İslâm'ın Roma'sı, buram buram Buhara

“Bir kez başkent olan şehir hep başkenttir” sözünün ekseninde Buhara

Tarihî İpek Yolu'nu tarih derslerinde hepiniz duymuşsunuzdur. Bu yol, ta Çin'den başlayarak Anadolu ve Akdeniz'den geçerek Avrupa’ya kadar uzanan, dünyanın en ünlü ticaret yoludur. Dillere pelesenk olan İpek Yolu, tarihî süreç içerisinde sadece ticaret mallarının sevkiyatını sağlamamış, bu yolu kullanan âlimler vasıtasıyla, kültür ve medeniyetleri de doğudan batıya, batıdan doğuya taşımıştır. Zaman içerisinde bir çeşit kültür köprüsü vazifesi de görmüştür bu kadim güzergâh. Bu yol, üzerinde yerleşik bulunan şehirleri, maddi ve manevî açılardan mamur etmiştir.

“Buhara” sözünün Sanskritçede “manastır” anlamına gelen “vihara” kelimesinden geldiği söylenir.  Buhara'nın, İslâm'dan önceki önemli Budist merkezlerinden biri olması bu bilgiyi daha da güçlendiriyor. Bu topraklar bir zamanlar Sasanilere başkentlik yapmıştır. Böyle mühim bir tarihî tecrübesi de olmuştur şehrin. Sözün bu noktasında Ahmet Hamdi Tanpınar'ın “Bir kez başkent olan şehir hep başkenttir” sözünü de akıllardan çıkarmamak lâzım. Zira bu kanaat, Buhara için de geçerlidir. O, günümüzde mülkî idare anlamında başkent olmasa da gönüllerin payitahtıdır.

Tarihî İpek Yolu'nun mamur ettiği kadim şehirlerden biri de Buhara'dır. Buhara deyip de geçmeyin. Gönül coğrafyamızın mühim duraklarından biridir o. İslâmî ve insanî muhabbetin harmanlandığı güzide bir yerdir burası. Sevgidir, muhabbettir, gönül hoşluğudur. Mâzidir, hâldir, istikbaldir. Buhara, İslâmiyetin bir dantel misali işlendiği, nakışlandığı Türk dünyasının belde-i tayyibesidir. Türk-İslâm şehirleri içerisinde geçmiş zamanın ruhunu yaşayan ve yaşatandır.

Gizemli atmosferiyle bir masal diyarını çağrıştırır Buhara

Orta Asya'nın kadim şehirlerindendir Buhara.  İçimizi serinleten bir yürek meltemidir. İslâm coğrafyasının hamurkârlarının otantik diyarıdır. Yapılan arkeolojik kazılar, bölgenin mühim bir kültür-sanat merkezi olan şehrin tarihini ta 25 asır evveline taşımaya imkân sağlıyor. Bu güzel şehir; mâziden bugünlere getirdikleriyle, içinde yaşattıklarıyla adeta bir açıkhava müzesi görünümündedir.

Gönülleri okşayan gizemli atmosferiyle bir masal diyarını çağrıştırır Buhara. Bu şehrin, seyyahları kendine âşık eden büyülü bir havası vardır. Şehrin buram buram tarih kokan cadde ve sokakları sarıp sarmalar ziyaretçilerini. Onun için bu şehre gelenler, ayaklarını sürüyerek geri dönerler. Çünkü o, metalik siluetli ve abus çehreli bugünkü modern şehirlere hiç mi hiç benzemez.

Buhara, İslâm'ın ruhunu yaşayan ve yaşatan köklü bir medeniyet merkezidir. Tarihî İpek Yolu üzerindeki Buhara, Özbekistan'ın beşinci büyük şehridir. Burası hicretin 54. yılında (milâdî 674) Muâviye'nin Horasan Valisi Ubeydullah b. Ziyâd tarafından İslâm topraklarına katılmıştır. Bu güzel şehir, ta o zamanlarda giydiği İslâm gömleğini tarih boyunca üzerinden hiç çıkarmamıştır. Onu üzerinden çıkarmak isteyenlere müsaade etmemiştir. Bu nadide gömlek, ona çok yakışmıştır.  Onunla tanınmış ve bilinmiştir. Yetiştirdiği şahsiyetler, onun İslamî kimliğini daha da pekiştirmiştir.

Âh, hayatın öznesi Buhara âh!... Ne kervanlar gelip geçti bu toprak kokulu yollardan. Ne gözler nazar kıldı Maveraünnehir'in vicdanı mesabesindeki bu rüya şehrine. Türkiye'den yüzlerce kilometre uzaktaki bu coğrafyada uzaktaki yakınlarınız meskûndur. Burada başbaşka bir uhrevî hava var. Onun içindir ki buraya gelince ruhu sükûn buluyor insanın. Huzurun mekânla ilgisi, burada daha da belirginleşiyor. Buhara ki yüzlerce yıldır ihtişamından hiçbir şey kaybetmemiştir. Burada medfun zat-ı şahanelerin manevî tasarrufundan mıdır bilinmez, bu topraklar ticarî açıdan da her devirde hareketli ve bereketli olmuştur. Üzerinde yaşayanları aç ve bîilaç bırakmamıştır.

“Orta Asya'nın kalbi” ilim ve irfan merkezi Buhara

Tarihî İpek Yolu'nun büyülü şehri Buhara'da ilk göze çarpan şey, ince taş işçiliğiyle inşa edilmiş birbirinden güzel taş binalardır. Bu binalar kadim zamanın uhrevî havasını ve ruhunu bugünlere taşımaktadır. Nakış nakış işlenmiş kapılar da buraya dair bir başka dikkat çekici unsur...

Kadim ilim ve kültür merkezlerinden biri olan Buhara'daki medreselerin çokluğu özellikle dikkat çeker. Hemen her caminin yanı başında bir medrese vücut bulmuştur. Fakat ne yazık ki günümüzde şehadet parmağı hükmündeki görkemli minarelerden ezan sesi ya kısık çıkmakta ya da hiç çıkmamamktadır. Demek ki hâl ile mâzi arasındaki sağlam köprüleri yıktı bir kısım gizli eller...

“Orta Asya'nın kalbi” diye tavsif edebileceğimiz Buhara, mâziden hâle değin, geleneksel mimariyle nakış nakış işlenmiştir. Nice eserler arz-ı endam ediyor Buhara'da. Öyle ki hangi birini sayacağımızı bilemiyoruz. Buraya gelenler de bu zenginlik karşısında şaşkınlıklarını gizleyemiyor.

İlim ve irfan merkezi Buhara'nın en gözde mekânlarından biri, on altıncı asırda Nadir Bey tarafından yaptırılan “Leb-i Havz”dır. Kavurucu çöl sıcaklarından bunalanlar “leb-i havz” adı verilen bu kadim su kaynağında soluklanmaktadır. Havuzun etrafında birçok medrese yer almaktadır. Bunlar arasında Buhara'nın en büyük medresesi Kukeldaş Medresesi nazar-ı dikkatleri çekmektedir. Mavi mozaiklerle kaplı Hanaka(Tekke) Medresesi ile Divan Beyi Medreseleri de burada bulunur. Yine bu civardaki Sarraflar Çarşısı'nı, Yahudi Mahallesi'ni ve Orta Asya'nın en eski camii olarak kabul edilen Magoki-Attori(Çukur Aktar) Camii'ni de unutmamak lâzım.

Kadim bir medeniyetin bakiyesi diyebileceğimiz Buhara'nın ruhanî atmosferini en iyi yansıtan Poyi Kalon(Büyük Ayak) Meydanı'dır. Kuyumcular Çarşısı, Şapkacılar Çarşısı, Kalon(Büyük) Minare, on bin kişiye aynı anda namaz kılma imkânı sağlayan Büyük Cami(Cuma Mescidi), Miri Arap Medresesi buradadır. Karahanlılar tarafından yaptırılan bu medresedeki özgün desenler görülmeye değerdir. Bunların yanında bir medreseler kompleksi diyebileceğimiz Koş(Çifte) Medreseleri(Uluğ Bey Medresesi, Abdülaziz Han Medresesi) de mutlaka görülmelidir.

Zenginlik ve ihtişam, zahiren bakıldığında güzel bir şey gibi görünür. Fakat bu durum, bazı art niyetli kişilerin iştahını da kabartır. Neticede bazen sırf bu yüzden şehirlerin başına akıl almaz belâlar gelir. Bu şehirlere örnek olan Buhara, çağın zalimlerinden olan Moğol İmparatoru Cengiz Han'ın gazabından kurtulamamış; gözü dönmüş imparator, şehri yakıp yıkmıştır. Günümüzde UNESCO Dünya Kültür Mirası Listesi'nde yer alan Buhara, yaralarını çabuk sarmıştır.

Asya'nın kandillerinden Muhammed Bahaüddin Şâh-ı Nakşbend Hazretleri'nin yurdu

Buhara, veliler diyarıdır. Yaygın tabirle her sokağına bir İslâm âlimi düşen bereketli bir ilim ve irfan toprağıdır.Şâh-ı Nakşbend” diye halkın hafızasına kazınan veliler serdarı Hoca Bahâeddin Nakşbend Buhârî Hazretleri 14. asırda Orta Asya'nın önemli merkezlerinden biri olan Buhara'da dünyaya gelmiştir. Kur'an'dan sonra en büyük kaynak olarak kabul edilen “Sahih-i Buhari” müellifinin/mürettibinin manevî şahsiyetleri bu topraklara bugün de bambaşka bir manevî değer katıyor. Onun varlığından dolayı bu şehir uzun yıllardan beri “Kutsal Buhara” olarak anılıyor.

Muhaddislerin Efendisi İmam Buhari, o meşhur hadis külliyatı olan Sahihi-i Buhari'yı Buhara'da yazmıştır. Rivayetlere göre kendisine Buhara Emiri'nin çocuklarını özel olarak eğitme görevi verildiğinde o, bu vazifeyi kabul etmez. Herkes gibi emirin çocuklarının da medreseye gelip okuması gerektiğini, onlara ayrıcalık tanınmamasını belirtir. Bu durum, emirin hoşuna gitmez. İktidar gücünü kullanan emir, Buhari'yi sürgüne gönderir. Buhari, kalan ömrünü sürgünde geçirir.

Altın Silsile'nin en büyük halkalarından biri olan Şah-ı Nakşibend'in soyu İmam Cafer-i Sadık vasıtasıyla Peygamber Efendimize kadar ulaşır. Yani o, mübarek bir soydan gelmektedir. “Nefsinizi dâimâ töhmet altında tutunuz ve ona uymayınız. Başardığınız işlerden nefsinize pay çıkarmayın.” diyen Şah-ı Nakşibend Hazretleri yolumuzu aydınlatan bir maneviyat ışığıdır.

Nakşibendi tarikatının kurucusu, kerametler sarayının eşsiz sultanı Muhammed Bahauddin Şah-ı Nakşibend'in aynı zamanda iyi bir fakih olduğunu söylemeliyiz. Fakat muhaddisliği, fakihliğini gölgede bırakmıştır.  İlim otoriteleri tarafından gelmiş geçmiş en büyük muhaddis olarak kabul edilen İmam Buhari'nin türbesi Semerkant'tadır. Bu türbe her gün onu seven yüzlerce insanın ziyaretgâhı olmaktadır. Onu sevenler bu manevî ziyaretgâha gelerek ona olan sevgilerini göstermektedir. Zamanında hadis sahasının kutbu olan Buhari, birçok âlimin yetişmesinde de hocalık vazifesinde bulunmuştur. Günümüzde de onun peşinden giden birçok insan mevcuttur.

Buhara’nın yetiştirdiği (b)ilim adamlarından biri de Avrupa’da “Avicenna” olarak tanınan İbn-i Sina'dır. O da bu bereketli ilim toprağının mahsulüdür. Dünyanın sayılı tıp otoritelerinden biri olan İbn-i Sina'nın eserleri Şark'ta ve Garp'taki tıp okullarında ders kitabı olarak okutulmuştur.

Taşa ruh giydirilmiş ve nakış nakış işlenmiş sıra dışı yapılarıyla farkını fark ettiren Buhara, İslâm iklimini doyasıya teneffüs edebileceğimiz bir eski zaman şehridir. Masal tadında olsa da hakikatin ta kendisidir. Geçmişte ilmin kalbi buralarda attı, ilim buradan dünyaya yayıldı.

Avrupalı milletler Buhara'yı İslâm'ın Roma'sı olarak tabir etmektedirler. Hıristiyan Avrupalılar için Roma ve Vatikan neyse Müslüman milletler için de İslâm ruhuyla bezeli bu coğrafya da odur. Buhara, çöl içinde vahadır. Burada zaman sonsuzluğa açılan bir penceredir.

Buhara, kavruk yürekler için âb-ı hayat hükmünde bir vahadır. İslâmiyet’in Mekke ve Kudüs’ten sonraki üçüncü önemli merkezidir. Mübarek kılınmış, müstesna bir İslâm beldesidir. Gönüllerin huzur ve sükûna kavuştuğu esenlik beldesidir. Buhara istikamettir, candır, canandır.

YORUM EKLE

banner26