İki doğum. İki ölüm.

Hz. Mevlana, Mesnevi’de iki doğumdan bahseder. Şu minvalde örnek verir.

Ana rahmindeki çocuğa seslenir: “Ey oğul! Bu dünyaya gel. Olduğun yer daracık ve karanlıktır. Burada geniş bir dünya var. İçinde türlü nimetler olan dünya, ana rahmindeki gibi karanlık değildir. Güneş var. Denizler, ağaçlar, gökyüzü var.”

Çocuk, tarif edilen dünyanın varlığına inanmaz. İnat eder. Kordon bağından aldığı gıdayla büyümekte olduğu ana rahmi onun için tek gerçekliktir.

Ne zaman ki Allah’ın emri gelir… Çocuk, istese de istemese de doğar ve ana rahminde sıkıştığı kafesten kurtulur, alabildiğine geniş mekâna doğar, dünyaya gelir.

Sonra dünyaya tutunur… Aynı ana rahmindeki gibi. Zanneder ki her zaman bu dünyada kalacak.

Peygamberler ve Allah dostları ana rahmindeki çocuğa anlatır gibi seslenirler bizlere: “Bu dünya hayatı geçicidir, meşakkatlidir. Acı doludur. Dünya daracık, ahiret yurdu alabildiğine geniştir. Ahirette türlü nimetler var. Geçici nimetlere aldanıp kendinize yazık etmeyin” derler.

Dünyanın gerçek olduğuna ana rahmindeki çocuk nasıl inanmadıysa, doğduktan sonra şehvetle nefsine uyar da hâb-ı gafletten dolayı ahiretin varlığına inanmaz. Ahiret yokmuş gibi davranır.

Ne zaman ki Allah’ın emri gelir. Ecel vakti gelince insan istese de istemese de ölür ve sıkıştığı dünya zindanından kurtulur. Alabildiğine geniş mekâna, sonsuzluk âlemi olan ahirete doğar.

Cismâni olarak “Birinci doğum” ana rahminden dünya hayatına geliştir. “İkinci doğum” da dünyadan, ahiret yurdunadır.

İnsanın Âlem- i Ervah’tan dünyaya gelmesi cismâni doğumdur. Dünyada yaşarken gaflet uykusundan uyanıp “hakikat”e ermesi ruhâni doğumdur.

İnsan iki kere ölür.

Birinci ölüm “ızdırari” ölümdür ki ecel gelince gayr-i ihtiyâri olarak insan ruhunun bedenden ayrılmasıdır. Bu ölüm insanın elinde değildir. Bu ölüm geneldir, tüm insanlık bunda ortaktır. Yeryüzünde yaşayan her nefs, bu ölümün acısını tadacaktır.

Efendimiz (sav) buyurdu: “Mutû, kable en temût / Ölmeden önce ölün.

Bahsedilen ikinci ölüm “irâdi” ölümdür ki insanın kötülük emreden nefsini, yaşarken ‘mutmain nefs’e dönüştürmesidir.

“Kad efleha men tezekkâ / Nefsini tezkiye eden (temizleyen) kurtuldu.” A’lâ Sûresi. 87/14

Bu ölüm özeldir. Kitaptan öğrenilmez. Ölmeden önce ölmüş olanlar tarafından öğretilir. Kalp bilgisiyle elde edilir. Sadece Hz. Muhammed’in ümmetine, O’nun kutlu nefesine, nübüvvet/ velâyetine inananlara (sav) aittir.

Arabesk şarkılarda: “Ben yaşarken öldüm!” deyip kadere itiraz eden gaflet ehli konumuz dışındadır.   

Kütahya Emet’li bir ârif sözüdür:

“Evladım, iki tür sarhoşluk vardır. Biri alkoldendir. Gece alkolden sızan sarhoş, sabah olunca ayılır. İkinci sarhoşluk ise kalpteki dünya sevgisidir. Böyle sarhoş olanlar ancak başını musalla taşına vurunca ayılır. Siz, siz olun gaflet sarhoşu olmayın.”

YORUM EKLE

banner19

banner36