İnsan hatırladıkları ve unuttuklarıyla var olur

Modern dünyada en temel hatırlama, hatırlamayı hatırlamakla mümkün. Bunun için ise insan olmak dolayısı ile ölümü akılda tutmak gerekiyor. Osmanlıca bir kelime olan hafıza, Arapça saklama, ezberleme anlamlarına gelen hıfz sıfatından türemiştir. Kelime anlamı “Hissedilen, bilinen, görünen şeyleri; işitilen, konuşulan, duyulan sözleri; ezberlenen şeyleri zihinde saklayan kuvvettir.”

“Toplumsal Hafıza” kitabında, konu altı önemli bölümde incelenmektedir. Birinci bölümde “Toplumsal Hafıza-Kavram ve Düşünce” başlığıyla toplumsal hafıza kavramını açıklamak ve düşünce dünyasında ki kökenlerine dair genel bir çerçeve çizmek hedeflenmektedir. İkinci bölümde “Bireyselden Toplumsala Hafıza” başlığıyla psikoloji ve sosyoloji disiplinlerinin hafızayı ele alma biçimlerine odaklanılmaktadır. Üçüncü bölümde “Modernite ve Toplumsal Hafıza” başlığı altında sosyolojinin temellerinden olan toplum-birey-din düzlemlerinde hafızanın nasıl bir anlam içerdiğini ortaya koymaya çalışılmış. Dördüncü bölüm “Modern Zaman, Mekân ve Toplumsal Hafıza” adıyla modern zamanın insan ve evren bakışına bağlı olarak şekillenen zaman ve mekân, hatırlama ve unutma pratiklerinin tartışıldığı bölüm. Beşinci bölüme gelindiğinde “Toplumsal Hafızanın Yeniden İnşası” konu edilmiş ve ulus devletlerin toplumlarını oluşturmak için bir kimlik politikası olarak hafızayı mekân, beden, dil ve tarihsel olarak şekillendirmeleri anlatılmıştır. Altıncı ve son bölümde ise “Türkiye’de Toplumsal Hatırlama Üzerine” başlığıyla Türkiye’de toplumsal hatırlama ve unutma pratikleri üzerinde durulmuştur.

İnsan Hatırladıkları ve Unuttuklarıyla Var Olur

Öğrenme; bilme, hatırlama, unutma, depolama gibi temel insani edinimler içermesi sebebiyle insan üzerine düşünmek kadar eskidir. İnsan üzerine düşünmek, hafıza üzerine düşünmeyi zorunlu kılar. Platon, hafızanın bir tür zihinsel ebelik işlevi üstlenen, anlamlı sorular sorarak yanıtlar bulmaya çalışan bir sanat olduğunu düşünür. Bu sanat, duyulanın ruha işlemesidir. Çevremize ait duyumlamalarımız sonrasında ortaya çıkan düşünceler, tıpkı bir metin yazarı gibi ruhumuza işlenir. Dolayısıyla üzerinde yaşadığımız dünyanın resmi, ruhumuzda mevcut olur. Platon’un kuramından devam edersek, idealar dünyasının yansıması olan dünya, hafızamıza, ruhumuza işlenir. Bunlar bir taklit dünyası olarak insanoğlunda mevcuttur ve insanın bu dünyada var olma anlamı ise idealar dünyasına ulaşmasıyla mümkün olur.

“Gerçek öğrenme aslında idealar dünyasında var olanın hatırlanmasıyla olur.”

Platon’da temel soru şudur: Bilmediğimiz bir şeyi hatırlayabilir miyiz? Şüphesiz Platon bu soruya evet cevabını vermiştir. Çünkü idealar dünyasına ulaşmak, zihnimizde mevcut olmayan bir bilgiye ulaşmayı gerektirir. Tam burada farklı bir soru gelir: “Unutuş ne manaya gelir?” Unutmak tıpkı önceden var olan bir ayak izine tekrar basmak gibidir. Ayak izimizin önceki izle örtüşmemesi unutmak demektir. Unuttuklarımız aslında hakikatin bilgisi ile örtüşmeyen, ona denk düşmeyen bilgi sürecini ifade eder. Bu noktada önemli olan doğru hatırlamak ve yanlış hatırlamaktır. Açık bir şekilde idealar dünyasına kanal açabilen hatırlatmalar doğru aksi ise yanlış hatırlamalardır.  Aristoteles’in meşhur ilkesine baktığımızda ise “Hafıza, geçmiştir!” der. Hafıza, zaman sonrasında ortaya çıkan depolama sistemidir. Bedene ve ruha işleyen “kayıtlarımız” var der… Çiçero’ya göre ise gerçekte neyin olduğundan çok olanı nasıl hatırladığımız ve bunu nasıl konu etiğimiz önemlidir. Geçmişi bugünü yeniden inşa etmede araç olarak görür hafızayı.

Edebiyatta hafıza

Hafıza, edebiyat alanında da ses getirmiş bir konudur. Hafızayı, edebiyat alanına taşıyan düşünür Marcel Proust olmuştur. 20. yüzyılın en büyük eserlerinden biri olarak kabul edilen “Kayıp Zamanın İzinde” adlı eserinin son cildi olan “Yakalanan Zaman”da hafıza konusu detaylıca incelenmiştir. Proust, iki tür hafızanın olduğunu belirtmiş; istem dışı hafıza ve istemli hafıza. Bizim arzumuzun dışında hafızamıza giren, hatırlanan ve unutulan hafıza biçimini istem dışı, bedensel alışkanlıklarımız sebebiyle hatırladığımız ve unuttuklarımızı ise istemli hafıza olarak anlatmıştır. Teknolojik gelişmelerin açık ve net bir şekilde hatırlama, unutma, depolama işlevlerini yerine getirerek hafızayı zayıflattığını da burada belirtmek gerekir. Modern öncesi toplumlarda zaman tabiata bağlıdır.

“Mekân, nesnel bir gerçeklik değildir. Yani kendi başına varlığı yoktur. Mekânı anlamlı kılan insandır.”

Eskiden zamanın temel belirleyicisi tabiat ile ilişkiliydi. Örneğin, eski Mısır’da zamanın belirleyicisi Nil Nehri iken, eski İran’da güneşin hareketleri olmuştur. Modernite zaman ile tabiat arasında ki bağı koparmıştır. Zaman ve mekân iki farklı kategori olarak algılanmıştır. Modern insanın işe gideceği saatin belirleyicisi zamanı dilimlere ayıran saattir. Her anın rakamsal karşılığı vardır. Geleneksel toplumlarda olduğu gibi harman zamanı ya da karlar eridiği zaman gibi esneklik payı modern toplumlarda yoktur. Modernite zamanı tabiattan kopartarak belirli rakamların arasına sıkıştırmıştır. Gündelik hayatın temel belirleyicisi olarak zamanı ilan etmiştir.

İkbal Çobanoğlu, “Hatırlama Hatırlamayı Hatırlamakla Mümkün”, Kitabın Ortası dergisi, Ağustos 2019, sayı 29.

YORUM EKLE

banner26