İstanbul'un en kadim sırdaşıdır Üsküdar

                                                                      “Var ise aklın sana benden nasihat Vehbiya

                                                                        Âlem eyle geçmeden vakt-i safa-yi Üsküdar”

                                                                                                                         Seyyid Vehbi

Büyük bir ilmî disiplin gerektiren şehir tarihi üzerine yazmak öyle kolay bir iş değildir. Çünkü şehre dair yazdıklarınız yarınlarımızda o şehrin mâzisine tutulan ayna özelliği taşıyacaktır. Şehre dair yazılan her satırın toplumsal sorumluluğu vardır. Zira şehre dair kanaatleriniz yakın gelecekte o şehre yönelik belirleyici unsur; bu alanda çalışma yapacaklara da iz olacaktır; kapılar açacaktır. Onun için çok titiz ve sabırlı davranmak mecburiyeti vardır.

Oldum olası şehir üzerine yazılan kitaplar ilgimi çekmiştir. Şayet söz konusu kitap ustasının elinden çıkmışsa o şehrin kalp atışlarını o kitapta duyabilirsiniz. Zira şehir, içinde yaşayanlarla aynı kaderi paylaşır. İşte böyle bir kitap daha yayın hayatımıza kazandırıldı.

"Aziz İstanbul"u canından çok seven büyük şair Yahya Kemal "İstanbul'un Fethini Gören Üsküdar" adlı şiirinde bu kadim semti yere göğe sığdıramaz ve şöyle der:

Üsküdar bir ulu rüyayı görenler şehri,

Seni gıptayla hatırlar vatanın her şehri,

Hepsi der: "Hangi şehir görmüş onun gördüğünü?

Bizim İstanbul'u fethettiğimiz mutlu günü.”

İstanbul'un en vefalı, en kadim sırdaşı

Üsküdar, İstanbul'un en vefalı ve ketum sırdaşıdır. O Üsküdar ki dünya kurulalı beri Boğaziçi'nin masmavi sularıyla gece gündüz söyleşir. Günde beş vakit ihtişamlı minarelerinden okunan ezanlar şehre uhrevî bir hava bahşeder. Bu semti Türk İstanbul yapar.

Üsküdar deyip de geçmemek lâzım. Zira İstanbul'un irfan kapısıdır bu kadim şehir. Köhne bir çağın kapanıp yeni ve nurlu bir çağın açıldığını bizzat gönül gözleriyle görmüştür. Üsküdar vuslatla veya ayrılıkla neticelenen nice eski sevdaların gül yüzlü tanığıdır. Onun kendine has baş döndürücü kokusu çok uzaklardan bile rahatça hissedilir. Bir şiir kadar güzel ve etkileyici olan Üsküdar, an gelir masallaşır belleğimizin o derin kıvrımlarında.

Nice söz ehli Üsküdar'a dair sözünü söyleyip koşar adımlarla geçti bu güzel diyardan. Kimi romanlara, kimi hikâyelere, kimi hatıralara, kimi denemelere, kimi türkü ve şarkılara konu eyledi bu deniz gözlü periyi. Ahmet Yüksel Özemre, Besim Çeçener, İbrahim Hakkı Konyalı, Mehmet Nermi Haskan bunlardan bazıları. Son altın halka ise Sinan Yılmaz'dan.

Tarihçi Sinan Yılmaz büyük bir emekle, sabır ve özveriyle çalışarak gelecek nesillere fevkalâde edebî derinliği olan, keyifle okunabilecek bir Üsküdar kitabı bıraktı. 1108 sayfadan meydana gelen ve Ötüken Neşriyat tarafından yayımlanan bu devasa kitap bugüne kadar Üsküdar üzerine yazılmış kitapların en muhtevalısı olma özelliğini taşıyor.

Altın Şehir Üsküdar Kitabı'nı uzun uğraşlar sonucu kaleme alan Sinan Yılmaz genç bir yazar. 1976 yılında Samsun’da doğdu. İlkokul, ortaokul ve lise öğrenimini bu şehirde tamamladı. 1999 yılında Marmara Üniversitesi Fen-Edebiyat Fakültesi Tarih Bölümünden mezun oldu. Aynı yıl başladığı öğretmenlik hayatını, Üsküdar ilçesinde sürdürmektedir. Çeşitli dergilerde, özellikle şehir tarihi ve kültürü ile ilgili birbirinden güzel yazıları yayımlanmıştır. Bu velût kalemden İstanbul'un başka semtlerini de yazmasını bekliyoruz.

Üsküdar'ı semt semt gezdiriyor yazar

Sinan Yılmaz, Üsküdar Kitabı'nda okurlarına Üsküdar'ı semt semt gezdirerek anlatıyor. Bir anlamda şehrin ahvaline gönül diliyle tercüman oluyor. Yani bu eser öyle kuru malumatlar veren ansiklopedik bir tarih kitabı değil. Aksine saraylar, camiler, çeşmeler, kiliseler, gül kokulu bahçeler, korular, yalılar, köşkler, konaklar, dergâhlar, tekkeler, zâviyeler, medreseler, şifâhâneler, kışlalar, külliyeler ve kervansaraylar diyarının gönül aynasından yansıyan sureti hükmünde bir eser. Sözün en üst perdeden terennümü...

Edebiyattan da fazlasıyla nasiplenen araştırmacı-yazar Sinan Yılmaz, Altın Şehir Üsküdar Kitabı'nda Üsküdar'daki kadim mekânların sıra dışı hikâyelerine yer veriyor. Yazarın amacı ansiklopedik bilgi vermekten öte, tarihî mekânı yaşatmak, sezdirmek, ve içselleştirmektir. Onun içindir ki yazar edebiyattan da azamî derecede istifade ediyor. Tabir caizse metinleri oluştururken onları edebiyatın ince süzgecinden geçiriyor. Söz konusu kitapta Üsküdar sanki söz iğnesiyle nakış nakış işleniyor. Bunlara mensur şiir de demek mümkündür.

"Altın Şehir Üsküdar Kitabı" ömrünün önemli bir kısmını Üsküdar'da geçiren tarihçi Sinan Yılmaz'ın uzun çalışmalar sonucunda iki kapak arasına aldığı görkemli bir eser. Kitabın eşiğinden girince şehir sizi adeta gülen yüzüyle karşılıyor. Bu kadim ilçenin tarihiyle, kültürüyle ve mimarisiyle anlatıldığı bu müstesna kitap "İçindekiler" kısmıyla başlıyor.

Bu muhteşem eserin yazarı Sinan Yılmaz, kitabın hazırlanma süreciyle ve muhtevasıyla ilgili şu bilgileri veriyor: "Bu kitabın hazırlanmasında İbnülemin Mahmud Kemal, Haluk Şehsuvaroğlu, Samiha Ayverdi, Münevver Ayaşlı, Niyazi Ahmet Banoğlu, Ahmed Yüksel Özemre, Semavi Eyice, Uğur Derman, Dursun Gürlek gibi çok önemli şahsiyetlerin muhtelif eserlerinden istifade edildi. Bazen de şiir dünyasının kapıları çalındı ve Yahya Kemal, Mehmet Akif, Necip Fazıl, Ziya Osman Saba, Arif Nihat Asya ve Sezai Karakoç gibi şairlerin mısraları, pek çok sayfaya misafir edildi. Üsküdar Meydanı anlatılırken Ahmet Hamdi Tanpınar, Özbekler Tekkesi’nin havası teneffüs edilirken Nezih Uzel, Çamlıca Tepesi’nden şehre bakarken Abdülhak Şinasi Hisar, Karacaahmet’in mezar taşları arasında başka âlemlere dalarken Hasan İzzettin Dina­mo, Beylerbeyi’nde iken Mehmed Rebii Hatemi Baraz ve Ruşen Eşref Ünaydın, Kandilli’de ise Celalettin Atasoy gibi, bazı mekânlarda, özellikle öne çıkan isimler de oldu. Bir zamanlar bu toprakların ağırladığı, Julia Pardoe, Theophile Gauiter, Edmondo de Amicis ve Gerard De Nerval gibi pek çok misafir, bu sefer de kitabımızın sayfaları arasında ağırlandı ve bu ev sahipliğinden, doğrusu, ziyadesiyle istifade edildi."

Her sayfada Üsküdar'ı yeniden yaşıyoruz

Büyük bir emeğin ürünü olan "Altın Şehir Üsküdar Kitabı" ve onun kıymetli yazarı malumatfuruşluk yapmıyor. Ustaca bir üslûpla kaleme alınan bu eserde Üsküdar'ı adeta yeniden yaşıyorsunuz. Yazar Sinan Yılmaz, kitabını 32 ayrı bölümde kaleme almış.

Sinan Yılmaz'ın kaleme aldığı bu kıymetli kitabı o bilindik türden, kuru ansiklopedik bir şehir tarihi kitabı olarak nitelendirmek kitaba ve yazarına haksızlık olur. Zira Sinan Yılmaz, edebiyatla beslediği kendine has üslubuyla bu güzel şehri adeta okurun elinden tutarak ona doyasıya gezdiriyor. Bazen tarihin derinliklerine dalıyor, bazen Kızkulesi'nin sapağında mitolojiye uğruyor. Tasavvuf duraklarında soluklanıp Aziz Mahmud Hüdayî'yle nefesleniyor. Okurun bu kadim şehirdeki güzelliklerin hiçbirini ıskalamadan yaşamasını ve onları içselleştirmesini sağlıyor.

Kitabın arka kapağında kitaba dair şunlar söyleniyor: "Tıpkı insanlar gibi, şehirleri de zengin kılan, biriktirdikleri değil midir? Üsküdar altın şehir, Üsküdar zengin şehir. Onda bütün bir tarihimiz birikti, edebiyatımız, sanatımız, musikimiz… Öyle gayesiz adımlarla sokaklarında yürümek ve bunca birikmiş olana yokmuş muamelesi yapmak olur mu hiç? İşte, ustalar ustası Koca Sinan, bir parça Mihrimah ve bir parça da Şemsi Paşa olmuş, Boğaz'ı seyrediyor. Nedim, bir Lale Devri çeşmesinin kitabesinden bizlere tebessüm ediyor. Aziz Dede'nin neyinden yayılan ses, Doğancılar Caddesi'ne bir uhrevi neşe saçıyor. Serviler ülkesinin birbirine yaslanarak ayakta kalabilmiş iki şahidesi, yine kardeşlik destanı söylüyor. Teknelerinde ebrular var, çiçekleri hep Necmeddin. O Kuzguncuk'ta gördüğün kağıt, çoktan Beylerbeyi'ne varmış olan Ruşen Eşref'in defterinden düşmüştür. O Bağlarbaşı'ndaki kavisli çizgiler, Abdülhak Şinasi Hisar'ı iskeleden Çamlıca'ya çıkaran arabadan kalmıştır. Çengelköy'de baharı kovalayan şu ressam Ahmet Yakupoğlu değil mi? Atik Valide'den inen sokağa sor, Yahya Kemal nerede?"

Sinan Yılmaz Altın Şehir Üsküdar Kitabı'nda üslûbunun güzelliğiyle Üsküdar'daki dinî mekânlar olan Abdurrahman Ağa, Ahmediye, Ahmed Çelebi, Altunizade, Ayazma, Aziz Mahmud Hüdayi Efendi, Baki Efendi, Beylerbeyi, Bodrumi Ömer Efendi, Burhaniye, Cevri Usta, Çınarlı (Abdullah Paşa), Çiçekçi (Küçük Selimiye), Çinili Cami, Davut Paşa, Debbağlar (Tabaklar Camii veya Konyalı Biraderler Camii), Eski Valide, Fethi Ahmet Paşa, Fenayi Tekkesi, Fevziye (Bülbülderesi), Gülfem Hatun, Hacı Ömer, Hacı Yakup, İstavroz, Kaptan Paşa, Kerime Hatun, Kuruçeşme, Mihrimah Sultan, Namazgâh, Osman Efendi, Paşa Limanı, Rumi Mehmed Paşa, Büyük ve Küçük Selimiye, Selman Ağa ve Şemsi Paşa Camilerine ses ve nefes oluyor. Okudukça sanki bu mekânların müdavimi gibi hissediyorsunuz kendinizi.

Altın Şehir Üsküdar Kitabı'nın yazarı Sinan Yılmaz, kitabının her bölümünün sonunda o bölümde istifade ettiği kaynakları "Kaynakça" adı altında sıralamaktadır. Aslında bu gibi çalışmalarda "Kaynakça" kitabın en sonunda verilir. Söz konusu eser çok geniş olduğu için yazar bu yola başvurmuştur. Bu kaynakçalardaki kitaplara bakarak yeni okuma listeleri de oluşturabiliriz.

Kitapta kelimeler adeta raks ediyor

Altın Şehir Üsküdar Kitabı'nı benzerlerinden ayıran en önemli özelliklerden biri de güncel görsellerin sayıca fazla oluşudur. Sinan Yılmaz bu müstesna kitaptaki fotoğrafları da bizzat kendisi çekmiştir. Fotoğraflar siyah beyaz olarak yansımış kitaba. Kitabın ustaca tasarımı da hayli dikkat çekiyor. Fakat yazı biraz ince olduğu için okumayı zorlaştırıyor. Üsküdar'ın arz-ı endam ettiği bu kitapta kelimeler adeta raks ediyor. Sayfalar ilerledikçe kendinizi Üsküdar'ın masmavi büyüsüne kaptırıyorsunuz. Bu kitabı hakkıyla ve lâyıkıyla okuyanlar son sayfayı çevirmeden tam bir Üsküdar âşığı olup çıkıyorlar.

Sinan Yılmaz'ın enfes bir üslupla üç yılda kaleme aldığı Altın Şehir Üsküdar Kitabı, şehir tarihi ve kültürüyle ilgili kitaplar vadisinde yepyeni bir çığır açmış,  tabir caizse bu alanda çıtayı bir hayli yükseltmiştir. Eser aslında bu alanda kalem oynatacaklara yol gösteren bir kitap olma özelliği de taşımaktadır. Bahsi geçen kitap, tabir caizse "Şehir kitabı işte böyle yazılır" demektedir. Öte yandan bundan sonra yazılacak şehir kitaplarının bir çoğu bu kitabın gölgesinde kalmaya mahkûmdur.

Altın Şehir Üsküdar Kitabı gibi prestij eserlerini her babayiğit yayımlayamaz. Çünkü bu kitapların hedef kitleri ve meraklıları sayıca sınırlıdır. Üstelik pahalı çalışmalardır bunlar. Fakat tüm bu zorluklara rağmen köklü yayınevlerimizden biri olan Ötüken Neşriyat bunu hakkıyla ve layıkıyla başarmış görülüyor. Kültür ve edebiyat hayatımıza böyle bir eseri bahşeden Ötüken Neşriyatı yürekten kutluyor, kitabın okurunun bol olmasını diliyorum.

YORUM EKLE