Irkçı için insan tendir, deridir

İnsan tendir, deridir diyen bir dünyada yaşıyoruz. Bu bir ırkçılıktır. Rengi, cinsi, anası, babası, coğrafyası, dünyaya geliş zamanı ve yüzü, kendine ait olmayan biz insana kesbî olmayan nitelikleri ile değer biçmektir bu.

Irkçılık zulmün diğer adıdır. Bugün ABD’yi, İngiltere’yi ayağa kaldıran George Floyd özelinde yönelmiş bütün ırkçılık aslında Batı’nın genlerine işlemiştir.

Önce Kızılderililere şimdi de Siyahilere yönelen bu deri, ten ayrımı, tam şeytani zihniyetin bir yansımasıdır. “Âdem’e secde edin”  ilahi emrine Şeytan nasıl,  “Ben ateşten yaratıldım Âdem ise topraktandır.” diyerek hammaddesine dayalı bir üstünlük taslayıp Âdemi de hammaddesine bakarak hakir gördü ise; Batı da, “Ben beyazım, ben sarışınım, ben renkli gözlüyüm.” diyerek kibirlenmekte, kendisi gibi olmayanları insan olarak değer biçmemekte, onlara zulmetmektedir.

Halbuki derinin, tenin rengi başka başka olsa da insanın ruh olarak taşıdığı öz, aynı kaynaktan gelmektedir. Biz buna ilahi öz, ruh diyoruz.

İkinci olarak beyazdan da siyahtan da akan kan aynı kandır, aynı gözyaşıdır.

Gözyaşının rengi yoktur.

Hep acıdan doğar.

Kanın rengi yoktur.

(Hastalık esnasında kana, organa ihtiyacı olan beyazın, bu kan zenci kanı, Kızılderili kanıdır, başka renkten gelen birinin böbreğidir diyorlar mı? Asla! Hatta Afrika kabilelerine gidip oradan organ çalıyor, getirip beyazlara takıyorlar. Sırtına ABD, İngiltere vs. Hıristiyan forması geçiren kişinin başarısından kendilerine pay çıkarabiliyorlar. Dünya Kupasında Fransız milli takımın futbolcularından yarıdan fazlası siyahi, Afrika kökenli idi.)

Irkçılık; deri ve ten rengi ile sınırlı kalmamış ve kültürel boyuta da taşınmıştır. Ve asıl ırkçılık gerçekte kültürel sahada görülen ırkçılıktır ve fakat kimsenin boynuna basılıp ölümüne sebep olunmadığı için kimse de üzerinde durmamaktadır.

Irkçılığın kültürel boyutunda “Ben Hıristiyanım, ben Katoliğim, ben Anglikanım, ben zenginim, ben kuzeyliyim, Ben saf İngilizim”  söylemleri ve uygulamaları vardır.

Bu zihniyet aslında Hitler zihniyetidir. Hitler’deki bu zihniyetinin altında da “Biz seçilmiş milletiz, Tanrı’nın seçtiği ırkız biz” diyen ve anası Yahudi olmayanı gerçek Yahudi kabul etmeyen anlayış bulunmaktadır. Bugün İsrail’de kendilerini Yahudi olarak gören, tanımlayan siyahiler ikinci sınıf Yahudi muamelesi görmektedir ve bunu açıkça ilan da etmektedirler.

Etki, tepkiyi doğurmuş ve “Hayır üstün ırk biziz, siz yeryüzünde kötülüğün sebebisiniz” diyen Hitler de karşı iddiasını ortaya atmış ve bunun çaresi olarak ırk kıyımına girişmiştir.

Dikkatinizi çekerim.

Modern zamanlarda ırkçılık suçu; hümanizm, insan hakları gibi kavramları savunan, savunduğunu iddia eden devletler, kurumlar ve milletler tarafından işlenmektedir. Çünkü bu suçu işleyenler onlardır. Irkçılığın suç olduğu, insan hakları kavramları da bu suça karşı haklarını savunan, ölen, işkence gören kişilerin mücadeleleri sonucunda elde edilmiştir. Kağıt üzerinde verilen bu haklar, içselleştirilmediği için George Floyd cinayetleri işlenebilmektedir. İnancını hümanizm ile birleştirmeye çalışan topyekûn Batı’nın, ABD’nin bu zihniyetinin kaynağında da dinleri ve inançları vardır.

Önce vahyî bilgiyi değiştirmiş, sonra zulme sapmış ve bu zulüm dayanılmaz hale gelince, mazlumların mücadelesi sonucunda dinlerinde, inançlarında olmayan değeri, kanun yolu ile ihdas etmeye çalışmışlardır ki o kanun bir örümcek ağıdır, güçlü olan deler geçer, zayıf olan ağa takılır. Diğer dinlere, kültürlere ait olan insanlar için geçerli değildir hukuk ve insan hakları. George Floyd olayında olduğu gibi ilk fırsatta ölümüne çiğnenir. Bundan sonra da çiğnenecektir.

Avrupa Birliği’nin bizim gibi ülkelerde, muhtemel olarak gördükleri bir tehlike karşısında kendilerine yönelmesin diye, yerli kanunları değiştirip AB’ye uydurmamızı istemelerinin altında da bu zihniyet vardır.

Topyekûn Batı, inançları vasıtasıyla, oradan aldıkları bilgi sayesinde değil; kendilerine karşı mazlumların verdiği mücadele sonucunda din, dil, ırk, renk, cinsiyet ayrımının doğru olmadığı sonucuna varmıştır. Çünkü inanç sistemleri dil, ırk, renk, cinsiyet ırkçılığına müsait bir inanç sistemidir. Buna karşılık İslam dünyasında ırkçılık yoktur. Çünkü “Bütün Müslümanlar kardeştir.” İkincisi, dinde kardeş olmayanlar soyda (Âdem’de) hemcinsimizdir.

Yunus Emre, “Yaradılanı severim Yaradan’dan ötürü” dediğinde Amerika keşfedilmemişti daha.

Irkçılığın ilacı; diğer bütün manevi hastalıklarda olduğu gibi, İslam olmaktır. Mü’min olmasalar bile İslam’a teslim olmak, onları ırkçılık belasından kurtaracaktır.

Kim ki ırkçılık yapıyor, taammüden yapıyordur.

Bile isteye işlenmiş suçtur onunki.

Şu kadar bilim yapmış, bu kadar teknoloji icat etmiş, binlerce yıl yaşamış insanoğlunun bu gerçeği bilmemesine imkan ve ihtimal yoktur.

Irkçı, eğer insanlığa kattığı bir artı değer varsa onu tüketen, kendisi bir şey yapamadığı için alçaklık kompleksi içinde, elinde tarihi ile övünmekten başka bir şey kalmamış kişi, grup veya millettir.

Onun insanlığa gösterecek herhangi bir iyiliği, başkalarının takdirini kazanacak ahlaki bir tavrı kalmamıştır. Temayüz etmiş bir hayrı yoktur onun. Bundan dolayı yüzeye inmiş ve her şeyi, her değeri o yüzeyden bakmış, görmüştür. Bütün gücünü geçmişinden alır ve aslında ‘ben bir hiçim, hiçbir değerim yok, bütün değerim taşıdığım bu renkten ibarettir’ demektedir ırkçı.

İnsandaki ilahi özü kaybetmiş, görünüşe esir olmuştur Şeytan gibi.

Âdem ise isimlerden haber vermiştir Şeytan’a karşı.  Âdem’in üstünlüğü bilme üstünlüğüdür, emaneti üstlenme üstünlüğüdür, Esma’nın üstünlüğüdür. Üstünlük Var’lığı tanımakla, O’na teslim olmakla mümkün olmuştur. Bu farklılık da Âdem’e tazimi, onun üstün olduğunu kabul ve itiraf etmeyi gerektirmiştir.

*

Âdem’in hammaddesi ile derisi, derisinin rengi birbirini tamamlıyordu. Âdem topraktan yaratılmıştı ve rengi de toprak rengi idi. Zaten ona bundan dolayı ona “Âdem”  denmişti.

(Kelime anlamı olarak  “âdem”,  “toprak, toprak renginde” demektir.)

Bizler üstünlüğümüzü, izzetimizi, şerefimizi, dokunulmazlığımızı, kutsiyetimizi babamız Âdem’in üstlendiği emanetten, ona verilen isimler bilgisinden alırız. Çünkü Âdem’in şahsında ona verilen ilim, yeti, imkan aslında onun soyuna yani bizlere de verilmiştir.

Her insan Allah’ın esmasının bir tecellisidir, tecelli mekanıdır.

İşte ırkçılık, bu vahyi bilginin üstünde (fevk), başka bilgiler olduğunu iddia etmektir.

Bu vahyî bilginin üstünde bilgi olduğunu iddia edenler de ırkçılardır. Ve onlar zanlarına tabi olmuş kişilerdir.

Irkçılık o raddeye varmıştır ki en yaygın, en acımasız, en vahşi şekilleri modern zamanlarda tezahür etti, ediyor.

Dünya milletlerinin isimlerine bakınız.

Hepsi bir ırka, bir döle, yani bir suya, bir embriyoya dairdir, onunla ilişkilidir. Diller de öyledir. Buradan hareketle görüyoruz ki icat hakkı olarak tescillenen “Madein….” aslında ırkî bir ifadedir.

II

İnsan deridir, tendir dedik.

Yaşanan gerçeklik bu… O kadar ki derisinin rengi ne olursa olsun; insan giyindiği o deriyi/o doğal elbiseyi o kadar önemsiyor ki kırışmasına bile razı değil onun. Modern insanın ve özellikle kadınların en büyük kâbusudur derinin kırışması.

Sivilce, yara izi dayanılmaz bir ızdırap verir ona.

Rengi tayin edeceksem kendim tayin ederim, anlayışı ile deri, ten değiştirme işi genetik mühendisliğinin en önemli alanlarından olmuştur günümüzde. Modern insan Tanrı’ya meydan okuyor ve rengimi, cinsiyetimi ben tayin ederim, diyor. Bunun bir adım ötesi, kaderi ben tayin ederim inancıdır ki esas azgınlığın tezahür ettiği yer burasıdır.

Modern insan, genetik mühendisliği ile bilimsellik kazanan deri, ten değiştirme anlayışının kurbanı olmuştur ki Maykıl Jaksın’ın bu ameliyeden geçtiğini biliyoruz. Buna ekonomik gücü yetmeyenler için de estetik sanayi, leke kremleri, dövmeler, resim ve yazılar icat etmiştir ve bunları deri, ten üzerinde uygulamıştır.

Üstünlüğü derinin pürüzsüzlüğünden kazanmış iseniz bunu göstermelisiniz, anlayışı da çıplaklığı doğurmuştur. Çünkü insan takdir edilmek ister. Güzellik insanın kendisi için değil “öteki” içindir, onun takdiri olmazsa güzel,  “güzel”  olmanın üstünlüğünü, ayrıcalığını yani ırkçılığını yaşayamaz. Bunu ifşa için de deriyi, teni bütünüyle göstermek lazımdır ki günümüz ifşa kültürünün altında bu duygu vardır.

Hayır, insan deri değildir, ten değildir.

İnsanın değeri teninden, derinsinden doğmaz, insanın değeri takvasındadır, Allah’a karşı gösterdiği sorumluluk bilincindedir.

“Hepiniz Âdem’in çocuklarısınız, Âdem ise topraktandır. Arap’ın Arap olmayana, Acem’in (diğer ırkların) acem olmayana üstünlüğü yoktur. Üstünlük ancak takvadadır.”

Esmanın rengindeyiz hepimiz. O renk de “sıbğatullah”  olarak ifade edilir Kitap’ta.

Allah’ın boyası, Allah’ın renginden daha üstün bir renk/boya mı vardır?

Biz mü’minler O’nun boyası ile boyanmışız; başka boya, başka renk istemeyiz.

***

Onun rengi

Onun teni gül gibi pembemsi beyaza çalar idi. Teni parlak ve yumuşaktı. Koku sürünsün, sürünmesin güzel kokar idi. (Şemal-i Şerife)

YORUM EKLE