İlayı Kelimetullah davasına adanmış bir ömür: Sultan Melikşah

Ebü’l-Feth Celâlü’d-devle ve’d-dîn Muizzü’d-dünyâ ve’d-dîn Kasîmü emîri’l-mü’minîn Melikşâh bin Alparslan’ın (6 Ağustos 1055-19 Kasım 1092) şehadetinin yıl dönümünde tarihimizin en büyük hükümdarlarından Sultan Melikşah'ı rahmetle ve minnetle anıyoruz.

Sultan Melikşah Büyük Selçuklu Devleti’nin "Sultan Fatih"'i olan en büyük hükümdarıdır. 20 yıllık iktidarında Selçuklu'nun gücü o noktaya varmıştır ki o dönemde dünyada karşısına çıkacak denk bir güç bulunmamaktaydı.

Sultan Melikşah döneminde (1072-1092) Selçuklu ordusunun mevcudu 400.000'i geçiyordu. O dönemde bu çapta bir ordu başka hiçbir coğrafyada yoktu. Beş asır sonra Kanuni döneminde Osmanlı'nın en kalabalık ordusunun dahi 250.000 olduğu düşünüldüğünde bu gücün çapı daha iyi anlaşılacaktır.

Ömrü seferlerde geçti

Sultan Melikşah kendi döneminde sapık Şia fırkası olan Haşhaşiler’in hedefindeydi. Diğer yandan henüz Müslüman olmayan Oğuz boyları da Sultan Melikşah'ın hasımları arasındaydı. Doğuda Çin İmparatorluğu, batıda Bizans, kuzeyde henüz Müslüman olmamış Kafkas halkları ile Gürcüler, Hazarlar, Ermeniler, Ruslar, Kıpçaklar, Kumanlar, Tatarlar sürekli saldırı halindeydi. Ayrıca Arap coğrafyasındaki aşiretler de fırsat buldukça Selçukluya saldırıyordu. Sultan Melikşah'ın tüm hayatı bir batıya, bir doğuya, sonra kuzeye ve güneye yapılan sonu bitmez seferler ve zaferlerden ibarettir.

Sultan Melikşah bir taraftan kendi akrabaları olan Türk boylarını İslam'a davet etmek için tebliğciler gönderiyor diğer yandan ise ordusuyla tedip faaliyetleri sürdürüyordu. Bunun dışında Şia ile mücadele etmek için ilim adamları yetiştiriyor, Şia'nın fanatik guruplarının saldırılarına karşı seferler düzenliyordu. Bu da yetmezmiş gibi Çin etkisinde Budist/Mani dinine inanan Uygurlar ile de mücadele ediyordu. Kendi kavminden olanlara karşı olabildiğince müsamahalı davranıyor, savaşlarda yendiği Şamanist Türk kavimlerinin hakanlarına hürmet göstererek gönüllerini alma yoluna gidiyordu. Bu siyaseti vesilesiyle Müslüman olmayan azınlıktaki Türk boyları da O'nun döneminde İslam'a girerek Türklerin İslâmlaşması süreci büyük ölçüde tamamlanmıştır.

İlayı Kelimetullah davası

Kafkasların Müslümanlaşması da O'nun döneminde hız kazanmış ve nihayetinde yukarı Kafkas halklarının çoğunluğu (Adigeler, Nohçiler, Lezgiler, Abhazalar,Osetler, Kabardaylar vs.) Müslüman olmuştur. Bölgedeki Ermeni ve Gürcüler ise Bizans'la ve İran'la iş birliği yaparak sürekli pusuda beklemişler, buna rağmen Sultan Melikşah bu kavimlerin dinine de karışmayarak her türlü özgürlüğü tanımıştır.  Ermeni ve Gürcü tarihçiler halen bu dönemi "huzur yılları" olarak anmaktadır.

Sultan Melikşah Kâşgar’dan İstanbul'a ve Ege adalarına, Aral gölü ve Kafkasya’dan Yemen ve Aden’e kadar uzanan çok geniş bir alanda hâkimiyet kurarak adına hutbe okutmuştur.

Sultan Melikşah'ın ömrü tıpkı babası Sultan Alparslan gibi savaşlarda geçmiştir. Sultan Melikşah'ın başında olduğu bu seferlerin sayısı 200'ü geçmektedir.

Hanefi mezhebinden olan Büyük Selçuklu sultanları gibi Sultan Melikşah da Hanefi mezhebini yaygınlaştırmak için mücadele vermiş, bu amaçla pek çok medrese yaptırmıştır. Şiilerin yoğunlukta olduğu bir bölgede bunu yapmak büyük bir kararlılık gerektirir. Özellikle Vikipedia gibi kimi sitelerde Sultan Melikşah ile ilgili verilen yanlış bilgiler de ekseriyetle Şia kaynaklıdır. Şiiler uzun süredir Sultan Melikşah'ı kendilerine maletmek için uğraşmışlarsa da yapılan ilmi çalışmalar İran'ın tüm iddialarını çökertmiştir. İran'ın Sultan Melikşah türbesini yıkılmaya terk etmesi de bunun delilidir. Tarihimize biz sahip çıkmazsak dün hükmümüz altındakiler sahiplenmek isteyecektir elbette. Bu noktada sorumluluk Türki Cumhuriyetlere ve en başta da Türkiye'ye düşmektedir. 

Hem savaşçı hem komutan hem hükümdar

Sultan Melikşah maharetle ata biner ve her çeşit silâhı büyük bir ustalıkla kullanırdı; çevgân oynamada da mahir olup ava çok düşkündü. Zevk için avlanmış olmaktan dolayı büyük bir üzüntüye kapıldığı ve avladığı hayvanların sayısını tesbit ettirip kefâret olarak 10.000 dinar sadaka dağıttığı rivayet edilir.

Bilimsel ve kültürel faaliyetler onun döneminde zirveye ulaştı. Bağdat’ta Câmiu’s-Sultan adıyla bilinen bir cami, İsfahan’da bir rasathâne, çeşitli yerlerde köprü, ribât, imaret, bîmâristan, hisar ve kaleler; İsfahan, Basra, Nîşâbur, Herat, Merv, Belh, Musul ve Taberistan’da zengin kütüphanelere sahip Nizâmiye medreselerini yaptırdı. Merv’in etrafını surlarla çevirtti. Celâlî takvimi adı verilen güneş takvimini o hazırlattı. Bağdat O'nun döneminde yeniden imar edilerek sulama kanallarına ve nice ilim merkezlerine kavuştu.

Abdülkerîm b. Hevâzin el-Kuşeyrî, Ebû İshak eş-Şîrâzî, İmâmü’l-Haremeyn el-Cüveynî ve Gazzâlî gibi âlim ve sûfîlerle Muhammed b. Selâme er-Rehâvî, Kâşgarlı Mahmud, Abdülkāhir el-Cürcânî, Garsünni‘me, Ebü’l-Feth Mahmûd, İbnü’l-Müferric es-Sermânî, Meymûn el-Vâsıtî, Ömer Hayyâm, Muizzî, Tuğrâî, Lâmiî, Ebü’l-Meâlî en-Nehhâs, İbnü’l-Hebbâriyye, Ebû Tâhir-i Hâtûnî, Zafer el-Hemedânî, Şehfûr b. Tâhir el-İsferâyînî gibi şair, âlim ve mühendisler onun himayesine mazhar olmuştur.

Sultan hac yollarını emniyete aldığı gibi hacıların yollarda su sıkıntısıyla karşılaşmamaları için kuyular açtırıp sarnıçlar yaptırmıştır. Ticaret mallarından alınan meks gibi bazı vergileri kaldırdığı için ticaret erbabının ve halkın sevgisini kazanmıştır.

Şehirlerin ihyası ve imarı

Bugün İran'ın en güzel şehirleri olan İsfahan, Herat, Nişabur, Hamedan, Tebriz, Rey Sultan Melikşah zamanında ihya olmuş, İran şehirlerinin hepsi cami, imaret, medrese, şifahane, rasathane, kütüphane ve kervansaraylarla donatılmıştır. Halen İran'da mevcut olan tarihi eserlerin ekserisi bu dönemlere aittir.

Sultan Melikşah dünyanın en zor coğrafyasında, o dönemde dünyanın kalbinin attığı merkezde, tüm geçiş yollarının üstünde, hem de kendi milletinin azınlıkta olduğu ülkelerde (İran, Hindistan, Çin, Pakistan, Rusya, Orta Asya Türki ülkeleri, Afganistan, Irak, Suriye, Ürdün, Lübnan, Arabistan, Anadolu) ve Şia mezhebinin yoğun olduğu Fars bölgesinde içeriden ve dışarıdan sürekli saldırıların olduğu bir zamanda hükmünü icra etmiştir.

Sultan Melikşah ilk kez devleti kurumsal yapısına kavuşturan, kendisinden sonra gelecek Türk devletlerine de bunu miras bırakan bir hükümdardır. Tımar sistemi, vergilendirme sistemi, tarım sistemi, Yeniçeri sistemi ilk kez O'nun döneminde uygulanmış ve diğer Türk devletleri ile özellikle Osmanlı bu devlet geleneğini miras almıştır.

SULTAN MELİKŞAH TIPKI SULTAN FATİH GİBİ 18 YAŞINDA HÜKÜMDAR OLMUŞ VE GENÇ YAŞTA ZEHİRLENEREK ŞEHİD EDİLMİŞTİR.

Sultan Melikşah yaşasaydı

Büyük tarihçilerimizden Osman Turan'a göre şayet Sultan Melikşah 5 yıl daha yaşasaydı en büyük hedefi İstanbul'u fethetmekti. Yani Fatih'ten dört asır önce İstanbul alınmış olacaktı. Fakat tıpkı Roma'yı fethetmeyi amaçlayan Sultan Fatih gibi Sultan Melikşah da 37 yaşında kalleşçe şehid edilerek bu emelini gerçekleştirmesi engellenmiştir.

Kendisinden sonra Melikşah isminde pek çok hükümdar ve devlet adamının gelmesi O'na olan bağlılığın ve sevginin nişanelerindendir. Anadolu Selçuklularında, Kirman Selçuklularında, Suriye Selçuklularında "Melikşah" ismiyle yaklaşık 20 hükümdar daha gelmiştir. Hepsinin ismi de Sultan Melikşah'a ithafen verilmiştir.

Sultan Melikşah türbesine sahip çıkılmalı

Şimdiki İran şehri İsfahan'da bulunan Sultan Melikşah'ın türbesi bakımsızlıktan ve ilgisizlikten kapalı vaziyette tutulmaktadır. İran devletinin bilinçli politikası tüm Selçuklu eserlerinde aynıdır. Yıkıma terk edilen bu türbe ve imaretler için Türkiye Cumhuriyeti’nin devreye girmesi ve en azından Selçuklu hükümdarlarının türbelerini tamir etmesi tarihi bir sorumluluktur. Devletimiz daha önce TİKA vasıtasıyla Sultan Sencer türbesini onarmış, Orhun abidelerine yol yapmış ve Sultan Alparslan'ın kabrini keşfetmiştir. Aynı şekilde Sultan Melikşah'ın türbesinin de devletimiz tarafından sahiplenilmesi milli bir görevdir. 

Son günlerde büyük ilgi gören Uyanış Selçuklu dizisi bu dönemi anlamak ve Sultan Alparslan, Sultan Melikşah ve Sultan Sencer gibi dünyanın en büyük savaşçı hükümdarlarını tanımamız açısından oldukça önemli bir çalışmadır. TRT'yi bu bakımdan tebrik ediyoruz. Başından sonuna tüm Selçuklu tarihi bizim tarihimizdir. Bu bilinçle hareket ederek Anadolu'yu bizlere vatan kılan bu büyük isimleri rahmetle anmak ve ardından Fatiha okumak her insanımızın manevi görevidir.

Makamı âlî, mekânı cennet olsun.

YORUM EKLE

banner26