İnsan diştir

İnsan neden diştir?

Bu soruya cevabım; anasına muhtaç olsun diye, şeklinde olacak. Çünkü insan doğarken dişsizdir. Dişlerimiz kendilerini sonradan gösteren organlarımızdandır. Sakal gibi, bıyık gibi.  Dişsiz yavru anaya muhtaçtır ve ana da yavrusunu kuş gibi besler. Çocuk dünyaya yabancıdır doğduğunda. Dünyanın içindekilere yabancıdır. Sadece bir kişi vardır tanıdığı: Anne. Yavru, anasını kokusundan tanır ve anadan süt emmek hem yavruyu anaya, hem anayı yavruya yaklaştırır. Süt, kan gibidir ve anneden yavruya bazı huy, davranış ve genlerin geçmesine de araçtır. Çünkü süt, annenin kanından süzülerek veya kandan beslenerek oluşur/gelir. Süt hakkı buradan doğar ve bu hak hiç ödenmez. Anlarımızın ‘Sütümü helal etmem’ sözü bundan dolayı çok ağır bir sözdür.

Süt kardeşliğinde bile.

Bebekte mide, süte bağlı olarak gelişir. Mideyi geliştiren de annenin sütüdür. Cenab-ı Hak, yavrunun doğuşuna koşut olarak ananın ruh dünyasına hükmeder ve o ruh, cesede şefkatin yanında yiyecek olarak da tecelli eder. Dişsiz yavruya en uygun yiyecek-içecek süttür.

Tam, dişsiz yavrunun ağzına layıktır bu süt. İki yıl sürer süt hakkı. İki yıl içinde mide süt dışındaki yiyeceklere hazır hale gelir ve bu arada süt dişleri de meydana çıkar.  Bu arada anne çocuğunu büyütür, çocuk anneye sığınır. Bu arada çocuk annesinin memesini ara sıra, farkında olmadan dişleyecek, annesinden de şaplağı yiyecektir.

Buraya kadar anlatılandan hareketle ‘insan diştir’ denilebilir fakat biz gene de demeyelim. Çünkü insan dişsiz de yaşar. Nitekim çocuklar gibi ihtiyarlar da dişsiz yaşıyor, yaşayabiliyor.

Tatsız, zor, sorunlu da olsa hayatımız sonradan çıkar organlara bağlı değildir. Bazı hastalıklar var ki ilk belirtilerini dişlerde gösteriyor.  Ağız ve diş sağlığı bunun için çok önemli. Bunun için Diş Hekimliği Fakülteleri kurulmuştur.

Diş fırçası, diş macunu, diş ipi günümüzün  en önemli sanayi ürünlerinden oldu. Kapitalizm, diş estetiği diye bir şey bile icat etti. Medyada, toplum önünde devamlı konuşmak (gülümsemek mi desem acaba) zorunda olan kişiler bütün dişlerini söktürüp yerine porselen dişler taktırıyorlar artık. Sırf dişlerini göstermek için gülümseyenler vardır, ben gördüm, siz de görmüşsünüzdür. Ne güzel dişlerin var, desinler istiyor gülümseyenler.

Dişlerini tamamen söktürüp yerine porselen diş yaptıranlardan duydum ki porselen dişlerle yedikleri yiyeceklerin, içtiklerinin tadını eskisi gibi alamıyorlarmış. Onlar dişi kemik olduğu için canlı olarak görmeyen, göremeyen bedbahtlardır. Çünkü diş de diğer organlarımız gibi canlıdır ve ağzımıza aldığımız yiyecek ve içecekten aldığımız tadı, lezzeti biraz da dişimiz vasıtasıyla alırız.  

Diş, ağızdan çıkmıştır ve sosyalleşmiş bir imge olmuştur

Diş; deyimlerin, atasözlerin de konusudur. Mesela, ‘dişini göstermek’ diye bir şey var kültürümüzde ve korku, uyandırmayı, aşılmaz olmayı, zorluk çıkarmayı vs. anlatır. Böyle insanlar ‘dişli insanlar’dır. Aşılmaz, yenilmez, korkusuz. “Deve dişi gibi” adamlar deriz bazıları için. Böylece büyüklüğü anlatmak isteriz. Sökülemez yerlerinden. Oynatılamaz.

Gördüğünüz gibi diş, ağızdan çıkmıştır ve  de sosyalleşmiş bir imge olmuştur. İnci inci parlayan o nazenin organ, bir araya gelip kenetlenmeyi anlatırken başka bir metaforda eşitliği anlatmakta imdadımıza yetişiyor. Dişlerimizi koruyamadığımızı görünce acaba Hurûfî mi olsaydık diye düşünüyorum. Hurûfilere göre diş kutsaldır çünkü. Kutsallığını sayısından alır ve bu kutsallıkla dişler de korunmuş olur. Bilindiği gibi normal bir insanda otuz iki diş vardır ve bu otuz iki diş, otuz iki harfle, harflerin mahreçleri ile ilgilidir. Kur’an’ı Kerim’i doğru ve güzel okuyabilmek için dişlerle bağlantılı harflerin doğru çıkarılması gerekir. Her harfin sayısal bir değeri olduğu, ebced, cifr ilmi bu sayılarla ilişkili olduğu için Hurûfîler de bu ilmin tamamlayıcı cüzü olarak dişlere sahip çıkmıştır. Diş Kitabı yazsak yeridir bunun için.  

XVI. asırda yaşamış Mevlevi şairlerinden Sultan-ı Dîvânî (ö. 936/1529) tuyug tarzında kaleme aldığı bir beytinde insanın 32 dişinden bahsederek, 32 kelime-i ilahîye telmihte bulunur :

Sîvü dû Hakdan ayândır dişlerin

Dört kitab için beyândır dişlerin

*

En uzun yaşayan organ

Hayatta en çok hayret ettiğim organların başında diş gelir. Yol kenarlarında çok diş görmüşlüğüm var. Köylerde, yol kenarlarında, tarlalarda gördüğüm çene kemiklerindeki dişler; bembeyazdı, büyükçe ve dizi dizi gülerlerdi.

Sonradan öğrendim ki toprakta en son çürüyen, yani ceset çürüdükten sonra en çok “yaşayan organlar”danmış dişler. Toprakta bile çürümeyen ve varlığını yıllarca sürdüren bu dişleri insanoğlu nasıl olup da ağzında iken çürütüyor, çürütmeyi başarıyor, hayret doğrusu!

İnsanın yanı sıra, hemen bütün hayvanların vardır dişleri.

Hayvanlarda sadece yiyeceğini öğütme vasıtası değildir, aynı zamanda bir savunma vasıtası, bir silahtır diş. Acaba insan; düşmanını, rakibini ısırmayı hayvanlardan öğrenmiş olabilir mi?

Dişler yiyeceğimiz öğütmeye, düşmanımızdan kurtulmaya yaradığı gibi mi konuşmaya  ve hatta gülmeye de yarar, dedik. Dişleri işleri ile gülümseyen kişilerin gülüşleri daha bir güzeldir. Bazı gülümseyişler vardır ki dişlerin yokluğu veya kirliliği sebebiyle antipati uyandırır.

Demek ki neymiş? Diş gülümseye bir letafet, bir güzellik katarmış.  Yani, insanın ağzını güzel göstermeye yaradığı için insan diştir. İki kırmızı lâl dudak arasında sıralanmış inciler nasıl da parlar beyaz beyaz. Gülümseyen güzel bir ağız, insana nasıl da güven verir! Dişlerini gıcırdatarak gülümseyenlerden ayırmak gerekir bu gülümsemeyi. Onlarınki gülümseme değil, sırıtmadır.

Anadolu insanı sadece beyaz beyaz gülmez; sarı sarı, altın altın da güler. Bunu da dişlerine altın kaplatarak yapar. Altın diş bir zevk, bir gelenek, bir zenginlik göstergesidir. Özel olarak yaptırılır. Önceleri sanmıştım ki sağlam dişi söktürüyorlar sonra da onların yerine iki altın diş taktırıyorlar. Meğer öyle değilmiş, dişlere altın kaplama yaptırıyorlarmış. Bunun için ağzın ilk açılışında görülecek üst damağın tam ortasındaki dişler tercih ediliyor. Bir şey daha öğrendim. Bazı gelin adayları, çeyiz için yaptırıyorlarmış altın dişi. Kızlar damattan altın diş istiyorlarmış. Onlar da olur deyip alacakları kızların dişlerine altın kaplatıyorlarmış.

Ne faydası mı var? Çok faydası var. O altın dişler, sahibi yaşlanınca ona geçim sermayesi veya ölünce kefen parası oluyormuş.

Anadolu kadınına yürüyen kuyumcu desek yeri var. Kapitalizmin kadınlar tarafından icat edildiğini, ilk kapitalistlerin kadınlar olduğunu söyleyemesek de en birinci muhatabın (acaba müşterilerin mi deseydim) kadınlar olduğu açık.  Neden mi? Anadolu’da, şimdilerde azalsa da örneği var. Gelinin alnına  tura, burnuna hızma, pearcing, dişlerine altın kaplama, parmaklara yüzük, bileklere bilezik, bileklik, künye; boyuna zincir, beşi birlik; kollara bilezik, ayaklara halhal, dile dil küpesi. Allah damada (kayınpedere) güç kuvvet versin. Bu zenginlik, kadını yürüyen kuyumcu yapmaz da ne yapar?

Biz dönelim dişe, dişlere.

Divan şiirinde sevgilinin övülen yerlerinin başında dişler gelir. Çünkü sevgili, bir gülüşle âşığın aklını başından almıştır. Buna karşılık erkekler için yazılmış bir tek şiirde, erkeklerin dişi ile ilgili bir kelime bulamazsınız. Çünkü erkeklerin dişleri, kadınların dişlerine göre daha bakımsızdır. Oysa sevgilinin dişleri hep “inci”dir. Kelimeler de inci olur, sevgilinin dişini övmek için satırlara dizilir ve inci olup parlar.

*

Diş denilince Uhud’da Hz. Peygamber’in dişinin kırıldığını öğrenen Veysel Karani’nin tıpkı Habibullah ile aynı acıyı yaşamak için dişlerini çektirip ondan otuz üçlük tespih yaptığına dair menkıbeyi hatırlamamak olmaz. Sevgilisini görmek için Aslı’nın dişçi olan annesine her gün bir dişini çektiren Kerem’in aşkını da…

Bilirsiniz, “diş ağrısı” için “kabir azabı” benzetmesi yapılır. Dişleri çektirmenin sevgili için yapılabilecek en büyük fedakârlık olduğunu gösteren bir âşıktır Kerem.  

*

O’nun dişleri

Şemail kitaplarının şahitliğinden biliyoruz ki O’nun dişleri beyaz, bembeyaz idi. Gülümsediğinde parıl parıl parlardı. Çünkü O, dişlerinin bakımına özen gösterirdi. Müslümanları da ağız ve diş temizliği konusunda hep uyarırdı. Miladi 571-632 arasında diş fırçası yoktu ama O, bulmuştu. Misvak ağacından kopardığı dalı misvak edinmiş ve dişlerini onunla temizlemiş, onunla korumuştu.

Bir gün minbere çıktı ve ‘insanlara ne oluyor ki dişlerini temizlemiyorlar mescide gelirken, toplum içine çıkarken’ dedi.

Başka bir gün sefere hareket eden ordu için ‘her şey tamam mı’, diye sordu. Tamam, cevabını alınca ‘Peki, dedi misvaklarınız yanınızda mı?’ Birçok sahabinin misvakı yanında değildi. Bunu öğrenince ‘Bekleyin dedi; yanında misvakı olmayan askerler var onlar, hemen gidip misvaklarınızı alsın. Ondan sonra hareket edeceğiz.’

Başka bir keresinde.

“Eğer dedi; büyük bir külfet olacağından korkmasaydım; size her namazdan önce misvakı, dişlerinizi temizlemeyi emrederdim.”

Bir emir, bundan daha güzel nasıl ifade edilir?

Ve O’nun dişi.

Vefat ettiğinde dişleri tamdı. Uhud günü kırılan dişi dışında. Altmış üç yaşında idi ve Allah’ın huzuruna bir dişi şehit olarak çıkıyordu.

Emanet bilinci.

Bir de kendimize bakalım.

Müslümanlığımızın kalite göstergesi dişlerimizdir desem; acaba ortaya nasıl bir kalite çıkar?

YORUM EKLE