İki kardeşi aynı ebeveyn mi yetiştirir?

Çocuk sahibi olmak büyük bir lütuf; ama sorumluluğu da bir o kadar büyük doğal olarak. Hemen her anne baba çocukları için elinden gelenin en iyisini yapmayı, en güzel imkânları sunmayı ister hiç şüphesiz. Kendi yemez çocuklarına yedirir, kendi giymez çocuklarına giydirir. Hatta kimi zaman bu konuda aşırıya gidilir, tabir-i caizse çocukların elleri sıcak sudan soğuk suya sokulmaz. Tabi bu durum çocuklarda sorumluluk duygusu gelişimine, özdisiplin oluşumuna engel olur. Çocuklarımızla ilişki ve iletişimimizde buna benzer birçok hata yaparız. Kimini zamanla düzeltme imkânımız olur kimine ise göz ve kulaklarımızı kapatırız. Bazen rahatlatıcı söylemlerle kendimizi avutur, sorumluluğu başka yerlere havale ederiz. Örneğin sıklıkla, çocuklarımız içinde istediğimiz özelliklere sahip olanı referans olarak alıp çocuklarımız arasında bir mukayeseye girişiriz. Bunu yaparken klişe ifadelere başvururuz. Bu bağlamda en sık duyduğumuz söylemlerden biri "iki çocuğu da aynı anne baba olarak biz yetiştirdik ama biri böyle oldu, diğeri ise bambaşka". Bunu söylerken aslında kendi sorumluluğumuzu hafifletmek isteriz. "Biz elimizden geleni yaptık, aslında sorun bizde değil çocukta" demek isteriz zımnen.

İki çocuklu bir aileyi merkeze alıp meseleyi şu sorular üzerinden biraz daha açmaya çalışayım: "Bu iki kardeşin her ikisi de aynı ailede mi yetişiyor ya da bir başka ifadeyle biz aynı anne baba olarak mı çocuklarımızı yetiştiriyoruz?" Belki de daha kritik olanı "Biz iki çocuğumuzla ilişki ve iletişimimizde aynı anne baba mı olmalıyız?" sorusu. Örneğin ilk çocukları dünyaya geldiğinde yirmi beşli yaşlarda olan bir çiftin otuzlu yaşlarda ikinci çocuklarının dünyaya geldiğini varsayalım. Bu örnek üzerinden yukarıdaki soruları cevaplasak cevabımız ne olur dersiniz? Biz aynı aile, aynı ebeveyn derken hangi değişmeyenleri referans alarak bunu söylüyoruz? Aile gerçekten aynı aile; ebeveyn gerçekten aynı ebeveyn mi?

Zamanın karşısında durabilen yok. Her şey bir yönüyle ama az ama çok değişiyor. Çocuklar ve ebeveyn denkleminde biz değişenleri masaya yatırmaya çalışalım. Yukarıdaki örnek üzerinden bakıldığında her şeyden önce aradan 5 yıllık bir zaman geçmiş. "Bu süreden ne olur ki!" diyebiliriz ama bizler anlık tecrübelerden bile çabucak etkilenebiliyoruz malum. Bazen karşılaştığımız yeni bir problem, bazen okuduğumuz bir yazı, bazen izlediğimiz bir film bizde ciddi tesir bırakabiliyor. Hem kaldı ki teknoloji çağında yaşıyoruz ve bu dönemde değişim baş döndüren bir hızda ilerliyor. Dolayısıyla beş yıl önceki ebeveyn olarak “ben” ile beş yıl sonraki ebeveyn olarak “ben” arasında ciddi farklar var. Hiçbir şey yoksa bile farklılaşan ve zenginleşen tecrübelerimiz var.

Bir diğer farklılık ise beş yıl önce ben tek çocuklu bir ebeveyndim ama daha sonra iki çocuklu bir ebeveyne dönüştüm. İlk tecrübede bütün ilgi ve dikkat tek çocuk üzerinde idi. İkinci çocukla birlikte ilgi ve sevgiyi eşit üleştirmesi gereken ebeveynlere dönüştük. İlk ebeveynlikte acemiliklerimiz kadar heyecanımız da vardı. Örneğin ilk çocuğumuzun en ufak bir rahatsızlığında soluğu hemen doktorun yanında alırken ikinci çocuğumuzda doktora daha zorunlu durumlarda gitmeyi tercih eder hâle geldik. İlk çocukta onun her şeyiyle daha yakından ilgilenirken ikinci çocuğu biraz daha kendi hâline bıraktık belki de. Öyle zannediyorum ki ilk çocuğa ait fotoğraf arşivimiz daha zengindir bu sebeple. Dolayısıyla biz iki çocuğumuzu da aynı ailede, aynı şartlar altında yetiştirmiyoruz esasında.

Çocuk açısından bakıldığında da mesele çok farklı değil. İlk çocuk, üç kişilik bir ailenin en küçük bireyi iken ikinci çocuk dört kişilik bir ailenin en küçüğü. Üstelik önünde abi ya da abla gibi bir rakibi de var. İkinci çocuk anne babayla doğrudan kurduğu ilişki kadar abi ya da abla üzerinden de ebeveyne gitmeyi deniyor. Bir diğer husus iki çocuğun mizaç ve kişilik özellikleri. Bu yönlerden birbirinden farklı olan çocuğun ebeveynden bekledikleri de doğal olarak farklılaşıyor. Dolayısıyla birinde iş gören yaklaşım, diğerinde ters tepebilir. Bu durumda aynı ebeveyn olmak, iki çocuğa da eşit muamele etmeye çalışmak sağlıklı sonuç vermiyor.

Çocuklarımızı yetiştirirken aynı ebeveyn olmaya çalışmaktan ziyade âdil bir ebeveyn olmaya çabalamak gerekiyor. Adalet, donuk bir eylem değil dinamik bir süreç. Dolayısıyla ilk çocuğa davrandığımız gibi ikincisine davranmak, dinamik süreci donuklaştırmak anlamına geliyor ve adalete ters düşüyor. Adalet yeni şartları, oyuna yeni dahil olan etken ve aktörleri dikkate almayı, tutum ve davranışlara yeniden bir ölçü ve kıvam vermeyi gerekli kılıyor. İki çocuğuna da aynı şekilde davrandığını, aynı anne babalar olmaya çalıştıklarını ama istedikleri sonuçları alamadıklarını söyleyen ebeveynler zamanın değiştirici etkisini, oyuna yeni giren değişkenleri, her bireyin kendine has özelliklerini fark etmekte yeterince başarılı olamıyorlar zannedersem. İki çocuğu da aynı anne baba olarak biz yetiştiriyor ama birinde istediğimiz etkiyi göremiyorsak sorun, öncelikle çocukta değil bizim değişmesi gerektiği hâlde değiştirmediklerimizde aranmalı.

YORUM EKLE
YORUMLAR
Süleyman Aydoğdu
Süleyman Aydoğdu - 1 hafta Önce

Kaleminize sağlık hocam.

banner19

banner36