Kadını mağdur eden kimi gelenekler

Seyyid Alizade’nin Şir’atü’l İslâm adlı mev’ize kitabında kadınlara okuma yazma öğretmenin mahzurlarına temas edilmekte ve değinilmektedir. Kadının eğitimi veya okuma yazma öğrenmesi veya öğretilmesi tavsiye edilmemektedir. Bu tavsiye, o günkü mer’i ve cari anlayışa uygun bir tavsiye idi. Mim Kemal Öke'nin Saray'daki Casus romanına konu olan Macar oryantalist Arminius Vambery’nin Orta Asya seyahati sırasında kendisine hazin bir biçimde Buhara gibi şehirlerde sadece bir veya birkaç kadının okuma yazma bildiği ifade edilmektedir. Iraklı tarihçi Cevad Ali de cahiliyet döneminde Mekke toplumunda okuma yazma bilenlerin bir avucun parmaklarını geçmeyeceğini kaydetmektedir. 15 veya 17 kişi olabilir. Raşit halifeler okuma yazma biliyorlardı. Dana sonra Medine’ye hicretten sonra Hazreti Peygamber okuma yazma seferberliği başlatmıştır. ‘El ilmu faridatün ala külli müslimin ve müslimetin/ İlim öğrenmek kadın erkek herkese farzdır’ diye meşhur bir hadis vardır. Kimi muhaddisler burada ‘müslime’ ifadesinin ilave ve metne katma olduğunu söylüyor. Kimileri de ziyade olduğunu düşünüyor. Zira “Müslim” denildiğinde vurgu kastedilmiyorsa hem erkek hem de kadını kapsamaktadır. “Müslüman herkese ilim farzdır” denilince bu ifade kestirmeden hem kadını hem erkeği kapsamaktadır.

Menzil cemaatinin atası kabul edilen Ahmet Haznevi dönemiyle alakalı şöyle çarpıcı bir ifade kullanmıştır. “Günümüzde bölgede helal lokma kalmamıştır. Zira kadınlar miras hakkından mahrum edilmektedir.” İktisadi veya sosyal çerçeveli birçok gelenek kadını mağdur sınıfına sokmaktadır. İslâm içinde ve dışında dinle bağı olmayan veya dinle bağı zamanla gevşeyen veya inhiraf çizgisine kayan birçok gelenek, kadını haklarından mahrum etmektedir. Bunlardan bazılarına temas etmek gerekirse, karşımıza en çok zarar veren gelenek olarak şu ana başlıklar çıkmaktadır:

Kızların okuma ve yazmaktan mahrum edilmesi.

İşlevsel maksatlarla kadınların bazı alanlara daha fazla yoğunlaşmaları, yönelmeleri tabiidir. Ev ekonomisi, öğretmenlik, hemşirelik ve doktorluk gibi hususlar da kadınların rüçhaniyet hakkı bulunmakta ya da sadareti vardır. Erkeklerin de mühendislik, inşaat gibi alanlar da rüçhaniyet hakları vardır. Seyyid Alizade gibi diğer mezheplerde de çeşitli nedenlerle kadınların eğitimine karşı çıkan isimler vardır. Bu mesele Taliban’ın uygulamalarıyla birlikte yeniden gündeme geldi. Kadın toplumun yarısını teşkil ettiğinden eğitimden mahrum edilmesi toplumun yarısının âtıl bırakılması anlamı taşımaktadır. Mutezile imamlarından Cahız da bu konuda tutucu çevreler arasında sayılıyor, gösteriliyor. Kayravanlı fakih el Kabisi de Seyyid Alizade gibi kadına geniş eğitim ağı ve alanı açılmasına karşı çıkanlar arasında yer almaktadır. Dini konuların dışında kadının eğitim almasının fitneyi körükleyeceği savunuluyor. Çağdaş İslâm düşünürlerinden merhum Muhammed İmare eğitim ve müteallik konularda kadın ile erkeğin tamamen eşit olduğunu savunmaktadır. Yusuf Kardavi de buna yakın değerlendirmelerde bulunmuştur.

Akraba evlilikleri

Bir başka husus da Yahudi toplumlarında olduğu gibi zenginliği aile içinde tutmak için evliliklerin aile içinde gerçekleşmesi hem kadına hem de erkeğe haksızlık olarak değerlendirilmektedir. Bu suretle mali zenginlik sağlansa da genetik zenginlik aşındırılmaktadır. Akraba evliliklerinden doğan genetik fakiri çocuklarda bazı hastalıklar zuhur etmektedir. Bu nedenle de akraba evliliklerine genel anlamda soğuk bakılmıştır. Özellikle de meselenin ekonomik çerçeveli düşünülmesi insan onur ve haysiyetine pek uygun değildir. Onun dışında Hazreti Fatıma’nın Hazreti Ali ile evlenmesi meselesinde olduğu gibi İslâm’da akraba evlilikleri yasak değildir. Fakat bunu ekonomik çerçeveli düşünmemek gerekiyor. Sürekli akraba çevrelerinde yapılan evlilikler üreme kalitesini düşürmektedir.

Berdel: Nikah takası

İslâm baştan beri takas suretiyle yapılan evliliklere karşı çıkmış ve buna nikah-ı şigar yani bedel/berdel demiştir. Bir arada bir dönem yoğun bir biçimde Batman ve çevresinde bu nikah çeşidinden dolayı kızların intihar ettikleri gözlenmiş ve rapor edilmiştir. Nikah-ı şigar veya nikah takası kadını meta haline getirdiğinden dolayı hoş görülmemiş ve çeşitli mezhepler bunun hürmetine(yasak-haram) kail olmuştur. Peygamber de (S.A.V.) hadisleriyle bu nikah çeşidini batıl saymıştır. Elbette beşik kertmesi gibi eski gelenekler de aynı kapıya çıkmaktadır.

Sati geleneği

Hindistan ve mücavir bölgede geçmişte erkeği vefat eden dul kadınlar yakılarak kocasının yanına gönderiliyordu. Bunu İslâm yasakladığı gibi İngilizler de kölelik meselesinde olduğu gibi Sati geleneğini yasaklamışlardı. Buna mukabil İngilizler 1857 yılında Hindistan’da İngiliz yönetimine başkaldıran 10 milyon civarında Müslüman ve Hinduyu öldürmüşlerdir. Buna “barbarlıktan öte barbarlık” demek mümkündür. İngilizlerin bu geleneği yasaklamasına ve bu yasağın devamına rağmen ferdi zeminde ve düzeyde bu gelenek yer yer sürdürülmektedir. Eşi ölen kadın kendisini tören için yakılan ateşe atmakta ya da intihar etmektedir.

Baad adeti ve geleneği

Afganistan veya Pakistan toplumlarına özgü geleneklerden birisi de Baad denilen adet ve gelenektir. Bilhassa Afganistan’da nüfusları 2.4 milyona ulaşan Koçiler (Türk kökenli koç ifadesinden mülhem) arasında yaygın bulunuyor. Suçlu ailenin kızlarını barış karşılığında kurban aileye hizmetkar olarak vermelerine baad denilmektedir. Bir nevi kız üzerinden günah çıkartma adeti diyebiliriz. Suçlu aile rüşvet olarak kızlarını mağdur aileye peşkeş çeker. Onlar da kinlerini ve öfkelerini verilen kız çocuğundan çıkartırlar. Baad, Afgan ceza yasasında (517'inci madde) bir cürüm ve suç olarak kabul edilmektedir. Ancak 18'ini doldurmuş kız veya dul kadın bu yasaktan istisna edilmektedir. Baad bir nevi yaşayan kölelik adetidir.

Kızları mirastan mahrum etmek

Bir diğer kötü gelenek ise kızları mirastan mahrum edilmesidir. Bu Türkiye de dahil bölgede yaygın olarak yaşanmaktadır. Erkekler lehine bayanlar mirastan mahrum bırakılıyor. Batı’ya gittikçe bu gelenek etkisini kaybediyor ve azalıyor. Lakin ülkemizin kuzey ve güney bölgelerinde kızların mirastan mahrum edilmesi yaygınlık kazanmaktadır. Bu vesile ile birlikte Menzil’in Suriye kolu veya bağlantılı olduğu Haznevi ailesinin önemli simalarından olan Ahmet Haznevi, günümüzde bölgede helal lokma kalmadığını zira kızların mirastan men edildiğini ve mahrum bırakıldığını ve bunun da haram malla helalın karışmasına yol açtığını ifade etmiştir. Böylece piyasada dolaşan mal mülk şüpheli hale gelmektedir. Kızların haksız yere mirastan mahrum bırakılması helal lokma ve rızkın azalmasını beraberinde getirmektedir.

Hediye vermekte kızlara eşit davranılmaması!

İslâm hukukuna ve peygamberin uygulamalarına göre baba çocuklarından birine hediye aldığı zaman diğerlerine de almalı ve eşitliği gözetmelidir. Hediye vermekte eşit davranmalıdır. Çocuklardan birisini kayırma ve tercih doğru değildir. Miras meselesinde olduğu gibi hediye meselesinde de kızlar aleyhinde bir uygulama göze çarpmaktadır. Hayatta dağıtılacak mal veya hediyelerde çocuklara eşit davranılması dinimizin bir hükmüdür. Lakin bu kural maalesef keyfi olarak esnetilmekte, ihlal edilmekte ve gözetilmemektedir. Kısaca, hayatta iken mal paylaştırmada kızlar da erkekler kadar eşit hak sahibidir.

YORUM EKLE

banner26