İyi bir yöneticinin olmazsa olmaz hususiyetleri nelerdir?

‘Yanlış üslup doğru sözün celladıdır.’

Sizce yönetici olarak doğulur mu yoksa yönetici olunur mu?

Başka bir şekilde sormam gerekirse yöneticilik doğuştan kazanılan ve geliştirilebilir bir yetenek midir yoksa eğitim ile kazanılabilecek bir donanım mıdır?

Bu derin tartışmaya taraf olmak istemem ama bence yöneticinin kişilik özellikleri yöneticiliğe uygun olmalıdır. Yöneticinin konumunu güçlendiren, inandırıcılığını arttıran, yönetim alanında başarısını doğrudan belirleyen kişiliğinin yani fıtratının büyük önemi vardır. Kişilik özellikleri son derece önemli olsa da tek başına yeterli değildir. Bu zeminin üzerine bilgi, tecrübe, sabır, öğrenme isteği ve zamanla geliştirilebilir kişisel özellikler eklenmelidir.

İyi bir yöneticinin yönetimi altındaki kişiler; çalışma huzuru ile güvenle ve yaptıklarına inanarak çalışırlar. Bu durum ise çalışma ortamında mutlu olmayı, iş ile barışık olmayı birlikte getirir. Bulunduğu iş ve sosyal çevresinde itibarı olmayan bir kişinin, verilecek görev ya da ünvanlar ile itibar kazanabileceğini düşünmek doğru değildir.

‘Muteber olmayanın, mutemet olması hiç mümkün değildir.’

Yönetici, yöneteceği alana ilişkin yeterli bilgi ve deneyime sahip olmalıdır. Bilgi ve deneyimi yetersiz yönetici; astlardan bir ya da birkaçına işi teslim etmek suretiyle, işleri yürütmeye çalışabilir. Ancak bu durumda, kısa zamanda alan üzerindeki etki ve kontrolünü kaybeder, saygınlığına, tarafsızlığına ve adil duruşuna gölge düşürür. Yönetiminde çalışanlar, asıl yetki sahibi olan ast personele yöneleceklerinden, yönetici sistemin dışında kalır.

Yönetici olarak atanan bir kişinin iş geçmişi, atandığı alanın dışında ise yöneteceği alana ilişkin deneyiminden bahsetmek mümkün olmayacaktır. Hayatını şantiye yöneticiliği ile geçirmiş bir kişiyi, başka bir kuruluşun güvenlik bölümü yöneticisi yaptığınızda, her ikisinin de yöneticilik olduğunu söyleyemezsiniz. Bu sebeple yönetici olarak atanan kişinin genel yöneticilik deneyiminin dışında, yöneteceği alana ait mesleki deneyiminin de olması, alanını bilerek yönetmesi açısından önemlidir.

Yönetici tutarlı ve istikrarlı bir kişiliğe sahip olmalıdır. Yöneticilik için gerekli başka bir özellik ise özgüvendir. Özgüven; kendisine, tercihlerine, yaklaşımlarına inanma ve güvenme ile başlar. Burada ölçülü olmak, diğer niteliklerde olduğu gibi önemlidir. İyi bir yönetici; birimini, kurumunu üst yöneticiler ve diğer birim ya da kurumlar nezdinde en doğru ve saygın şekilde ifade eder. Yönetici olacak kişi menfaatine düşkün olmamalıdır. Yönetici ölçüsünü kontrol ettiği hırsını, doğru amaçlara yönlendirmelidir. Yönetici güvenilir olmalıdır. Güvenilir olmak öncelikle itibarlı olmayı gerektirir. Yönetici ılımlı, ölçülü ve soğukkanlı kimsedir. Yöneticinin yönetim seviyesine uygun sosyal becerileri ve bunun bir parçası olarak sosyal yeterliliği olmalıdır.

İyi bir yönetici; hangi seviyede yöneticilik yaparsa yapsın, yönettiği alanda görevli tüm ast çalışanların gözünde öncelikle ‘lider’ olmalıdır. Lider olmak, yönetici olmaktan çok daha zor ve farklı özellikler gerektiren bir durumdur. Lider olma vasfını, yönetilenlerin algıları belirler. Eski Türklerde, isim almak için çocukların yetişip bir başarı elde etmeleri gerektiğine ilişkin, adetlerden bahseden destanlarımız vardır.

Bir yöneticide olması gereken özelliklere ilişkin, yüzyıllardır birçok söz söylenmiş, birçok çalışma yapılmıştır. Bu çalışma ya da değerlendirmelerde çoğu defa birbirine yakın özelliklere işaret edilmesi hiç şaşırtıcı değildir. Tarih boyunca bu ana özellikler birbirlerine benzer şekilde tekrar edilmiştir. Yöneticinin taşıması gereken özellikler konusunda Ahmet Vefik Paşa’nın (1823-1891) derlemesi anlamlıdır. 19 M kuralı olarak isimlendirilen bu özellikleri sizinle paylaşmak isterim:

1. Muvaffak (Başaran)

2. Muteber (İtibar sahibi)

3. Mutena (Seçilmiş)

4. Mutedil (Ilımlı)

5. Mu’tezim (Azimli)

6. Muvakkit (Zamanını iyi yönetebilen)

7. Muzaffer (Kazana)

8. Müdebbir (Tedbirli)

9. Mütefekkir (Fikir üreten)

10. Müferrih (Ferahlatan)

11. Muhibbi (Muhabbeti Seven)

12. Mükrim (İkram eden)

13. Mültefit (İltifat eden)

14. Mümeyyiz (İyiyi kötüden ayırt eden)

15. Münevver (Aydın)

16. Mübeşşir (Müjdeleyici)

17. Mübeccel (Saygı gösterilen)

18. Mücerrib (Tecrübeli)

19. Müheyya (Amade)

Herhangi bir seviye yönetici olarak atanan kişi, yapacağı işte; kendisine, temel kişiliğine de uygun olacak şekilde bir yol haritası çizecektir. Bu yol haritasında, mutlaka hedefler olmalıdır. Yönetici olmanın beraberinde getireceği bir kısım yetkiler, yani bir güç olacağı muhakkaktır. İşte bu noktada yöneticinin önünde iki yol vardır. Ya salt gücüne ya da adaletine ve bilgisine dayanacaktır. Güce dayanmayı tercih etmek, yönetici açısından en kolay yoldur. Otorite sağlamanın en kolay en kestirme yoludur. Yöneticilikte daha sert ya da daha munis olunabilir. Bu biraz temel kişilikle ilgilidir. Güce dayanan ya da salt otorite olan yöneticiler dışa kapalı olurlar.

Biliyoruz ki 1970’lerin, 80’lerin, 90’ların neslinden farklı bir nesil ile karşı karşıyayız. Eğitim düzeyi daha yüksek, algısı açık, teknoloji ile büyümüş, hak arama anlayışı gelişkin, bireyci, sosyal medya üzerinden hemen organize olabilen, bilgiye ulaşımı hızlı, daha cüretkâr ve sabırsız bir kuşak ile karşı karşıyayız. Böyle bir kuşakta geçtiğimiz yüzyılın otoriter ve salt disipliner yaklaşımını ortaya koymak ve karşılaşılacak her türlü sorunu bu yaklaşımla çözebileceğini düşünmek, aspirin ile tüm hastalıkları iyileştirebileceğine inanmaktan öte bir anlayış değildir.

Yönetici eğer referans noktası olarak, salt gücünü değil de adaletini ve bilgisini almaya karar verirse yöneticilikte daha zor olan, ancak daha sonuç odaklı, daha verimli yolu seçmiş demektir.

İnsanı sevmek; iyi bir yönetici için en önemli, olmazsa olmaz denilebilecek motivasyon sebeplerindendir.

Peygamber Efendimiz; ‘İnsanların en hayırlısı, insanlara faydalı olandır’’ buyurmaktadır. Bu düstur aslında ifade etmeye çalıştığımız motivasyon kaynağını, aynı zamanda bir hedef olarak çağlar üstü bir açıklamadır.

Yürekten çıkan yüreğe gider, yürekten çıkmayan ırağa gider.

Çinli filozof Konfüçyüs’e sorarlar: ‘Bir ülkeyi idare etmeye çağrılsaydınız, yapacağınız ilk iş ne olurdu?’ diye. Konfüçyüs cevap verir; “İşe önce dili düzeltmekle başlardım. Çünkü dil bozulursa kelimeler düşünceleri anlatamaz. Düşünceler iyi anlatılmazsa, yapılması gereken işler yapılmaz. Görevler gereği gibi yapılmazsa töre ve düzen bozulur. Töre ve düzen bozulursa, adalet yoldan sapar. Adalet yoldan saparsa, şaşkınlık içine düşen halk ne yapacağını, işin nereye varacağını bilemez. Bunun içindir ki hiçbir şey dil kadar önemli değildir.”

İletişim; kişiler arasında, duygu, düşünce, bilgi ve haberlerin, akla gelebilecek her türlü biçim ve yolla, kişiden kişiye karşılıklı olarak aktarılması olarak tanımlanabilir.

Can Yücel’in çok sevdiğim bir şiirinde dediği gibi;

“Ne renkli olursa kaşın gözün

Karşındakinin gördüğüdür rengin…”

Tıpkı Mevlana’nın; ‘Ne kadar bilirsen bil, söylediklerin karşındakinin anladığı kadardır’ derken vurgu yaptığı gibi önemli olan anlattıkların değil, karşıdakine ulaşanlardır. Benzer bir şekilde; iletişimde, anlaşıldığın kadar anlatabilirsin dersek yanlış olmaz.

Yöneticilik; herkesten çok daha fazla zorluklara göğüs germeyi, mücadele etmeyi, sorumluluk taşımayı, sabretmeyi, fedakarlığı, uyanık olmayı, değerlere sahip çıkmayı gerektiren görev sahasındaki en zor pozisyondur.

Nizamü’l Mülk’ün ‘Siyasetname’ adlı muhteşem eserinde anlattığı Nuşirevan’ın sarayın kapısına astırdığı zincir ve zillerin hikayesini biliyor musunuz? Eğer bilmiyorsanız mutlaka okumanızı öneririm. İşte yaklaşık dokuz yüz elli yıl önce yazılmış bu hikayedeki o zincir, bugün halen her yöneticinin kapısında olması gereken bir duyarlılıktır.

Yöneticinin mütevazılığı apayrı bir konudur. Her davranışta olduğu gibi burada da her şey dengeli olmalıdır. Görevin gerektirdiği, ciddiyet ve vakur duruşla, doymamış bir kişiliğin doyurulmaya çalışıldığı azgın bir kibir’i birbirinden ayırt etmek gerekir.

Hz. Muhammed (sav); ‘İş ehline verilmezse kıyamet yaklaşmıştır’ buyurmuştur. Bunu sadece alemin kıyameti olarak değil, bozulmuş devlet yapılarının, kurumların, bozulmuş şirket yapılarının kıyameti olarak da yorumlarsak hata yapmamış oluruz diye düşünüyorum.

Kararını doğru ve haklının yanında değiştirmek, zayıflık değil erdemdir.

Adalet, beden ve ruh ile birlikte taşınan, insan olma ayrıcalığının sağladığı bir erdemdir.

“Neden yöneticilik, Yöneticinin sistem içindeki önemi, Yönetici belirlenmesinde dikkat edilmesi gereken hususlar, Yöneticinin görevleri, nitelikleri, stratejileri, Yöneticinin motivasyonu, Başarılı ve iyi iletişim, Halkla ilişkiler, halkla iletişim, Empati, Ast çalışanlarla ve hizmet alanlarla görüşme, Sorumluluk üstlenme ve iş organizasyonu, Planlama, Yöneticinin iş hakimiyeti, Yöneticinin mütevaziliği ve bunun ölçüsü, Çalışma düzeninin oluşturulması ve insan kaynaklarının kullanılması, Karar alma süreçleri, Toplantılar ve müzakere yöntemi, Karma toplantılar ve çalışma ziyaretleri, Yöneticinin adaleti, Yöneticinin tarafsızlığı, Sorunlu personele yaklaşımlar, Kurumsal değerler, Kriz yönetimi, Kurumsal huzur ve uyum konusu, Takım çalışması, Yöneticinin esnekliği, Yöneticinin gelişmelere açık olması, Kararlılık, Yöneticinin öngörü sahibi olması, Sunum, Denetim, Eğitim, Temsil meselesi, Genel olarak zaman yönetimi”  bölümlerinden oluşan ve Harf Yayinları’ndan çıkan Enis Yavuz Yıldırım’ın Yönetme’nin Yöntemi isimli bu kitabını okumanızı öneririm.

         

YORUM EKLE
YORUMLAR
Mehtap Şafak Esen
Mehtap Şafak Esen - 2 ay Önce

Okurken kafamı doğrular şekilde sallayıp durduğum keyifli, öğretici ve de sorgulatıcı bir yazı. Bilgi ve tecrübe paylaşımı için yazarı kutlarım.

Hakkı E.
Hakkı E. - 2 ay Önce

Ellerinize sağlık İkbal hanım, sizin yönetiminiz bünyesinde çalışan birisi olarak bu makalenizi okurken sanki sizi sizden dinliyor gibi hissettim. Bize kattığınız her şey için teşekkür etme fırsatını her bulduğumda yineleyeceğim :)

Sevgiler.

banner26