İyi bir okuyucuda olması gereken özellikler

İnsanları kitap okumaktan alıkoyan başlıca iki faktör, bilinç zayıflığı ve tembelliktir. Bu temel tespitten sonra iyi bir okuyucuda olması gereken vasıfları şöylece sıralayabiliriz:

Kitaba âşık olup, ona gönlünü verir

Okumada sebat etmelidir. İçimizde devamlı okumak aşkı ve şevki olmalıdır. Özünde aşk olmayan hiçbir çaba tam anlamıyla başarılı olamaz. Toprağın yağmura sevdalandığı gibi âşık olmalı kitaba. Edison kendisine dâhi olup olmadığını soranlara: “Çalışmalarımın yüzde biri  ilham, yüzde doksan dokuzu ise alın terimdir” karşılığını vermiştir. İstiklâl şairimiz Mehmet Akif Ersoy’un “Şiirin yüzde onu ilhamla yüzde doksanı gayretle yazılır” sözü de bir işi yaparken sabretmenin ne kadar önemli olduğunu açıkça ortaya koymaktadır. Ölüme gideceğini bilerek İpek böceği kozasını örer mi aşk olmasa? Arı kilometrelerce dolanır mı bir gram bal için? Karlı dağlar sabırla baharı niçin bekler sanırsınız? Bulutlar rahmeti niçin taşır? Anne niçin şikâyet etmez yükünden? Fuzuli boşuna “Aşk imiş her ne var âlemde/ İlim bir kıyl ü kal imiş ancak” demiş olamaz. Her işin başı aşk olur da aşksız okunur mu? Aşkla yazılmayan kitap yüreğe dokunur mu?

Önyargıyla eline aldığı kitabın kendisine bir şey kazandırmayacağını bilir

İyi bir okuyucu, faydalı ve yeni bir bilgiyi kavrama yeteneğine sahip, düşüncelerini değiştirmeyi kabul eden, kitaptan hakkıyla faydalanmasını bilen kimsedir. A. Einstein’in sözünü hatırlayalım: “Atomu parçaladım ama önyargıları parçalayamadım.” Kitapla aramıza bir set çekmeyelim. Önyargıyla elimize alacağımız bir kitap bize ne verebilir ki? Onunla dost olmaya, kaynaşmaya çalışalım.

Gerçek dostu buldu mu teklifsiz misafiri olur

Okuyucu seçici olmalıdır. Okuduğumuz kitaplar ruhumuzu besler, zihnimize dolar. Bir nevi gıda gibidir. Nasıl besleneceğimizi bilmezsek mide fesadına tutulmamız hatta zehirlenmemiz kaçınılmazdır. Elbette dost olalım kitapla ama gerçek hayatta olduğu gibi. Sırrımızı böleceğimiz, günün yirmi dört saatinde kapısını çalacağımız, teklifsiz sofrasına oturacağımız kaç dostumuz var? Gerçek dostların sayısı her zaman az olmuştur.

Sığ derelerde debelenmek yerine ulu deryalarda kulaç atar

İyi okuyucu, kendi alanında uzmanlık yapmış, sahasında otorite olan, düşünce üretiminde defolu fikirleri olmayan yazarların kitabını okur. Ulu deryalarda kulaç atmak varken sığ derelerde debelenmeyi kim ister? Atalar ne güzel dikkatimizi çekiyor. “Altı aylık seyisliği var, kırk yıllık fışkı karıştırır” diye…

İyi bir yazar olmanın yolunun, sıkı bir okuyucu olmaktan geçtiğini anlar

İyi okuyucu kitaba nasıl muamele edeceğini çok iyi bilir. Çünkü kitap onun dostudur.  Büyük yazarlar genellikle büyük okuyuculardır. Edebiyatımızın üstatlarından Mehmet Kaplan “Okumak bardağın dolması ise yazmak taşmasıdır” diye ne güzel özetlemiş konuyu.

Sözlüğe bakması gerekiyorsa üşenmez

İyi bir okuyucu okuduğu metinde bilmediği kelimelerin anlamını sözlüğe bakarak öğrenen kimsedir. Bir kelimenin anlamını öğrenmek için soğuk odayı, sıcacık yatağına tercih edendir. Prof. Dr. Ali Nihat Tarlan hocanın“Kamus-i Türki’ye bakıver. Lügatte kahramanlık olmaz.” sözü kulağımıza küpe olmalıdır. Yazar olsun, okur olsun mutlaka kelimenin doğrusunu öğrenmeli.

Dostunu seçerken dikkatli olur

İyi bir okuyucu özel bir dil zevkine sahip olandır. Her yazarı, her çeviriyi hemen baş tacı etmez.

Okuyucu, yanlış yaptığı zaman imamı uyaran cemaat gibi olmalıdır. “Sübhanallah” demesini bilmelidir okur. Kitap kalitesinin artması biraz da okurun ilgine bağlıdır. Önüne her konulanı, kendisine her sunulanı kabul edip, “şahane, mükemmel, harika” gibi beylik laflarla güya beğenisini ifade eden kuru kalabalıktan olmamalıdır okuyucu. Yazarı kontrol eden bir vasfı olmalıdır okurun. Hâsılı okur olmak yerine göre yazar olmaktan daha zordur.

Dileğimiz o ki; her insanın içinde kitap okuma aşkı uyansın. Her insan acısına, ıstıraplarına kitapla dayansın. Aşkla oku kitabını, yüreğin aşkla u/yansın İki dünyada da yolumuzu kitap aydınlatsın.

Bunlar benim düşüncelerim. Siz ne dersiniz?