İyi, doğru ve güzel düşünme: Açık Ufuk

İbrahim Kalın’ın son eseri Açık Ufuk, İnsan Yayınları tarafından okuyucuyla buluşturuldu. Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü olarak tanıdığımız İbrahim Kalın, yazdığı kitaplarla düşünce dünyamıza fayda sağlıyor. Aynı zamanda bir fotoğraf çekme tutkunu olan Kalın, bağlamasıyla çok güzel türküler de söylüyor.

İbrahim Kalın, Açık Ufuk adlı eserinde iyi, doğru ve güzel düşünmenin muhtevasını ele alıyor. Tefekkürü, teenniyi, hikmeti, aklı, bilgiyi, varlığı anlatırken bunların insan hayatındaki ehemmiyetini muhtelif açılardan irdeliyor. Düşünmenin evrenine giren Kalın, hayli ayrıntılı tahlillerle insan zihninin yol haritasını inceliyor. Bunu yaparken tefekkür mefhumunu daha etraflı değerlendirerek varlık ve hayat üzerinden aktarıyor. Ayrıca hayatın anlamı ve insanın kendini bilmesi üzerine hayli kapsamlı bakış açısı geliştiriyor ve ufuk açıcı bilgiler sunuyor.

Düşünmek çile ister

Yazar, kitabın girizgâh bölümünde düşünme eylemine değiniyor. Kelimenin terminolojisini anlatırken eski Türkçeden türetildiğini ve ‘’tüş-mek’’ kökünden geldiğini ifade ediyor. Düşünmek düşmek demektir. Yani, bir şeyin içine, derinine girmektir. Gördüğümüz, duyduğumuz, hissettiğimiz etkileri zihnimizde yoğurmaktır. İbrahim Kalın, düşünmenin birçok manayı içinde barındırdığını ifade ediyor. ‘’Düşünmek, fiziki dünyadan gelen verileri zihnimizde belli bir soyutlama düzeyinde yeniden kurgulama fikrini tazammun eder.’’ (s.10) Yazara göre düşünmek pek tabii çileli bir iştir. Zira düşünen insan, konfor alanını terk eder ve zihnini meşgul eden her şeyi düşünür. Ancak bu, basit ve alelade bir düşünme değildir. Dilsel bir eylemden ziyade varoluşsal bir yolculuktur düşünme. Nitekim düşünme; öğrenmek, sorgulamak ve yeni keşifler yapmak üzere bir yolculuğa çıkmaktır. Bu yolculuk insanın hayatı anlamlandırması ve kendini bulmasıyla da ilişkilidir.

İbrahim Kalın, düşünmeyi daha da derinleştirip tefekkürle bütünleştiriyor. Tefekkürün herhangi bir alana hapsedilemeyecek ölçüde geniş bir gayret olduğunun altını çiziyor. Şuna dikkat çekiyor Kalın, ‘’Varlığın manasını nesnelere ve olgulara indirgeyen bir düşünce biçiminin inşa ettiği varlık tasavvuru, görünenin ötesine uzanmak isteyen her tefekkür çabasını işlevsiz ve anlamsız görmeye mahkumdur.’’ (s.13) Burada salt fiziki varlık üzerine düşünmenin tefekkürle bağdaşmayacağının altını çiziyor. Kaldı ki öncelikle varlık tasavvurumuzu yerli yerine koymamız gerekir. Aklını, kalbini, vicdanını ve merhametini yitiren insanın hem kendisiyle hem de yaratıcıyla sağlıklı bir ilişki kurması mümkün değildir. Dolayısıyla doğru bir tefekkür için bazı hasletleri haiz olmak gerekir.

Tefekkür, modern çağın meditasyonu asla değildir. Esaslı ve ciddi bir alt yapı gerektirir. ‘’Tefekkür, varlığı ve kendimizi bilerek bulmayı amaçlar; araçsal ve faydacı varsayımların ötesinde bir çabayı gerektirir.’’ (s.30) Klasik düşünce tekniklerinin, insanın bu hikmetli yolculuğuna katkı sunması sınırlıdır. İnsanın kendini tanıma çabası olan meditasyon, klinik ve teknik bir gayeye dönüşürse manasını ve maksadını kaybeder.

Düşünmek yola çıkmaktır

İbrahim Kalın, ‘’Düşünmek, herhangi bir yola değil bizi hakikate götürecek yola koyulmaktır; Eflatun’un mağarasından çıkmak için ayağa kalkmaktır.’’ diyor. Mağaradan çıkmak, tehlikeli ve cesurca bir iştir. Dışarda görünen işaretler ve izler insanın zihni âleminde yer edinir. Düşünmek, işaretleri okumayı öğretirken aynı zamanda istikameti de gösterir. Dolayısıyla düşünen insan, istikamete erişir. Kalın’a göre ‘’Görmek fiili tefekkür/düşünce eyleminin anlamını kavramak açısından özel bir öneme sahiptir.’’ (s.37) Zira insan, gördüğü üzerine çeşitli manalar üretir. Örneğin, muhteşem bir sanat eserini gören kişi, onu düşününce zihninde yeni ufuklar zuhur eder. O sanat eseri, düşünceyi yoğurur ve hem aklımızı hem de kalbimizi besler.

Düşünme ve aydınlanma kavramları üzerinden anlatısını sürdüren Kalın, aydınlanma kelimesine değinerek bazı sorular soruyor ve hakiki manada aydını sorguluyor. Burada insanın aydınlanmayı; aklıyla, kalbiyle ve tüm varlığıyla hakikat ışığına yönelmesi durumunda elde edebileceğini aktarıyor. Hikmet ve erdem süzgecinden akan tefekkürle akli ve ahlaki anlamda mutluluğun kapısının aralandığını ifade ediyor.

Varlığın keşfi: Tefekkür

İbrahim Kalın varlık kavramıyla ilgili mülahazalar sunuyor. Var olmanın bulmak ve bulunmak eylemleriyle tamamlandığını anlatıyor. Varlığın keşfine dair Molla Sadra’dan, Heidegger’den ve Wittgenstein’den örnekler veriyor. Varlığın idrak edilmesi gereken önemli bir alan olduğunu vurguluyor. Vücud kelimesinden hareketle Allah’ın insanlara varlık bahşettiğini ve onları hikmetle bir gaye üzerine yarattığını söylüyor. ‘’Hikmet ve rahmet sahibi Yaratıcı’nın ‘icad’ ettiği varlıkların zati anlamı, bu yaratma eyleminden gelir.’’ (s.73)

Yazar; varlık üzerine düşünmeyi, var olan şeylerin özü üzerinde düşünmek değil varlığın manası ve hikmetine ilişkin tefekkür etmektir, diyor. Tefekkür vasıtasıyla varlığı bulmaya çalışmak ‘’Neden varım, nasıl olmalıyım?’’ sorularını da içine alır. Descartes’in meşhur ‘’Düşünüyorum, o hâlde varım.’’ sözüne atıf yapan Kalın, düşünmenin insanın özünü tanımlayan en temel faaliyet olduğunu hatırlatıyor. ‘’İnsanın özü düşünmektir ve maddenin yokluğu bu özü ortadan kaldırmaz. İnsanın özünün düşünmek olması, ona kendi gerçeğini nerede araması gerektiğini hatırlatır: İnsan bedensel ihtiyaçlarını karşılamak için değil, özündeki düşünce cevherini ortaya çıkarmak için bu dünyaya gönderilmiştir. Düşünmeyen insan, var olma iddiasında bulunamaz.’’ (s.90)

Akıl, bilgi ve hikmet üzerine

Kitabın sonlarındaki bu bölümde akıl, bilgi ve hikmet kavramlarından bahsediyor yazar. Akıl olmadan düşünce olmayacağını ifade ederken düşünceyi aklın çıkarlarına hapsetmenin de rasyonellikten uzak olduğunu aktarıyor. Aklın çok önemli bir nimet olduğunu vurgularken salt teknik ve pragmatist aklın yozlaşacağını önemle belirtiyor. Üstelik yozlaşmış aklın çok tehlikeli neticelere gebe kalabileceğinin altını kalın harflerle çiziyor. ‘’İnsan kendine bir ev yaptırır ama bu evde huzur içinde oturup oturamayacağını bilemez. Güzel bir kadınla evlenir ama bunun ona mutluluk getirip getirmeyeceğini bilemez.’’ (s.104) Sokrates’in de dediği üzere sadece aklına güvenen hüsrandadır. Akıl; kalp, zihin ve ruhla birleşmediğinde nakıs kalır. Modern rasyonalist düşünce akıl ve mantığı öne çıkararak insanı mekanikleştirme gayretindedir. İşte bu noktada hikmet kavramı devreye girer. ‘’Akla ve duygulara istikamet kazandıran şey hikmettir.’’ (s.117) Hikmet, bir şeyin esbabımucibesini ortaya koyar. Yapılan her işin hikmetini kavramak gerekir. Hikmeti kavramadan hüküm vermek aklın skandalıdır diyor, yazar. Mamafih temel sorunlarımızdan birinin hayatımızdaki hikmet eksikliği olduğunu belirtiyor. Hikmet; iyiliği, doğruluğu ve güzelliği kavramaktır. Hikmetin olmadığı yerde hep bir şeyler eksik kalır.

Hayatın anlamı nedir?

“Varlık, akıl ve hikmet açısından baktığımızda hayatın bir anlamı var mı?” sorusuyla zihinleri uyandırıyor yazar. Anlam kavramının manasını yitirdiğinden dem vuruyor. Kapitalizmin faydacı yaklaşımıyla hayatın anlamına ilişkin esaslı düşüncelerin yaralandığını anlatmaya çalışıyor. Varlıklara maddi çıkarlar doğrultusunda önem verildiğini ve bunun da anlamı yok ettiğini aktarıyor. İnsanın hayatına anlam veren şeyleri modern tüketim döngüsü üzerinden yorumlamasının normalleştiğini ifade ediyor. Çağımızın modern telakkisi ‘’anı yaşa’’ sloganını eleştiriyor. ‘’Bazıları için hayat bir oyundur. Bedeli ne olursa olsun kazanılması gereken bir oyun. Kimileri içinse şovdur. Ekranın cazibesine esir olmuş beğenilerin hayatındaki dramı ortadan kaldıracağını zanneden ruhların başrolde olduğu bir hayalet şov.’’ (s.139)

Yazara göre hayatın anlamı, kişinin evreni ve kendisinin bu evrende ne yaptığını sorgulamasıyla da ilişkilidir. Zira evren üzerinde yaşayan, insanlarla ve canlılarla bütündür. ‘’Varlıklar üzerinde düşünmek, insanın aklının ve kalbinin Yaratıcı’ya yakınlaşması için bir vesiledir.’’ (s.142) ‘’Hayatın anlamı var mı?’’ sorusu kişiden kişiye göre değişir yahut herkes, kendi yaşantısı ve inanışları mesabesinde yanıt verir. Diğer yandan aynı soru aslında “Allah’a inanıyor musun?” sorusunu da içerir. Zira Allah’a inanan kişi, hayatın anlamının olmadığını katiyen düşünmez.

Yazar hayatın manasına ilişkin mevzudan bahsederken Aristo’dan ve Farabi’den de pasajlar aktarıyor. ‘’Aristo’ya göre biyolojik manada herkes bir hayat yaşar. Fakat ancak akıl ve erdeme sahip olanlar iyi bir hayat yaşar. İyi hayat bireysel tercihlerin ve toplumsal rollerin ötesinde akıl ve erdemin yönlendirdiği tefekkür, teemmül, muhasebe ve muhakemeye dayalı bir yaşamı ifade eder.’’ (s.149) Hülasa, insanın yaratılış amacı Allah’a kulluk edip emanetine sahip çıkmasıdır. Bu minvalde hayatın anlamı da yaratılış maksadımıza muvafık bir yaşam tarzıyla Yaratıcı’nın rızasını kazanmaya çalışmaktır.

İbrahim Kalın yazdığı bu eserle zihni melekelerimizi aydınlatıyor ve ufkumuzu açıyor. İyi, güzel ve doğru düşünmeyi; aklı, bilgiyi ve hikmeti anlatıyor. Tefekkürün bir yolculuk olduğunu vurgularken hayatın anlamıyla ilişkisini dini temeller üzerinden aktarıyor. Evrendeki varlığımızın sınırlarını çiziyor. Kendini bulmanın ve kendini bilmenin ehemmiyetine değiniyor. Zira kendini bilen, Rabbi’ni bilir. Rabbi’ni bilen de kendini bulur. ‘’Sözü fazla uzatmayalım. Şimdi susalım ve düşünmeye başlayalım.’’ (s.181)

KALIN, İbrahim, Açık Ufuk, İnsan Yayınları, İstanbul, 2021.

                                                                                                  

YORUM EKLE

banner19

banner26