İris’in güzel kızı Amasya

Eski çağlardaki adı İris olan Yeşilırmağı gümüş bir kemer gibi beline dolamış bir şehir Amasya. Onunla hayat bulmuş, çevresindeki verimli ovalarla beslenmiş. Yalçın dağların bir çengel gibi çevreleyerek doğal koruma oluşturduğu bir vadide eski çağlardan beri güvenli bir yerleşim yeri olmuş. Medeniyetler gelip geçmiş, katman katman derinleşen bir kültürün beşiği olmuş bir şehir. Özellikle 15 ve 16. yüzyıllarda olmak üzere Osmanlı şehzadelerinin ikametgâhı olması sebebiyle altın çağını yaşamış. Birbirinden güzel mimari eserlerle ziynetlenmiş, Şehzadeler şehri diye anılır olmuş. Çevresindeki dağlar öyle çetin ki ünlü âşıklar Ferhat ve Şirin ‘in burada yaşadığına inanılıyor. Şehrin Tokat tarafından girişinde kayalara oyulmuş bir kanal Ferhat su kanalı adıyla anılıyor.

Bu güzel şehri ziyaret etmenin edebine uymak gayesiyle, şehrin manevi büyüğüyle başlıyoruz günümüze. Pirler parkı adı verilen mevkide Pir İlyas hazretleri türbesindeyiz. Günlerden Cuma olduğu için bir meclis ve duaya denk geliyoruz güzel bir tevafukla. Burası Halvetiye yolunun Anadolu’daki ilk ocaklarından birisi. Önünde ulu bir ağaç bulunan mütevazı türbede Pir İlyas hazretleri yakınlarıyla birlikte yatıyor. Yolun karşısında Çelebi Mehmed’in vezirlerinden Yakup Paşa tarafından yaptırılmış olan Çilehane Camii yer alıyor. Orijinali bir halveti dergâhı olan bu yapı tevhithanesinin iki yanında simetrik olarak sıralanan 1-2 metrekarelik küçücük halvet odaları ile nadir bulunan bir mimari özellik sergiliyor. Türbenin yanında yer alan koyu gölgeli parkta bir müddet soluklanıyoruz.

Seçkin ailelerinin ikametgâhı olan Hatuniye Mahallesi

Sonraki durağımız Yalı boyu evleri ile ünlü şehir merkezi. Harşena kalesi ile Yeşilırmağın arasında kalan dar alanda Osmanlı döneminde sarayın bulunduğu ve şehrin seçkin ailelerinin ikametgâhı olan Hatuniye Mahallesi,  bir tarafından Yeşilırmağa açılan konaklarıyla Boğaziçi yalı boylarının bir minyatürü olmuş adeta. Saat kulesinden başlayarak ırmağa parelel olarak birkaç yüz metre boyunca uzanan sokakta birbirine omuz vermiş ahşap konaklar, yer yer küçük meydancıklar, cami, hamam bazen sokağa açılan küçük çıkmazlarla durağanlaşan tipik bir mahalle geçen yüzyıldaki haliyle yaşıyor. Yalnız bir eksiği var, mahallenin insanı… Mahallenin asıl sahipleri birer ikişer mekanı terk etmiş hemen her yapı turistik bir işletmeye dönüşmüş. Bu tarihi sokak birkaç yerden yaya köprüleri ile Yeşilırmağın karşı sahiline bağlanıyor. Buradan Ulu çınarlar altında uzanan cadde boyunca yalı boyu evlerini arkalarında haşmetli kayalıklar ve eski çağlardan kalma kral mezarlıkları olduğu halde izlemek ayrı bir keyif. Gece ışıklandırılmış halleri de çok güzeldi.

II. Beyazıt’ın şehre armağanı olan külliye bu cadde üzerinde yer alıyor. Merkezde cami, bir yanında medrese diğer yanında imareti olan külliye 1486 yılında yapılmış. Sivri külahı ile insanları altına davet eden güzel bir şadırvan bahçeyi ulu çınarlar ve servilerle birlikte süslüyor. Şadırvan tavanındaki İstanbul tasvirleri ve hatlar görülmeye değer. Buradan biraz ilerde erken dönem Osmanlı mimarisi özellikleri taşıyan Yörgüç Paşa Camii yer alıyor.1418 yılında II. Murat’ın lalası olan Yörgüç Paşa tarafından inşa edilmiş. Caminin arka tarafında cadde üstünde 1267 yılına tarihlenen bir Selçuklu eseri olan Gökmedreseyi restorasyonda olduğu için bu defa ziyaret etmemiz mümkün olmadı. Ama şehre önceki gelişlerimde görmüştüm. Zamanın Amasya valisi Seyfettin Torumtay tarafından yaptırılmış Kapalı külliye şeklindeki bu eser camii-medrese ve türbeden oluşuyor. İsmini kümbetin üzerindeki sekizgen kasnağı süsleyen Firuze çinilerden alıyor. Buradan Gümüşlü Camii’nin meydana hakim konumuyla bir gözcü edasıyla süslediği şehir meydanına uzanıyoruz. Tekrar Yeşılırmak kıyısına iniyoruz. Yeşılırmağın suları şişirilerek üstünde kayıkların yüzmesine imkan sağlayan bir hale getirilmiş. Bizim buna zamanımız olmadı ama şehrin güzelliklerini bir tekne turuyla ırmağın üzerinden izlemekte keyifli olurdu herhalde.

Abidevi bir eser: Bimarhaneye

Yeşilırmak kenarında bulunan diğer bir abidevi eser Bimarhaneye düşüyor yolumuz. Şu anda tıp tarihi müzesi olarak düzenlenmiş bu yapı 1326 yılında Muhammed Olcayto ve eşi tarafından yaptırılmış bir ilhanlı eseri. Muhteşem taş işçiliğine sahip bir taç kapısı var. Açık avlu, eyvan ve kenarlarda revak sırasının ardındaki odalarla tipik bir plan tipine sahip olan yapı şifahane olarak kullanılmış ve musiki ile tedavinin yapıldığı ilk merkezlerden birisiymiş.  Biraz ilerde yer alan Mehmet Paşa camiinde bir mola veriyor ve bahçedeki Habib Karamani türbesini ziyaret ediyoruz. Muhteşem mermer işçiliğine sahip nadide bir minberi olan caminin huzur dolu bir bahçesi ve Amasya’da sıklıkla göreceğiniz tarzda sivri külahlı güzel bir şadırvanı var. Bir vakitler medrese ve imareti de olan bir külliye imiş yazık ki bu bölümleri yanarak yok olmuş. Amasya’da son durağımız Büyükağa Medresesi oluyor. 1488 yılında II. Beyazıt’ın kapı ağası Hüseyin Ağa tarafından yaptırılmış olan bu medrese sekizgen formuyla dikkat çeken bir yapı. Kalın duvarlar sayesinde dışarıdaki hayattan tamamen soyutlanmış sükûnet dolu iç avlusu günümüzde bir Kur’an Kursuna ev sahipliği yapıyor  ve hafızlık talebelerinin tilavetiyle  iyiden iyiye uhrevi bir havaya bürünüyor.

Güzel Amasya’nın yamaçlara doğru tırmanan eski mahallelerinde daha nice tarihi güzellik sakladığını tahmin edebiliyoruz, ama bu seferlik vaktimiz ve nasibimize düşen bu kadarmış.  Amasya’dan ayrılmadan önce, Harşena kalesi, kral mezarları ve yalıboyu evlerini panoramik olarak gören Çakallar mevkisine çıkıyor ve Yamaç Lokantasında buram buram tarih kokan  Amasya manzarasının tadını çıkararak güzel bir  mola ile günü noktalıyoruz.     

İstikametimiz Kara Mustafa Paşa’nın damgasını taşıyan tarihi ilçe Merzifon. Şehrin girişinde Paşanın at üzerinde bir heykeli karşılıyor bizi. Osmanlı tarihinde olduğu gibi kendi kişisel hayatında da bir dönüm noktası olan Viyana bozgunun ardından idam edilen Paşa, ikbal devirlerinde memleketine güzel eserler bırakmış. Şehrin merkezindeki Kara Mustafa Paşa Camii 1666 yılında yaptırılmış.

Üç ayrı yönden girilen bahçesini cami ile yaşıt olduğu düşünülen ulu çınarlar ve Zileli Nakkaş Emin tarafından 19. yüzyılda tezyin edilmiş muhteşem güzellikteki kubbesiyle özel bir şadırvan süslüyor. Sırf bu şadırvanı görmek için bile Merzifon’a gelmeye değer. Bu avludaki manevi atmosferin güzelliğini kelimelerle anlatmak zor. İhlasla yapılmış işlerin letafeti var bu mekanda,  gidip hissetmek gerekiyor.  Caminin tek kubbeli ferah harimi ve ahşap son cemaat yeri de oldukça güzel.

Tarihi çarşı Merzifon'un kalbi adeta

Cami avlusundan doğu yönündeki kapısı külliyenin parçaları olan Taşhan ve bedesten başta olmak üzere Merzifon çarşısının kalbine açılıyor. Bir asırdır değişmeden günümüze ulaşmış bir çarşıda dolaşmak oldukça keyifli. Halk arasında “Çukur Şadırvan Camii” adıyla bilinen Tacettin İbrahim Paşa Camii’nin yanında bugün pazar yeri olan boşlukta 70’lere kadar ayakta kalmış tarihi bir han daha varmış. Selçuklu veziri Muineddin Pervane tarafından 13. yüzyılda yaptırılmış olan Ulu Camii bir yangın sonucu yok olmuş, geçtiğimiz yıl yeniden yapılarak ibadete açılmış. Hanları, hamamları, mescitleri, esnaf dayanışmasının sürdüğü tek katlı dükkanları ile tarihi Merzifon çarşısı görülmeye değer bir yer.    

    

Külliyeden biraz ilerde cadde üstünde iki anıtsal yapı daha yer alıyor. Anadolu’da birliğin tekrar kurulmasında önemli katkı ve hizmetleri olan yöre halkına Çelebi Mehmet’ten iki güzel hatıra kalmış. 1414 yılına tarihlenen Saatli Medrese ve Çelebi Mehmet (Medreseönü) Camii.  Saat kulesi medresenin taç kapısı üzerine 19. yüzyılda zamanın mutasarrıfı Ziya Paşa tarafından eklenmiş. Camii dışarıdan bakıldığında yakın dönemde yenilenmiş izlenimi veriyor. İçine girince tamamen ahşap taşıyıcı sistemi ve tavanı ile Anadolu’nun en büyük ve güzel ahşap camilerinden biriyle karşılaşınca şaşırdık doğrusu. Çelebi Mehmet Camii adını taşıyan bu eser ya Çelebi Mehmed’in kendisi veya vefatından sonra oğlu II. Murat tarafından babası adına yaptırılmış. Fevkalade yüksek manevi havası olan bir cami.

Merzifon’da bizi şaşırtan diğer bir eserde Hacı Hasan Camii oldu. Ara sokakta dışarıdan yeni yapılmış izlenimi veren sıradan bir mahalle caminin içinde sekizgen formda ortasında küçük bir kubbecik bulunan şahane bir ahşap tavanla karşılaştık. Bir zamanlar üzerinde kalemişi tezyinatta varmış hafif şekilde izi kalmış. Merzifon yakınlarında Kara Mustafa Paşa Köyünde’de paşanın annesi Abide Hatun adına yaptırılmış tezyinatlı bir ahşap cami daha olduğunu öğreniyoruz. Fakat bu sefer ziyaret etmek mümkün olmadı. Bu cami de Merzifon’a tekrar gelmek için kuvvetli bir sebep oluşturur inşallah temennisi ile Merzifon’dan ayrılıyoruz.

İris’in güzel kızı Amasya’ya yolunuz düşerse 45 km uzaklıktaki bu tarihi ilçeyi atlamayın derim. Anadolu’muz her köşe bucağında saklı güzellikleri ile tarih ve kültür meraklılarını davet ediyor.

YORUM EKLE
YORUMLAR
M. Nihat MALKOÇ
M. Nihat MALKOÇ - 2 yıl Önce

Defalarca gittiğim ve her gittiğimde ayrı bir haz aldığım şehzadeler şehri Amasya ancak bu kadar güzel anlatılabilirdi. Metin adeta dantel gibi nakış nakış işlenmiş. Yazan kalemi yürekten kutluyorum.

Orhan Erkal
Orhan Erkal - 2 yıl Önce

Emeğine kalemine sağlık çok güzel bir çalışma vedeı bilgilendirme yapılmış. Tebrikler arkadaşım

Ayşe Ateş
Ayşe Ateş - 2 yıl Önce

Bu muhteşem kalemin izleriyle anlattığınız tüm güzellikleri ve değerleri görmüş kadar oluyoruz. Sağolun, var olun Yasemin hanım. Denizler kaleminizin mürekkebi olsun.