bir insan evladı bir diğerine böyle zulüm ederdi. Ellerinden hiçbir şey gelmiyordu. Gözlerinin önünde bu kahraman, vatansever kadının canına kıyacaklardı. Hiçbir canilikten çekinmeyen Yunan komutanın askerleri Nazife Kadını diri diri fırına atıp hunharca şehit ettiler. Nihayetinde Türk askeri, Milli Mücadele’ye destek olan kahraman kadınlarımız ve çeteler sayesinde Yunan’ı denize dökerek Nazife Kadın ve nice masum insanımızın intikamını aldılar.

Nene Hatun ile başlayan Türk kadınının memleketi düşmanlardan kurtarma çabası Milli Mücadele ile en üst noktalara taşınmıştır. İlknur Bektaş’ın hikâyesini kaleme aldığı Nazife Kadın da bunlardan sadece biridir.

İlknur Bektaş, Nazife Kadın,  Timaş Yayınları.

YORUM EKLE