İnsan gözdür, bakıştır

Göz; her şeyi görür, kendini göremez. Bunda gizli bir hikmet vardır. Gözün kendini görebilmesi için ayna lâzımdır. Göz hemen bütün canlılarda ön cephede, başta, beyinle bağlantılı ve vücudun üst bölgesindedir. Bazı insanların göz aynası geniş olduğu için yüz seksen derece olmasa da arkayı görebilir.

Görmek (basar) Rabbimizin kendine nisbet ettiği bir eylemdir. O, gözsüz görür.

Kalp, beyin, mide ve diğer uzuvlarımızı harekete geçiren en önemli organımızdır göz. Bundan dolayı önce gözümüzü korumalıyız ki diğerlerini “gözümüz gibi” koruyabilelim.

Gözü korumak tabirine dikkatiniz çekerim. İki anlamlı, tevriyeli bir tabirdir. İlk anlamı, gözü toz-toprak gibi dıştan gelen tehlikelere karşı korumayı anlatır; ikinci anlamı da yasaklanmış yerlere, durumlara bakmaktan çekinmeyi ifade eder.

Çünkü göz tek başına değildir yasağa bakarken. Beyne gönderdiği sinyallerle bütün duyguları ve duygulara bağlı olarak vücudu harekete geçirir. Birçok suç, günah gözün görmesinden sonra işlenmiştir. Şehevi duygu ile göz arasındaki bağı bu bağlamda hatırlamak yerinde ve yeterli olur.

Göz gördü mü dokunma duyusu da harekete geçer.

Göz gördü mü mide mutlaka uyanır.

Salgısını salar.

İştah açılır veya iğrenir.

Göz gördü mü el uzanır.

Göz gördü mü beyin bulanır. Kalp değişir. (Kalbin değişken anlamına geldiğini hatırlatalım.) Kalbimiz bir yere kadar gözümüze bağlıdır. Yine de değişmenin ana motoru değildir gözlerimiz. Midemiz,  gözümüzün gördüğüne dayanabilir mesela.

Nitekim Ramazan’da dayanıyor da. El dayanıyor, direniyor.

Üçüncü göz

Başımıza yerleştirilen görme organı gözden başka bir görümüz var ki biz ona üçüncü göz diyoruz. Üçüncü göz için zihnimi yokluyorum.

Aklıma, avucun içine (aya) yerleştirilmiş göz resmi geliyor. Denildiğine göre Türkçe “güzel” kelimesinin aslı “göz-el”  imiş. Göz ve el bir araya geliyor ve güzeli buluyor. Aya içinde göz resmi, nazara karşı geliştirilen bir korunma olduğu söylenir ki halkımızın hurafelerindendir. Bu inanış, İsrailiyat’tan da geçmiş olabilir, eski Türk inancı Şamanizm’in bir kalıntısı da…

İkinci olarak bir üçgen ve Süleyman yıldızının içine yerleştirilmiş göz imgesini hatırlıyorum. ‘Big brother’ sizi gözetliyor, dercesine insanın gözetim altında olduğunu gösterir bu imge. Bu mesaj en çok da ait olunan inanışın fertleri için veriliyor olsa gerek. Her tarafta gözümüz var denilmiş de oluyor ve bunun imge daha sonra Masonik inanışın ayırt edici özelliklerinden olacaktır. Masonlar kainatın gözetim altında tutulduğunu büyük gözle ifade eder. Altı köşeli yıldızın içindeki gözün böyle bir anlamı vardır.

Elinin ortasına göz çizenler de vardır ki bu; elimiz bizim için göz olmuştur, demektir. Âmâların elleri ile gördüklerini biliyoruz.

Göz, üçgenin içine çizildi­ğinde hem Hristiyanî hem de Masonik  bir imge özelliği kazanıyor.

Tepegöz’ü hatırlar mısınız?

Dede Korkut’un en ilginç hikayelerinden biridir. Orada Tepegöz’ün tek gözü vardır ve o da alındadır. Bu gözün tek ve alında olması Tepegöz’le ilgili tartışmalara yol açmış ve onun “üst insan” mı yoksa “alt-insan/kusurlu insan” mı olduğuna dair tartışmalar yapılmıştır.

“Yüz gözlü”  bir dev olan Argos'un gözleri de bedeninin her yerine dağılmış­tır. Hiçbiri aynı anda kapanmaz bu gözlerin.

Su uyur düşman uyumaz, sözüne uygun olarak bu gözler, dış dünyaya odaklı olmayı ve sürekli uyanık oluşu işaret eder.

Hasan Aycın, bir çizgisinde ilahi kontrol altında olduğumuzu anlatmak için her bir eşyayı göz olarak çizer.

Bizim kültürümüze ait üçüncü göz, resmedilen bir şey değildir. Onun mahalli kalptir ve biz ona “kalp gözü”  deriz.

Evet, insanda kalp gözü denilen bir nur vardır ki o altıncı histen farklı bir şeydir.

Kalbin gözünü açmak için tasavvuf, özel metodlar geliştirmiştir. Derler ki Allah dostları, veliler her şeylerini gizleyebilirler fakat gözlerini gizleyemezler. Müslümanlığın dercesine göre açılan bu kalp gözünden başka bütün Müslümanlara bahşedilmiş basiret veya firasetten de bahsetmeliyiz ki o da bir tür gözdür, bakıştır, incelikleri görme yetisidir. Bundan dolayı “Mü’minin firasetinden korkunuz çünkü o Allah’ın nuru ile bakar” denmiştir hadis-i şerifte.

Allah’ın nuruyla bakan göz...

O bakışta, o nazarda neler var bir bilseniz!

O nazara uğramak için ne çok uğraşmak lâzım.

Kalp gözü: Gözkapağı olmayan tek göz

Üçüncü göz bağlamında başka bakıştan, başka bir gözden bahsetmek lazımdır ki o da aslında gözden çıkan nur iledir. Gözden çıkan bu nur iyi niyet süzgecinden geçmezse nazar adını alır. “Nazar haktır” der hadis-i şerif, “İnsanı mezara, deveyi çömleğe kor.”

Nazara uğrayan kişiler, gözden çıkan şuanın etkisiyle hastalanır. İnsan bakışla hastalanır mı demeyelim.  Bakış insanı nasıl âşık ederse, sevindirirse, kıskandırırsa öylece de hasta eder. Allah dostları, nazarı, genellikle kötü niyete, hasede bağlar. Derler ki nazar, hasetle bakmaktan doğar. Sevgiyle bakan göz insanı nasıl kendine hayran bırakırsa, hased ile bakan göz de hasta eder, çoğu zaman eşyaya da zarar verir.

Buradan hareketle belki de insan için “insan gözdür” demek yerine “insan bakıştır” demenin daha doğru olduğunu söyleyebiliriz.  Çünkü hicap da gözdedir.

İnsan bakıştır. Hain bakar, hasetle bakar, minnetle bakar, öfke ile bakar, gıpta ile bakar, kibirlenerek bakar, utanarak bakar.

Ne demek istiyoruz?

Hemen bütün duygular bakışa yansır ve hemen bütün duygular için bir bakış tarifi yapabiliriz.

Üçüncü göz, gerçekte içe bakışın adıdır. Gönül gözü de diyoruz. Uzağı, gözün nüfuz edemeyeceği kadar küçük ve uzak olan varlıkları görmek için nasıl bir alet kullanıyorsak: Kalp gözünün açılması için de gözlerin önündeki perdelerin kaldırılması gerekir. Bunun için baş gözünün kontrol altında tutulması ve içe çevrilmesi gerekir.

Üçüncü göz,  ‘görü-üstü görü’ demektir.

Üçüncü göz, kalp gözü her daim açıktır. Bundan dolayı Efendimiz aleyhisselam “Benim baş gözüm uykuda ise de kalp gözüm her daim açıktır.” buyurmuştur.

Gözsüz görmektir bu. Şairin  “gözsüz görüyorum rüyada, nasıl?” diye sorması gibi bir şey.

Kalp gözü: Gözkapağı olmayan tek göz.

*

İnsan için iki göz yeterlidir dünyada yaşamak için.

İki gözlü olmasına rağmen, baktığı varlığı tek olarak görmek gözümüzün en belirgin özelliğidir.

Tek göz ise idrak gücünün aşağı seviyesini, yetersizliği gösterir. Felsefede alnın ortasındaki tek göz, aklın azlığını simgeler. Hıristiyanlıkta Şeytan, yüzünün ortasında tek gözle tasvir edilmiştir ki, bu göz Tanrının hakikatini göremeyen gözdür.

Kültürümüzdeki “kör şeytan” sözünü hatırlatan bir durumdur ki rivayete göre şeytanın o bir gözünü kurban mahalline giden Hz. İsmail’e vesvese verdiği için, onun tarafından kör edilmiştir. Hacıların şeytan taşlaması da bu vaka ile ilgilidir. Çünkü rivayete göre Hz. İsmail, şeytanın gözünü attığı taş ile kör etmiştir.

Şeytan-göz ilişkisi ile ilgili diğer bir ayrıntı da Şeytan’ın Hz. Âdem’in yalnızca topraktan yapılmış biçimini (dış yüzünü) gör­müş olmasıdır. Şeytan, Âdem’deki ilahi özü görememiştir ve bundan dolayı kördür o.

*

Göz kendini ancak ayna vasıtasıyla görür, görebilir, dedik.

Hz. Musa, Tur dağında ilahi vahyin sesini duyunca sesin sahibini görmek istemiştir.

Ona verilen cevap: “Lenterânî/Beni göremezsin” olmuştur. Şu dağa bak denmiştir, sonra. Dağ dayanabilecek mi o tecelliye, bir bak bakalım.

Rabbimizin kudreti dağda tecelli edince, Hz. Musa bayılmış ve ayıldığında hemen secdeye kapanmış ve af dilemiştir.

Kurân'da  "Gözler O'nu göremez fakat O, gözleri görür," denmiştir.

İhsan nedir sorusunun cevabına ne kadar da benzer bu âyet! Cebrail bir gün gelmiş ve “Ey Allahın Resûlü, ihsan nedir?” diye sorunca Efendimiz: “Allah’ı görüyormuşçasına O’na ibadet etmendir. Sen O’nu görmüyorsan da O, seni görüyor.”  diye cevap vermiştir.

*

Modern zamanlardan bu yana göz görme organı olmaktan çıktı; tecimsel bir meta oldu. Materyalistler bunu göze cam geçirerek başardı. Gözlük sadece görmeye vasıta değildir ondan daha çok bir süs, maddi zenginliğin bir göstergesi, bir aksesuardır günümüzde. Unutmayınız ki dünyanın en önemli sektörlerinden biri gözlük ve lens sanayiidir.

Göze çekilen sahici sürmeler kayboldu, onun yerine göz boyaları geldi. Göz boyaları geldiğinden beri ‘göz boyama’ çoğaldı. Ortalık illüstrasyondan geçilmiyorsa, sanallık almış başını gidiyorsa bu husus biraz da göz boyacılığı ile ilgilidir.

Göz artık bir metadır. Lens sanayiini düşününüz. Görmeyi değil görünmeyi, göstermeyi esas aldığını göreceksiniz. Göz görmüyor veya az görüyorsa bu o kadar önemli değildir; güzel görünüyor ya siz ona bakınız!

Güzel göz nedir?

Güzel gözün imgesi Divan şiirinde ceylandır. Günümüzde önce birileri “güzel” seçiliyor, sonra göz güzeli olarak ilan ediliyor sonra da ona benzerlik beğeni piyasasına sunuluyor.

Bu göz yerine/kişiye göre mavi, yeşil, renkli göz oluyor. Artık hangisi denk gelirse... Renkli gözünüz yok mu? Yoksa üzülmeyiniz. Paranız varsa renkli gözünüz de olur. Lens ile pekâlâ renkli gözünüzü olabiliyor çünkü.

*

Geçmiş dönemde göze ceza yoktu,  sadece “günah”  ve halkın ayıplaması vardı. Günümüzde artık gözün cezası var hukukta.

Basından öğrendiğimize göre “göz ile taciz” diye bir suç var.

Bazıları cezanın mahkeme tarafından verilmesini bekleyedursun, kıskançlık cezası diye en yakını tarafından kesilmiş göz/bakış cezalarının olduğunu yine basından öğreniyoruz.

Bizim için bazı bakmaklar yasaktır. Harama, izinsiz bakışa, hasetle bakışa izin verilmemiştir. Eğer böyle olmazsa gözün günahı, sahibinin günahı olur. “Allah gözlerin hain bakışını bilir.”

Hasretin diğer adı göz ile görememektir.

Aşk, gözden başlar. Ve ilk bakıştadır.

Nefretin diğer adı gözümüze görünmemesini istemek değil midir?

Şehevî isteği tahrik eden en önemli organ, gözdür, bakıştır.

*

Başlığa, insan gözdür, bakıştır, dedik. Doğrudur. Fakat buraya kadar söylediklerimle çelişkiye düşmek bahasına söyleyeceğim.

Göz her şey değildir ve insan görmeden de yaşayabilir. Gözü olmadan da hayatını sürdüren nice insan örneği var ki aklıma ilk gelen örnekleri arasında Peygamberimizin müezzini Abdullah bin Ümmü Mektum; Hafız Kani Karaca, ressam Helen Keller, saz şairi Âşık Veysel var. Bazıları doğuştan bazıları sonradan âmâ olsalar da hayata küsmemişler ve dolu dolu bir hayat sürmüşlerdir hepsi de.

Görme yetisini kaybeden Peygamber olarak Hz. Yakup aleyhisselamı biliyoruz ki o da risaletinin belli döneminde kulluğunu ve tebliğini âmâ haliyle yerine getirmiştir. Dememiz odur ki göz çok önemli bir uzvumuzdur ve fakat kulluğumuza engel değildir, hayatımız ona bağlı değildir.

*

Rüyada göz görmenin de demeye geldiğini rüya tabirlerinden öğrenebilirsiniz. Çünkü rüya kişiseldir ve görme zamanı, mekanı, görülen gözün rengi gibi değişkenler sebebiyle her rüyanın yorumu farklıdır.  

*

O’nun gözleri /bakışları

Gözleri iri idi. Doğuştan sürmeli olan gözlerinin siyahı tam siyah, beyazı tam beyaz idi. Önünü gördüğü gibi arkasını da görürdü. Güldüğü zaman gözlerinin içi parlardı. Kimseye yan bakmazdı. Birisiyle konuşacağı zaman bütün vücudu ile döner öyle konuşurdu. (Şemail-i Şerif)

YORUM EKLE