İnsanın temel dürtüsü ruhunu tatmin etme duygusudur

Mark Twain'in belirli kişilere dağıtılmak üzere kaleme aldığı İnsan Nedir, sayılı olarak basılmış bir kitap. 250 adet basılan eserin Türkiye'deki baskısı 240. nüshasından tercüme edilmiş. İnsan Nedir bir diyalog kitabı. Yaşlı adamın ve genç adamın diyaloglarına yer verilmiş önemli bir kısmı sorulu cevaplı bir eser.

Yaşlı adamın insanın bir makineden öte bir şey olmadığını iddia etmesiyle ve genç adamın buna itirazıyla diyalog soru ve cevap şekline evriliyor. Mart Twain kurgu eserleriyle tanıdığımız bir isim. En ünlü iki eseri Tom Sawyer’in Maceraları ve Huckleberry Finn'in Maceraları olan ve aklımıza ilk defa çocuk edebiyatıyla gelen bu ismin okuyucuyu böylesi bir felsefe yolculuğuna çıkarabilmesi bu açıdan ilginç.

Diyaloglarda yaşlı adam daha çok bir bilge gibi konuşurken ve hitap ederken genç adam onun öğrencisi ve hatta çırağı gibi hareket ediyor. Yaşlı adam söylediklerini bir kenara yazmasını istediğinde, bahsettiği konu hakkında düşünmesini istediğinde veya bir deney yapmasını istediğinde genç adam tereddütsüz dediğini yapıyor. Burada zaten sıfatlandırmalardan anladığımız üzere bir ast-üst ilişkisi de söz konusu. Bunun bir neticesi olarak belki de yaşlı adam kesin yargılarla konuşurken genç adamın itirazları bazı bölümlerde şiddetli bazı bölümlerde ise cılız kalıyor. Neredeyse her söz alışında yaşlı adamın bir önerme, bir sav ya da bir yazılı olan ya da olmayan kuralı ortaya koyduğunu, hatırlattığını görüyoruz. Mark Twain yaşlı adamı konuştururken adeta kendisi konuşur gibi. Genç adama ise bazı iddialara karşılık bir şeytanın avukatlığı vazifesi verilmiş. Diyebiliriz ki Mark Twain’in insana dair, hayata dair diyeceklerini onun yerine yaşlı adam diyor, eğer bunlara bir savunma mekanizması geliştirilecekse de bunu genç adam geliştiriyor. Ancak genç adamın bu mekanizmayı geliştirme noktasında zaman zaman çok yetersiz kaldığını, çabucak boyun eğdiğini ve yaşlı adamın otoritesini kabul ettiğini görüyoruz. Şöyle esaslı itirazlarla, sert çıkışlarla ve biraz da manevi bir bakış açısıyla yaşlı adamın iddialarına karşı pek çok gerçek deliller sunulabilirdi. Fakat yazarın kendi iddialarını nispeten görmüş geçirmiş olduğu kabul edilen ve geçmişi hakkında hiçbir şey bilmememize karşın sadece “yaşlı” olduğu ve karşısındakinin “genç” olduğu için onun otoritesini tanımamız bekleniyor. Genç adam bu otoriteyi tanıyabilir belki ama bu kitabı okumaya karar verenler için böyle bir zorunluluk elbette yok. Zaten her okuduğuna, her duyduğuna inanan ve bunları bir mantık süzgecinden geçirmeyen kişinin nitelikli bir okur olma ihtimali yoktur. Üzerine hangi sıfat atfedilirse atfedilsin, yazar onu hangi donanımlarla sunmuş olursa olsun hele ki böyle derin manalar içeren ve eli yaratılışa, yaşamın anlamına uzanan, en şerefli yaratığı bu kadar düşüren bu satırları okurken birden fazla kez iç değerlendirme yapmak gereklidir.

“İnsan daima kendi çıkarını düşünür”

İnsan Nedir’den birden fazla ana fikir çıkarmak mümkündür. Sonuçta insan harikulade bir varlık ve Rabbinin nasip ettikleriyle münasebet kurabildiği müddetçe de harikuladeliği yaşamının sonuna kadar devam edecek,  yaşamının sonunda da bu harikuladeliğin neticelerini alacaktır. Kitaba dair bir ana fikir olarak insanın davranışlarını dış etkenler belirler ve bu etkenler insanı insan yapar dersek kitabın ana temasına ve olağan akışına ters bir söz söylemiş olmayız. Tüm hayatımız boyunca sanki başkaları için yaşıyormuşuz gibi ve o başkalarının etkisiyle hareket ediyormuşuz gibi bir sonuca varan bu fikir gündelik yaşam içerisinde kendisini daha fazla göstermektedir. Yaşlı adam bazen en asil duygularla yapılmış korkusuzca bir hareketin veya bir kahramanlığın dahi dış etkilerle olduğunu söyleyecek kadar ileri gidiyor. Hatta bu ileri gitme daha sonra bir iyiliği dahi dış etkilerle ve salt insanın kendini rahatlatması maksadıyla yapıldığını da söyleyerek bizleri derin düşüncelere sevk ediyor. Bu andan itibaren kitabın ikinci ana fikri olarak insan tüm eylemlerini her zaman iç ferahlatma ve bundan doğan ya da buna yol açan bir çıkar güdüsüyle yapar iddiasıyla belirleyebiliriz. Buna göre insanlar iyilikleri bile evvela kendilerini düşündükleri için yaparlar. Asil duygular, şövalye ruhu, fedakârlık ve hümanizm bu durumda yoktur. Çünkü bunların ancak çıkarcılıkla izah edilebilecek birer sebebi vardır. Mark Twain hiç acımıyor ve hatta biz insanlara bir şans bile vermiyor. Hangi kategoride değerlendirirseniz değerlendirin bunu hep aynı şekilde cevaplıyor: İnsan daima kendi çıkarını düşünür.

Bir annenin fedakârlığını, bir ordu mensubunun kahramanlığını, bir çocuğun masumiyetini bile büyük ya da küçük, tatmin edici ya da değil, önemli ya da önemsiz bir nedene; o nedeni de bir çıkara bağlaması biz neden varız, nereye doğru gidiyoruz, hep böyle miydik, bunlar gerçekten doğru mu türü felsefenin girdabına sürüklenecek soruları sordurtuyor. Bu noktada insanın bencilliği ve Mark Twain’in tabiriyle içindeki hükümdarın direktifleri ön plana çıkıyor. İnsan Nedir insanın ipliğini pazara çıkarmak için kaleme alınmış bir eser niteliğinde. Az adette basılmış ve az adette yayımlanmış olması muhakkak ki maddi olarak bir değer biçilmesine yardımcı oluyor. Ancak Şeyh Galib’in “Hoşça bak zâtına kim zübde-i âlemsin sen / Merdüm-i dîde-i ekvân olan âdemsin sen” dizeleriyle formülize edilebilecek bakış açısı kesinlikle ve kesinlikle Mark Twain’in bakış açısından çok keskin bir biçimde ayrılmaktadır. Şeyh Galib insanı hak ettiği yere oturttuğu dizelerinde ona kendisine hürmetle ve saygıyla yaklaşmasını, kendisinin farkında olmasını öğütlüyor. Ayrıca insana yaratılmışların en şereflisi olduğunu da hatırlatıyor ve sen kâinatın özüsün diyor. Bu anlayış ve bakış açısı insana aynı zamanda İslami bir bakış açısıdır. Şüphesiz Allah insanı en tepeye oturtmuş ve tüm âlemi onun hizmetine sunmuştur. İnsan da kendisine verilen görevleri yerine getirdiği müddetçe O’nun katında değerini koruyacaktır.

Yaşlı adam iddialarını güçlendirmek adına örnekler de veriyor. Bunlardan biri otel görevlisine verilen bahşiş örneği. En basitinden bir otel görevlisine bahşiş verirken dahi dış etkenlerin bunu mecbur ettiğini, insanın toplum içinde sadece yapması gerektiği için böyle adı iyilik bile olsa bir şeyi yapmak zorunda olduğunu ve son tahlilde dış baskının iç baskıyı tetiklediğini söylüyor. Aynı örnekte verilen vergi verme meselesi de öyle değerlendirilmiş. Bizler gönüllü olmasak da iyi hizmet alabilmek için vergi vermek zorundayızdır. Her ne kadar sadece sonuçları itibarıyla değerlendirilmiş olsa da örnekler birbirine yakın. Esasında biri yasal bir zorunluluk sebebiyle yerine getirilmek durumundayken diğeri yani otel görevlisine bahşiş daha çok toplum gözünde ve hatta otel görevlisinin gözünde küçük düşmemek ve yazılı olmayan toplumsal kurallara ve artık kural haline gelmiş alışkanlıklara uygun hareket etme olarak düşünülebilir.

Twain insanı bukalemuna benzetiyor ve onu tabir yerindeyse doğasının gereğini yapmakla suçluyor. Çevresindeki her şey insanın tercihlerini etkiler, beğenilerini ve hatta ahlaki yapısını değiştirir diyor. Bu toptancı bakışın ve her insanın aynı fıtrat üzere yaratıldığının kabul edilmesi gereklidir. Daha yaratılıştan itibaren insanı kötü yapmak insana yapılmış en büyük haksızlıktır.  

İnsan bir makine mi?

Yaşlı adama göre insanın ve duygularının tek hâkimi zihindir. Zihin istediği zaman istediği şeyi düşünmekte özgür ve insanın iradesinden bağımsız makine gibi işleyen bir şeydir. Öyle ki genç adamın yaşlı adamın tavsiyesiyle yaptığı denemeler işe yaramamış ve zihin yine düşünmek istediği şeyi düşünmüş ve onunla meşgul olmuştur. Deneylerden birisi biri son derece sıkıcı diğeri ise son derece eğlenceli olan iki konudan sıkıcı olanı düşünmek isteyerek ona yoğunlaşmaktı. Fakat genç adam kendine daha doğrusu zihnine söz geçirememiş ve sıkıcı olan konuyu düşünmeyi başaramamıştır. Buna yeni örnekler de eklenmiş ancak zihin hiçbir telkini kabul etmemiş ve yine meşgul olmak istediği konuyla meşgul olmuş, düşünmek istediği konuyu düşünmüştür. Daha ne düşüneceğine karar veremeyen ya da kararında ısrar edemeyen insanın varlık âlemindeki hükmü nedir? Şüphesiz mesele bu kadar basit ve köksüz değil. Belki Mark Twain insan ile eylemlerini, insan ile zihnini birbirinden ayırıyor ama izahı tam olarak bu ikilikle yapamayabiliriz. Çünkü insan zihniyle, bedeniyle, davranışlarıyla tektir ve birdir. Zihin ayrı, beden ayrı, insan ayrı kafası ayrı bir fikir insanlığı eylemlerinden mesul etmemeye iter. Bu ise insanın varlığının ve dünya hayatının sorgusunun temelini kökünden etkileyecektir. Oysa insanın hareketlerinde ve düşüncelerinde içgüdüsel olmaktan çok bilinçle hareket ettiğini biliriz. Hatta bu nedenle hayvanlardan farklı olarak eylemlerinin neticesinde ahiret hayatında tüm bu yapılanların önüne geleceğine de inanırız. İnsanın sadece doğarak nefes almaya hak kazanmış ve sadece bunu gerçekleştirerek dış etkenlerle ite kaka yaşam sürdüğü iddiası çok da sağlam ayaklar üzerine oturmamaktadır. Genç adamın buna boyun eğmeyeceğini beklerdik ama diğer konularda olduğu gibi bu konuda da yaşlı adamın örnekleriyle ilerlemeyi ve o yoldan çıkmamayı tercih etti.

Kitabın genel manada insanın yaratılışından gelen mükemmelliğini kabul ettiğini ancak buna çeşitli bahanelerle bu mükemmelliği zayıflatmaya çaba gösterdiği algısına kapılabilirsiniz. Mark Twain yetersiz bir katılımcı olsa da genç adama fikirlerine zaman zaman karşı duruşta bulundurarak bir ispat çabasına giriyor. Belki kendisinin de tam olarak inanmadığı iddiaları doğrulatmak için genç adamı kullanıyor. İnsanın bir makine olduğu, bir makine gibi çalıştığı çok doğru fakat bunun sebepleri üzerine kurduğu bağlantılar insanın hakikat değerlerine ve içinde bulunan öze uygun değil. Sonuçta yapılan her eylemi çıkara dayandıran, özgür irade diye bir şey tanımayan ve insanı neredeyse kötünün de kötüsü bir yaratılmış olarak tasvir eden yazarın din alanında da bir iç ferahlatıcı sebep araması normaldir. Nitekim bu konuda da bir inancın, imanın yahut düşünüş şeklinin değil tamamen dış etkenlerin ve şahsi çıkarların temel olduğunu söylüyor. Bu, bu kadar iddiadan sonra bu pek şaşırtıcı gelmedi doğrusu.

Yaşlı adam insanın kafasını çalıştırdığı, aklıyla hareket ettiği konularda da itirazını yükseltmeden edemiyor. İcatları da bu şekilde bir değerlendirmeye tabi tutuyor. En basitinden bir buharlı makine örneği var ki onun da çok büyütülecek bir icat olmadığını ve basitçe ve hatta çok da fazla kafa çalıştırmadan doğada bulunan kanunlar çerçevesinde yapılabileceğini söylüyor. İnsan Nedir’e verilecek cevabı bu kadar küçümsemesi elbette ki çok incitici. Sonuçta insan aklıyla hareket eden, aklını kullanarak yolunu bulan ve diğer yaratılmışlardan bu yönüyle ayrılan bir varlık. Hayat boyu doğuştan gelen özellikleriyle, öğrendikleriyle, eğitimiyle ve tecrübeleriyle yaptığı hataları tekrar etmemeye gayret eden bir varlık. Mark Twain’in yaşlı adama söylettiği, genç adama kabul ettirdiği biçimiyle sorunlu ve sorumsuz bir yaratık değil. İnsan, ayırt edici özellikleriyle bulunduğu ortama çok çabuk uyum sağlayabilen ve bu özellikleri kullanarak yaşamayı içgüdüsellikten uzak gerçek bir düşünüşle başarır ve yaratılışının özüne uygun hareket eder. Esasında insan tam olarak budur.

YORUM EKLE