İlim ve irfan ordusunun başkenti: Semerkant

Özbekistan’ın ikinci büyük şehri olan Semerkant’ın bir ruhu vardır.

Kadim şehirler, zaman kaidesinde yükselen emsalsiz abideler gibidir. Kimi şehirler betondan, kimi şehirler de ruhtan ibarettir. Betondan ibaret olan şehirler aslında şehir vasfını taşı(ya)mazlar.

Özbekistan’ın köklü şehirlerinin başında gelen Semerkant, ruhu olan şehirlerdendir. Bu şehir mâziden istikbale köprü vazifesi görmekte, kadim değerleri ve değerlileriyle zamana adeta meydan okumaktadır. Tarihî İpek Yolu'nun üzerinde yer alan Semerkant, kimlik sahibi İslâm şehirlerindendir.

Özbekistan’ın ikinci büyük şehri olan Semerkant’ın bir ruhu vardır. Kuruluşu milattan önce 400 yıllarına kadar götürülebilen, tarihte ticaret yollarının kavşağında yer alan Semerkant, Orta Asya’nın en kadim şehirlerinden biridir. Şehrin adı Grek tarihlerinde “Maracanda” olarak geçer.

Zerefşan Irmağı'nın tınısıdır Semerkant. Maveraünnehir’in en verimli topraklarına sahip Zerefşan Vadisi’nde yer alan 2700 yıllık kadim bir kenttir. Orta Asya’nın kadim şehirlerindendir bu medeniyet kuşağı. Özbekistan’ın gözbebeğidir.  Tarihte Büyük İskender ve Cengizhan ordularının yıkımlarına maruz kalmıştır. Her seferinde de anka kuşu misali küllerinden doğmuştur.

Özbekistan’ın Taşkent’ten sonraki ikinci büyük şehri olan Semerkant, Doğu’yla Batı kültürünün kesiştiği müstesna bir yerdir. 2700 yıllık bir tarihi olan Semerkant, bizim için herhangi bir şehir değildir. Çünkü bu şehrin ruhu Türk-İslâm medeniyetinden derin izler taşır.

Birçok imparatorluğa başkentlik yapan Semerkant’ı gezerek nice yüzyılları aşan insanlığın uzun macerasını görür ve idrak edersiniz. Bu büyülü keşif yolculuğunda şüphesiz ki kendinizden de derin izler bulabilirsiniz. Semerkant’ta şehre nakış nakış işlenen tarihî ve estetik unsurlar sizi fazlasıyla cezbeder. Hayalle gerçeğin kavşağında bir masal dünyasının kapılarını aralarsınız.

Tarihten günümüze akıp gelen büyüleyici bir nehri andırır Semerkant

“Semerkant” kelimesi etimolojik olarak eski Farsçada ‘taş’, ‘kaya’ anlamına gelen “asmara” ve Soğdçada ‘kent’ anlamına gelen, “kand” sözlerinin birleşmesinden meydana gelmiş birleşik bir isimdir. İslâm Ansiklopedisi’nin Osman Aydınlı tarafından yazılan “Semerkant” maddesinde şehrin adıyla ve konumuyla ilgili şu bilgiler yer almaktadır: “Semerkant adı, şehrin nisbet edildiği şahsın ismi Semer ile Soğdca’da ‘şehir’ veya ‘yerleşim birimi’ anlamındaki kent/kant kelimesinden meydana gelir. Şehir, ilk olarak Zerefşân (Soğd) nehrinin güney kıyısında vadiye hâkim yüksek bir mevkide kurulmuş olup günümüze ulaşan harabelerine Efrâsiyâb adı verilmektedir. Cengiz Han’ın 617’de(1220) Semerkant’ı tahrip etmesinden sonra daha güneyde bugünkü modern Semerkant’ın bulunduğu bölgede yeni bir şehir kurulmuştur.” (İslâm Ansiklopedisi, cilt: 36, sayfa: 481-484)

Tarihten günümüze akıp gelen büyüleyici bir nehri andıran Semerkant, zamanımızda eski ve yeni şehir diye iki ayrı bölüme ayrılmıştır. Yeni şehirde idarî kurum ve kuruluşlar yer almaktadır. Modern binalardan oluşan yerleşim, daha çok burada yoğunlaşmıştır.  Eski şehirde tarihî binaların çokça bulunduğunu görürsünüz. Turistlerle dolup taşan eski şehir, ziyaretçilerine sanki zamanın donduğunu hissettirir. Tanpınar’ın dile getirdiği “Ne içindeyim zamanın,/Ne de büsbütün dışında;/Yekpare, geniş bir anın/Parçalanmaz akışında” garip duygularıyla hemhâl olursunuz. 

Özbekistan’ın güneyinde yer alan ve tipik bir Türk-İslâm şehri olan Semerkant, sahip olduğu eserlerle adeta bir açık hava müzesi görünümündedir. Şehirdeki camiler ve mescitler, tekke ve hangâhlar(misafirhane), medrese ve rasathaneler, kervansaray ve çeşmeler, türbe ve ziyaretgâhlar gibi kadim medeniyet eserleri bu güzel şehri farklı ve özel kılmaktadır. Tarihî eserlerden ve kalıntılardan olan Efrâsiyâb Tepesi, Timur Han’ın türbesi(Gûr-ı Emir), Timur Han’ın eşi adına yaptırdığı Bîbî Hatun Camii, sahabeden Kusem b. Abbas’ın kabrinin bulunduğu Şah-ı Zinde Türbesi bunların en önemlileridir. Eski Semerkant’ın merkezi sayılan Registan Meydanı, bu meydanı çevreleyen Uluğ Bey, Tel Kari ve Şir Dor Medreseleri ile paleolitik dönemden itibaren bölge tarihini gözler önüne seren şehir müzesi de mühim mimarî yapılardandır. Tarihî açıdan çok zengin olan kent, 2001’de UNESCO tarafından Dünya Mirası Listesi’ne de alınmıştır.

Uzun yıllar devletin başı olan Timur, Özbekistan’ın atasıdır.

Genelde Özbekistan’da, özelde Semerkant’ta Timur ve Uluğ Bey isimleri hafızalara kazınmıştır. Bu şahsiyetlerin adları Orta Asya’nın bu güzel ülkesiyle ve bu tarihî şehriyle adeta özdeşleşmiştir. Dün olduğu gibi bugün de bu tarihî şahsiyetlere büyük saygı duyulmaktadır.

Uzun yıllar devletin başı olan Timur, Özbekistan’ın atasıdır. 1405 yılında ölen Emir Timur, 69 yıllık ömrüne pek çok askerî başarı sığdırmıştır. 1370’te Semerkant’ı başkent yapan ve 35 yıllık iktidarı boyunca kente altın dönemini yaşatan bir devlet adamıdır. Emir Timur’a yıllarca başkentlik yapmış olan Semerkant, o zamanlarda dünyanın en kalabalık kentlerinden birisiydi.

Buram buram tarih kokan bir şehirdir Semerkant. Babil ve Roma şehri ile aynı yaşta olan Semerkant, tarihte adından sıkça söz ettiren ünlü Türk imparatorlarından biri olan Timur’un imparatorluk başkentidir. Semerkant şehrinin güneyindeki, Şebr-i Sebz şehri yakınlarında bulunan “Keş” köyünde doğan Timur, Semerkant için çok şey ifade etmektedir. Zira bu güzel şehir, Timur İmparatorluğu’nun başkenti olduğu 14. yüzyıldan itibaren adeta altın devrini yaşamıştır.

Dünyanın en eski şehirlerinden biri olan Semerkant’ın büyülü bir havası vardır. Tarihî İpek Yolu'nun mühim bir kavşak noktasıdır burası. Bu güzel şehrin Timur zamanından kalma, birbirinden güzel, tarihî mimarî anıtları göz kamaştırır. Timur, Semerkant’ı 1365’te devletinin başkenti yapmıştır. Bu kadim şehir 1499’da Özbeklerin, 1868’de de Çarlık Rusyası’nın eline geçmiştir. O dönemde komünist Rusya’nın egemenliğindeki Özbekistan’ın başkenti olmuştur.

Semerkant güzel ve verimli bir coğrafyada yer aldığı için tarih boyunca defalarca saldırıya ve işgale uğramış, defalarca el değiştirmiştir. Perslerden Çinlilere, Greklerden Büyük İskender’e, Himyerîlerden Akhunlara, Eftalitlerden Göktürklere kadar pek çok millet tarafından alınmıştır.

Semerkant 14. ve 15. asırlarda altın dönemini yaşamıştır.

Emevîler’in Horasan valisi Saîd b. Osman 56(676) senesinde Semerkant üzerine bir sefer düzenlemiştir. Semerkant Kralı Tarhûn’un Müslümanlara vergi ödemeyi ve rehineler vermeyi kabul etmesi karşılığında barış yapılmıştır. Kuşatma sırasında Hz. Peygamber’in amcası Abbas’ın oğlu Kusem de şehit düşmüştür. Kusem’e ait olduğuna inanılan mezar Semerkant’ta bulunmaktadır.

Semerkant 14. ve 15. asırlarda altın dönemini yaşamıştır. Tarihte burası mühim bir ilim ve irfan şehri olmuştur. İmam Buhârî, Ahmet Semerkandî, Hace Ubeydullah Ahrar, Yakub-u Çerhî ve Timurlenk gibi din, devlet ve tasavvuf büyükleri bu toprakların maddî ve manevî havasını teneffüs etmiştir. Bugün bu Allah dostlarının kabirleri İslâm’ın mührü olarak bu topraklarda bulunuyor.

Semerkant kadim medeniyetlere beşiklik etmiştir. Semerkant, özellikle Uluğ Bey zamanında bir bilim ve astronomi merkezi olmuştur. Öte yandan İslâm dünyasında ilk kâğıt değirmeni burada yapılmıştır. Söz konusu icat daha sonra buradan İslâm dünyasına ve Avrupa’ya yayılmıştır.

Mamur bir şehir olan Semerkant, 1220’de Cengiz Han tarafından işgal edilmiş, yakılıp yıkılmıştır. Timur, bu güzide şehri başkent yapınca şehrin önü açılmış, kısa zamanda gelişmiştir. Şehir 1924 senesinden 1930’a kadar altı yıl boyunca Özbekistan Sovyet Sosyalist Cumhuriyetleri Birliği’nin başkenti olmuştur. Özbekler bağımsızlığını kazanınca başkenti Taşkent’e taşımışlardır.

Gökleri aydınlatan yıldızları seyreden şehirdir Uluğ Bey’ın rasathanesini kurduğu Semerkant. İslâm dünyasında kurulan ikinci büyük rasathane 1409’da inşa edilen Semerkant Rasathanesidir. Bu, Merâga Rasathânesi’nden sonra kurulan en büyük rasathanedir. Bâbürnâme’de bu rasathane binasının üç katlı olduğu belirtilmektedir. Söz konusu rasathane Uluğ Bey tarafından Semerkant’ta kurulmuştur. Bu rasathane o zamanlar İslâm’ın fen sahasında ne kadar ileri olduğunu da gösterir. Bu yapının günümüze sadece meridyen ölçümünün yapıldığı kısmı ulaşabilmiştir.

Semerkant, Türk-İslâm kültürünün sentezlendiği coğrafyadır.

Semerkant, Türk-İslâm kültürünün sentezlendiği coğrafyadır. Semerkant şehrinin girişinde tarihî Efrâsiyâb yerleşim yeri vardır. Efrâsiyâb, Semerkant’ın en eski yerleşim yerlerindendir. Burası surlar içinde tahkim edilmiş kale tipi bir yerleşmedir. Bu antik mekândaki yerleşimin, M.Ö. 7 ile 2. yüzyıllar arasında olduğu tespit edilmiştir. Şehrin, efsanevî kral Turan tarafından kurulduğu bilinmektedir. Bu antik şehir, 1220 yılında Moğol askerleri tarafından imha edilmiştir.

Kentin biraz dışında yer alan Efrâsiyâb Tepesi’nde bulunan Uluğ Bey Gözlemevi’nden günümüzde geriye sadece, 63 metre uzunluğunda, iki metre genişliğinde ve 11 metreye kadar inen yarım ay şeklindeki bir çukur kalmıştır. 1428’de yapılan ve yüzyıllar boyunca toprak altında kalan bu eser, 1908’de Sovyet Arkeolog Vyatkin tarafından ortaya çıkarılmıştır. Büyük Türk âlimi Uluğ Bey, ta o zamanlarda yaptığı ilmî çalışmalar sonucu, dünyanın güneşin etrafında döndüğünü keşfetmekle kalmamış; bu süreyi Kopernik’ten yaklaşık 60, Galileo’dan 200, günümüzden 600 yıl önce (hiçbir teknolojik imkâna sahip olmadığı hâlde) sadece birkaç saniye hatayla hesaplamıştır.

Registan Meydanı, Semerkant’ın tartışmasız en büyük meydanıdır; tabir caizse şehrin yirmi dört saat atan kalbidir. Meydana ad olarak verilen “registan” kelimesi Farsçada “kumluk” ve “çöl” anlamlarına gelmektedir. Meydanı çevreleyen Uluğ Bey, Şir-Dor ve Tilla-Karı Medreseleri görülmeye değer görkemli eserlerdir. Bu emsalsiz tarihî dekor, şehre bambaşka bir güzellik katar.

1619-1635 yılları arasında inşa edilen Şir Dor Medresesi, Uluğ Bey Medresesi’nin hemen karşısında yer alır. Bu, görünüş itibariyle Uluğ Bey Medresesi’ne çok benzemektedir. Medresenin giriş kapısının üzerinde oval yapıda insana benzer güneş ve kaçan bir geyiğe saldıran kaplan figürleri bulunmaktadır. Bu resimden dolayı buraya Kaplanlı Medrese de denilmektedir.

1647-1659 seneleri arasında yapılan Tilla-Karı Medresesi ise Uluğ Bey Medresesi ile Şir Dor Medreseleri arasında yer alır. Bîbî Hatun Medresesi, kullanılamayacak duruma geldiğinde hem cami ve hem de medrese olarak hizmet vermesi için bu medrese inşa edilmiştir. Bu medreseye kubbesinin, duvarlarının ve mihrabının altın kaplama olmasından dolayı altın kaplama manasında Tilla Kari adı verilmiştir. Bu üç medresede de zamanın ilmiyle donanmış büyük âlimler yetişmiştir.

Emir Timur, Gûr-ı Emîr olarak adlandırılan türbede yatmaktadır.

Timur İmparatorluğu’nun kurucusu Emir Timur; oğulları, torunları ve hocasıyla birlikte halk arasında Gûr-ı Emîr olarak adlandırılan türbede yatmaktadır. Gök mavisi kubbesiyle dikkat çeken bu türbe Semerkant’ın en çok ziyaret edilen tarihî mekânlarındandır. Altın varaklı kubbesi şehrin dört bir yanından görülebilen bu anıtmezar, 12 katlı bir apartman yüksekliğindedir. Aslında bu türbe, genç yaşta ölen torunu Muhammed Sultan Mirza için Timur tarafından yaptırılmıştır. Timur ölünce o da buraya gömülmüştür. Daha sonra da oğulları Şah Ruh, Miran Şah ve torunu Uluğ Bey de buraya defnedilmiştir. Burası böylece Timur Hanedanı Anıt Mezarı hâline getirilmiştir. Öte yandan Timur’un hocası Aziz Nur Seyyid Bereke’nin kabri de burada yer almaktadır. Timurlu şaheserlerinden olan ve önceleri “Ruhâbâd” diye adlandırılan Gûr-ı Emîr, Semerkant şehrinin simgelerinden biridir. Türbenin içinde bulunan lahitlerin en görkemlisi Timur’a ait olanıdır.

Uluğ Bey Medresesi, Timur İmparatorluğu’nun dördüncü sultanı Emir Timur’un torunu Uluğ Bey tarafından yaptırılmıştır. Semerkant’ın meşhur Registan meydanının karşısında yer alan bu devasa bina 1417-1420 yılları arasında yaptırılmış olan bir medresedir. Zamanının(15. yy.) en iyi eğitim kurumlarından biri olan bu medresenin yanında bir de rasathane yaptırılmıştır. Medreseye 15 metre yüksekliğindeki bir kapıdan girilmektedir. Taç kapısının üstündeki, kozmik âlemi çağrıştıran bezemeleriyle göz kamaştıran, medresenin kitabesinde Peygamber Efendimizin bir hadisinde dile getirilen “Kadın-erkek tüm Müslümanların ilim yapmasının farz olduğu” gerçeği yazılıdır.

Bîbî Hatun Camii, Semerkant’ın görülmesi gereken dinî yapılarından biridir.

Bîbî Hatun Camii, Semerkant’ın görülmesi gereken dinî yapılarından biridir. Timur’un 1404’de ölen Çinli eşi Bîbî Hatun için yaptırdığı bu eser, kentin merkezi kabul edilen Pazaryeri yakınındadır. Bugün sadece belirli bölümleri ayakta duran, Semerkant’taki Bîbî Hanım (Bîbî Hatun) Camii, o dönemin ihtişamını yansıtmaktadır. 1399-1405 yılları arasında inşa edilen bu mekân, Orta Asya İslâm mimarisinin Semerkant’taki en büyük ve en önemli eserlerinden biridir. Bu mabet Timur’un Hindistan seferi sırasında kazandığı zaferlerin hâtırasını ebedîleştirmek için yapılmıştır.

Semerkant, ilim ve irfan merkezi olmasının yanında aynı zamanda maneviyat diyarıdır. Sima olarak Peygamber Efendimize çok benzeyen ve Peygamberimizin amcasının oğlu olan, Hz. Ali’nin hilâfeti döneminde Mekke valiliğine tayin edilen Kusem b. Abbas yedinci yüzyılın ikinci yarısında Semerkant’a gelmiş, burada Allah’ın dinini tebliğ etmiştir. Bu ulu sahabe Semerkant’ta şehit olmuştur. Burada defnedilmiştir. Semerkant şehrinde, Kusem b. Abbas’ın türbesi etrafında zamanla oluşan yapılar topluluğuna “Şâh-ı Zinde” denmiştir. Kusem b. Abbas’ın mezarı zamanla ziyaretgâh hâline gelmiş, etrafına cami ve medrese yapılmıştır. Semerkantlılar tarafından “şâh-ı zend” (yaşayan sultan) olarak anılan Kusem’in mezarına Bâbür devrinde “Mezarşah” adı verilmiştir.

Semerkant’a gidip de bizlere değerli bir hadis kaynağı olan Sahih-i Buhârî’yi bırakan, büyük muhaddis İmam-ı Buhârî’nin türbesini ziyaret etmemek olmaz. Cami, medrese, müze ve türbeden oluşan bu külliye Semerkant’ın uhrevî bir atmosfere sahip yerlerinden sayılır.  Ziyaretçisi hiç eksik olmayan bu tarihî mekân, ziyaretçilerini farklı manevî dünyalara götürür.

Kadim medeniyet eserlerine ev sahipliği yapan Semerkant’la İstanbul, İzmir(Türkiye), Buhara, Hive(Özbekistan), Belh(Güney Türkistan), Merv(Türkmenistan), Nişabur(İran), Cusco(Peru), Lviv(Ukrayna), Olympia Washington(ABD) şehirleri kardeş şehir olmuştur.

Zerefşan Irmağı vadisinde yer alan Semerkant, günümüzde önemli bir sanayi şehridir. Şehirde otomotiv sanayisi, traktör yedek parçaları yapımı; besin sanayisi; gübre fabrikaları; dokuma sanayisi ön plandadır. 700 bin kişinin yaşadığı Semerkant şehrinin nüfusunun büyük bir çoğunluğu Özbek’tir. Bunun haricinde kentte Tacik, Rus, Ukraynalı, Azeri, Ermeni, Koreli, Beyaz Rus, Tatar, Ahıska Türkleri gibi farklı etnik gruplar yaşamaktadır. Şehir çok sakin bir görünüm arz etmektedir.

YORUM EKLE

banner26