İnsanoğlu gül misâli, bir gün olur solabilir

Tanıdığınız bir insanın hasta olduğunu duydunuz. Öncelikle ona bakışınızda bir yumuşama olur. Mümkünse ararsınız. Belki uygun bir hediye alarak evine, hastaneye ziyarete gitmek istersiniz. Rahatsız olmasaydı ihtimal hatırlama gereği duymayacaktınız. Hastalığın şekli ve yakınlık dereceniz onunla ilgilenme durumunu belirler. Ama her durumda hastalık halkanın genişlemesini sağlar. Yıllarca görüşemediğiniz bir insanı hasta oldu diye arama gereği duyabilirsiniz. Bu, içimizde uyanan tolerans duygusuyla ilgilidir.  

Bir adım daha gidelim. Hastalığın “ciddi” olduğunu duydunuz. “Durum hassas” diyorlar. O zaman siz de daha bir ciddiye alırsınız. Muhtemel gelişme karşısında “son temaslarınızın” olumlu olması için gayret edersiniz. Ona normal dünya koşulları çerçevesinde bakmamaya başlarsınız. Onunla ilgili kafanızdaki tabloda olumsuz çizgiler, renkler, sesler, arka planda kalır. Adeta objektifinizin netlik ayarı değişmeye başlar. İyi yanlarına odaklanırsınız. Hatalar, anlaşmazlıklar, farklı düşünceler, tatsız diyaloglar anlamını giderek kaybeder. Bazı söz ve davranışlarınızdan veya yeteri kadar ilgi göstermemenizden dolayı içinizde pişmanlık duyguları peyda olur. Keşke şunu yapmasaydım. Keşke bunu söylemeseydim. Ona daha fazla zaman ayırabilseydim. Bu imkanın bir gün sonsuza kadar yok olacağını nereden bileyim?     

Gün olur bir tanıdığınızı kaybedersiniz. Cenazesine gitmek nasip olur.  Orada uzaktan yakından insanlar görürsünüz. Bazen şaşırırsınız. Çok da ilgili olmayan bazı kişiler gözünüze çarpar. Hatta hayattayken mevta ile arası pek de iyi olmayan, ondan uzak duran kişileri fark edersiniz. Ama şimdi bunlar önemli değildir. Son vazifeye odaklanmış durumundasınız. Onunla olan son konuşmalarınız, geçmiş zamandaki anılarınız film şeridi gibi aklınızdan geçer. Hepimizi bekleyen akıbeti hisseder gibi olursunuz. Keşke bu hislerimiz hayatımızın bütün alanlarına yayılabilecek kadar güçlü olsa. Ama nafile. İnsan unutmakla malul. Kabirdeki son dualardan sonra evlerimize dağılırken o hisleri kaybederiz. Alıştığımız hayata dönüş yaparız. Dahası, dünyaya daha iyi yoğunlaşabilmek için olan biteni unutmaya çalışırız. 

Pek de iyi geçinemediğiniz bir insan düşünün. Vefat ettiyse işler değişir. Mümkün olduğu kadar son vazifeyi yerine getirmek için şartları zorlarız. Başka durumlarda zihnimize hücum eden bahaneler azalır. İşler güçler, öncelikler, ulaşım, hava durumu vesaire. Mümkün olduğunca katılmak isteriz. Vefat ettiğini duyduğumuz kişiyle ilgili içimiz merhamet duygularıyla dolar. Artık hataları, bize olumsuz gelen yanları değil güzel tarafları, günlük dildeki haliyle “artıları” öne çıkar. Birisi olumsuz bir ifadede bulunsa onu engellemek isteriz. Mevtayı hayırla yad etmek en önemli geleneklerimiz arasındadır. Bir insanlık görevi.

Artık onun herhangi bir şey yapacak gücü kalmamıştır. Vadesi dolmuştur. Dünya denklemi içindeki konumu sona ermiştir. Bütün hesapları bozan bir yerlere gitmiştir. Soluduğumuz değerler sistemi hükmünü kaybetmiştir. Rakipleri için tehlike arz etmez. Onu sevmeyenler için bir engel olmaktan çıkmıştır. Sevdikleri içinse hayatın rengi bir noktada silinmiş, adeta bir parçaları kaybolmuştur. Yakınlık derecesi arttıkça kaybedilmesinin önemi artar. Ona bağlı olan insanlar için büyük bir boşluk oluşur. Yakınlığı kadar büyük bir boşluk. Onsuz ne yapacaklarını bilemezler. Bu yüzden en çok onlar etkilenir. Anneler, babalar, eşler, çocuklar, dostlar. Bazı dostların yakınlığı akraba ilişkilerinden daha hakiki olabilir.  

Bunlara bakarak sağlıklı, güçlü insanın toplumda suçlu muamelesi gördüğünü bile söyleyebiliriz. Onun için hoşgörü tahsisatımız oldukça sınırlıdır. Herkes ondan kendi ayakları üzerinde durmasını bekler. Rekabetin tam ortasındadır. Tolerans göstermemiz için ortada bir neden yoktur. Mademki özel bir mazereti yoktur o halde bunun sonuçlarına katlanmak zorundadır. Hata yaptığında derhal karşılığını görür. Gözden düşer. Statü, gelir, saygı hatta sevgi, ne varsa kaybeder.

Bu yüzden her zaman ayağını denk almak zorundadır. Yüzüne gülen, ondan yana olduğunu söyleyen nice insan gıyabında tersini yapabilir. Her an uyanık olmalıdır. Ne de olsa aklı, eli, ayağı sağlamdır. Parası pulu vardır. Alacağını bileğinin hakkıyla alacaktır. Adımını dikkatli atmazsa sahip olduğu şeylere talip olan insanlar pusuda beklemektedir. Gerekli donanımı varsa daha fazlasını alabilir. Ama yoksa. Arkasında, önünde, yanında ona payanda olacak birileri yoksa. Bakışlar değişir. Belki alışkın olduğu yalnızlığın içinde yoluna devam eder.

Bütün bunlar bize de olabilir. Hassas bir duruma düştüğümüzde insanlara bakışımız değişir. Mücadele edecek gücümüz zayıflar. Vücudumuzun herhangi bir parçası şikayetçi olsa dünyanın başka işleri önemini kaybeder. O en öncelikli işimiz olur. Bir kulağınızı dünyanın hazineleriyle değişir misiniz? Dişimizde ağrı varsa işi gücü bırakır yalnız onunla ilgileniriz. Başka şeyler gözümüzden silinir. Elimizdekinin kıymetini, kaybettiğimizde anlarız. Sağlıklı organlarımızın varlığından bile haberimiz yoktur. Alışkanlıklarımızın uyuşturucu dünyasında yaşar gideriz. Oysa tek tek bütün azalarımız bir bütünlük içinde sağlık afiyetle çalışarak bize dünyanın tatlarını sunuyor.

Dünya işlerinde kaybolmamızın, hoyrat ve özensiz ilişkilerimizin şükürden uzak olmak anlamına geldiği açıktır. Üzerimizdeki nimetlerin farkında olarak yaşayabilsek belli ki zihnimizi, ruhumuzu meşgul eden kaygı ve streslerin birçoğundan kurtulacağız. Fakat bu söylendiği kadar kolay bir iş değil. Bilelim ki dünyayla ve insanlarla ilişkilerimizi bu kaygılar belirliyor. Bakış açımıza ve yaklaşım tarzımıza yön veriyor.  Sağlık nimetinin ne büyük hazine olduğunu her zaman unutuyoruz.

Hasta bir insana günlük işlerden bahsettiğinizde buzlu bir camdan bakar gibidir. Bizim açımızdan bakmadığı her halinden bellidir. Hastalık derecesine göre katılım sağlar. İleri durumdaysa sizi dinleyecek halde değildir. Dünya işlerine gülümseyerek dışarıdan bakan hakiki bir mümin gibidir. Bu haliyle dünyanın hakkını vermeye daha yakındır. Unutmayalım, hastanın duasını almak tavsiye edilmiştir. Zayıfın duası makbuldür. Yetimin, yaşlının, yoksulun, hastanın. Tabi bir de aczini itiraf eden hakiki gözyaşlarının. 

Hasta ziyaretten sandığımızdan çok daha fazla etkilenir. Bunu hakkıyla anlamak için ille de bizzat hasta olmak gerekir. Başka türlü farkına varmanız zordur. Sizin çok da önemsemediğiniz bir selam, bir ziyaret, bir telefon, bir çiçek, hastanın zihninde önemli bir yer tutar. Bu onunla olan dünya ahiret ilişkilerinizde kalıcı bir etki bırakır. Tabi burada samimiyet önemlidir. Herhangi bir beklenti içinde olmayan, gösterişe dayanmayan ziyaretten söz ediyoruz. Çünkü önemli mevkilerde bulunan kimselerin hastalıkta da vefat durumunda da katılımcısı çok olur. Bunların ne kadarı hakikidir bilemezsiniz. Hastanın veya mevtanın sosyal statüsü yükseldikçe bilinmezlik derecesi artar. Azaldıkça akla karayı ayırt etmek kolaylaşır. Dünyamızın hali böyledir.     

Bir de hastalıktan kurtulan insanın ruh halini düşünün. Ciddi bir tedavi veya ameliyat sonrası iyi sonuç alınmıştır. Yeniden doğmuş gibi olur. O an sevmeye, anlamaya ve anlaşmaya daha yakındır. Çünkü neyin önemli olduğunu görmüştür. Sağlık nimetinin güzelliğini, sevginin, şefkatin önemini bizzat yaşamıştır.

İnsanlarla, dostlarımızla ilişkilerimizde ne yazık ki hepimizin birer ölümlü olduğunu dikkate alamıyoruz. Her an hasta olabileceğimizi, belki de kaybedebileceğimizi. Klasik şehirlerimizin merkezinde, cami avlularında kabristanların bulunması hep bunu hatırlatmak içindir. Günlük hayatın uyuşturucu atmosferinde her şeyin bir anda bitebileceğini hesap etmiyoruz. Hatta buna “yaşama olan bağlılık” diyoruz. Neye bağlanırsanız onun koşullarına tabi olursunuz. Kibir, haset, hakir görme, dünya metaı, makam mansıp hırsı veya hüsranı… Ateşin odunu yaktığı gibi ruhumuzu eriten şeyler. Onlara kapılmak bizi madden ve manen yıpratıyor. İnsanlarla, dostlarımızla ilişkilerimizi zedeliyor. En büyük cengaverlik, yiğitlik, işte, insanın kendisiyle olan bu savaşımıdır.

Dünyada bize ilk bakışta önemli görünen ve benliğimizi saran ne varsa onu sorgulayalım. Bilelim ki onlardan çok daha önemli şeyler olabilir. Sahip olduğumuz nimetlerin, sevdiğimiz insanların hakkını vermeye çalışarak şahitlerimizi artıralım. Değerlerini anlamak ve ifade etmek için onları kaybetmeyi beklemeyelim.

Kaynak: Yedi İklim Dergisi, Haziran 2021

   

       

YORUM EKLE

banner26