Jacinda Ardern ve Yeni Zelanda olayının düşündürdükleri

14 Mart 2019 Cuma günü Yeni Zelanda’nın Christchurch şehrindeki iki camiye düzenlenen terör saldırısında çok sayıda Müslüman kardeşimiz hayatını kaybetti. Bu sıradan bir terör hadisesi değildi. Irkçı bir terörist tarafından işlenmiş büyük bir katliamdı. Müslümanların en kutsal saydığı günde ibadetlerinin en makbul olacağı saatlerde bir Cuma günü gerçekleştirilmişti.

Meselenin bu boyutundan daha çok olayın ardından meydana gelen gelişmeler üzerinden konuya yaklaşmak istiyorum.

Yeni Zelanda başbakanı Jacinda Ardern genç bir siyasetçi. 38 Yaşında ve İşçi Partisi milletvekiliyken 2017 yılında yapılan parlamento seçimlerinde Yeşiller Partisi tarafından desteklenen azınlık hükümetinin başbakanı olarak yönetimi devralıyor. Geçtiğimiz yıl bir kız çocuğu dünyaya getirerek anne oluyor.

Jacinda Ardern’in ülkesinde yaşanan bu olayın ardından yaptıkları insanlık tarihinde görüp görebileceğimiz en duygusal en inandırıcı adımlar olarak kayda geçiyor. Hayatını kaybedenlerin ailelerine verdiği desteğin yanı sıra bütün bir Yeni Zelanda halkıyla birlikte ülkesinde yaşayan Müslümanlarla bir dayanışma seferberliği içine girmesi hayranlık uyandırıyor.

Jacinda Ardern’in olayın ardından verdiği ilk mesaj; “Biz siziz, siz de bizdensiniz, hayatını yitirenlerin aileleri için adalet yerini bulacaktır” oldu. Bu sözlerle ülkesindeki Müslüman halkla kardeşlik ve dayanışma içinde olacaklarının, terörü ve şiddeti tüm Yeni Zelanda ulusu olarak birlikte alt edeceklerinin kararlılığını gösteriyordu.

Siyah bir başörtüsü takarak hayatını kaybedenlerin cenaze törenlerine katılması ve şehit yakınlarını tek tek teselli ederek onlara bir anne bir kardeş şefkatiyle uzun uzun sarılmasını hayranlıkla izlemeye başladık. Adeta özlediğimiz kardeşlik hislerine, uzun yıllar için için hasretini çektiğimiz duygulara tercüman oluyordu. Onları öylesine içten kucaklıyordu ki, Müslüman kadınların kalplerinde hissettikleri teselliyi hep birlikte biz de dünyanın bir başka ucunda yüreklerimizde hissediyorduk.

Yeni Zelanda parlamentosunda özel oturum

Yeni Zelanda başbakanının yaptıkları bunlarla da sınırlı kalmadı. Parlamentoda yaptığı özel bir oturumda meclisi ve tüm ulusu Allah’ın selamı ile selamlayarak başladığı konuşmada, bütün dünyaya terörizmi birlikte yeneceklerinin mesajını veriyordu. Tüm Yeni Zelanda ulusunun kalplerine sevgiyi yerleştirerek ve nefreti yüreklerinden silip atarak bunu yapacaklarını işaret ediyordu. Aynı oturumda Yeni Zelanda meclisinde, Bakara Suresi’nin aşağıya mealini aktardığım 153, 154, 155 ve 156. ayetleri okunuyor ve büyük bir saygıyla ayakta dinleniyordu.

“Ey iman edenler! Sabır ve namazla yardım dileyin. Şüphesiz Allah sabredenlerin yanındadır.” (153)

“Allah yolunda öldürülenler için ölüler demeyin. Hayır, onlar diridirler, fakat siz bilemezsiniz.” (154)

“Andolsun ki sizi biraz korku ve açlıkla; mallardan, canlardan ve ürünlerden eksiltmekle sınayacağız. Sabredenleri müjdele!” (155)

“Onlar, başlarına bir musibet geldiğinde, ‘Doğrusu biz Allah’a aidiz ve kuşkusuz O’na döndürüleceğiz’ derler.” (156)

Bundan sonra bütün Yeni Zelanda halkı camilere akın etti. Kadınıyla erkeğiyle, cami kapılarında, namaz kılan Müslümanların arkasında nöbet tutan Yeni Zelandalıları gördük. Stadyumlarda ve meydanlarda İnsanların büyük bir saygıyla ezan dinlediklerine yas tuttuklarına şahit olduk. Acınızı paylaşıyoruz ve inancınıza saygı duyuyoruz dercesine, küçük çocukların camilerde topluca secdeye kapandıklarını büyük bir duygusallıkla izledik. Yeni Zelanda radyo ve televizyonlarında ezan sesleri duyuldu.

Bunlar bir ulusun insanlık gösterisiydi. Yüreklerin nasıl toplu çarptığını bize en canlı örnekleriyle sunan, Müslümanlar olarak kaybettiklerimizle bizi yüzleştiren sanki ilahi bir hatırlatmaydı.

İslam dünyası ve Müslüman bireyler olarak nefreti ve ayrışmayı ortadan kaldırmak için biz ne yapıyoruz? İslam’ın bize öğrettiği en büyük ders olan “İyiliği yeryüzüne hakim kılmak için” hangi adımları atıyoruz? Kavga ve şiddetin önüne set çekmek için yeni duvarlar mı inşa ediyoruz yoksa var olan duvarları da mı yıkıp yok ediyoruz?

Tam da Yeni Zelanda’da bu olaylar devam ederken saldırı anında eşini kaybetmiş Müslüman bir adam çıkıyor, hüzünlü ve naif sesiyle tüm dünyaya karşı, bir katile verilebilecek en güzel cevabı veriyordu:

“O’na sarılmak ve onu affettiğimi söylemek istiyorum. Eğer bir annesi varsa ona da sarılmak istediğimi söylemek istiyorum ve annesine, sana bir yakınım gibi davranacağım demek istiyorum. Eğer bir kız kardeşi varsa, ona da sarılmak ve bütün kalbimle ona da kız kardeşim gibi davranacağımı söylemek istiyorum. Eğer bir ihtiyacı olursa beni her zaman arayabileceğini söylemek istiyorum.”

Nefreti ortadan kaldırmak bir insanlık görevidir

Yeni Zelanda’da geçtiğimiz cumadan bu yana yaşananların bize hatırlattığı çok fazla şey var. Jacinda Ardern’in insanlık adına attığı adımlardan, Yeni Zelandalı Müslüman toplumun kardeşlik mesajlarından alacağımız büyük dersler var.

Nefreti ortadan kaldırmak bir insanlık görevidir. Biz sevgiyi gönüllerimize yerleştirmek için hangi adımları atıyoruz? Birlikte yaşadığımız, nefes alıp verdiğimiz aynı coğrafyanın aynı toprakların kaderini paylaştığımız kardeşlerimizle bile barış içinde yaşamayı beceremiyoruz. Ortak bir sevgi dili geliştiremiyoruz.

Allah Yüce Kur’an’da birçok ayette bize kardeş olmamızı, barış ve esenlik yolunu tutmamızı tavsiye ediyor. Affetmenin büyük bir erdem olduğunu hatırlatıyor. Bize tavsiye edilen en büyük öğütlerden biri kötülüğü iyilikle savmak değil mi? Bizler ancak İslam ahlakını üzerimizde taşımakla yükümlüyüz. Hidayeti, doğruluğu, tevhidi kalplere yerleştirecek olan sadece Allah’tır.

Kasas suresi 54, 55, 56. ayetlerle Yüce Allah şöyle buyuruyor;

“İşte sabretmelerinden ötürü onlara mükafatları iki defa verilecektir. Onlar kötülüğü iyilikle savarlar, kendilerine verdiğimiz rızıktan Allah rızası için harcarlar.”

“Onlar boş söz işittikleri zaman ondan yüz çevirirler ve ‘Bizim yaptıklarımız bize, sizin yaptıklarınız size; esen kalın, bizim cahillerle işimiz yok’ derler.”

“Kuşkusuz sen istediğini hidayete erdiremezsin. Ama Allah dilediğini hidayete erdirir ve hidayete erecek olanları en iyi O bilir.”

Yeni Zelanda’daki Müslüman ve gayrimüslim halk, her türlü aşırılığa, terörizme, ayrımcılığa ve tabi olarak kötülüğe topyekûn iyilikle karşılık veriyor. Müslümanların büyük çoğunluğuysa böylesine kritik bir süreçte birbirlerini dışlamakla ve ötekileştirmekle meşgul. Oysa biz; “İman etmediğiniz sürece cennete giremezsiniz, birbirinizi sevmedikçe de gerçekten iman etmiş sayılmazsınız” diyen bir peygamberin ümmetiyiz.

Kimin mağfiret bulacağını, hangi sebebin İslam’ın yeniden kalplere yerleşmesine öncülük edeceğini biz bilemeyiz. Onu Allah bilir. Biz imanımızı tevhid dairesinde anlamaya, yaşamaya gayret etmek zorundayız. Meryem suresi 96. ayet çok anlamlıdır:

“İman edip dünya ve ahiret için yararlı işler yapanlara gelince, Rahman onlar için gönüllerinde bir sevgi yaratacaktır.”

İçeride ve dışarıda İslam dünyasının tam anlamıyla bir dip dalga yaşadığı bu süreçte Yeni Zelanda örneğinden alacağımız büyük dersler olmalıdır.

İnanıyorum ki orada yaşananlar yeni bir uyanışın ayak sesleri olacaktır.