İki ciltle Karl Marx’a selam ve de Yedi Güzel Adam’ın kaçı güzel?

En son söyleyeceğimi en başta söyleyeyim. Bu bir polemik yazısı değildir. Ben bir kalemşor değilim. Şunu da iyi biliyorum. Taş, ister yumurtaya değsin; yumurta ister taşa değsin, kırılan mutlaka yumurta olur. Burada yumurtanın ben olduğum bilinci ile yazıyorum. Ne de olsa muhatabımız öncü bir yazar, bir öykücü, iki derginin birden yayın yönetmeni. Hemen birçok ödülün sahibi. Sadece okuryazarlar arasında değil: devlet indinde de genel kabul görmüş bir imzadan söz ediyoruz.

Ben Mavera’da hiçbir şey yayımlamadım, bundan dolayı benim üzerimde doğrudan bir emeği yoktur; ama İki Dünya, Denize Açılan Kapı, Kafa Karıştıran Kelimeler adlı eserleriyle gıyaben bizim üzerimizde olumlu etkisi olan bir portredir. Bundandır, Rasim Özdenören’e hep saygılı davrandım, saygıda kusur etmedim. Etmem. O, bizim üstadımızdır. Ağabeyimizdir. Hep böyle kalacak.

Bu yazıdan sonra da bu saygınlığında benim için bir değişiklik olmayacak. Ama Rasim Bey için bir şey söyleyemem. Çünkü öyküleri hakkında bir kitapta yer alan eleştiri ve o eleştiriye katılan internet yorumlarına nasıl cevap verdiğini (rate tipler diyordu onlar için) biliyorum. Sen bu yazıyı okusan da okumasan da diye başlayan cümlelerle birilerine cevap veriyordu.

Bu yazıyı yazdım. Çünkü ardından konuşmuş durumuna düşmek istemiyorum. Karnından konuşan biri olmadım hiç. Evet, ben bir yumurtayım ve taşa çarpıyorum. Kırılacağımı bile bile.

Bu zamana kadar getirdiğimiz eleştiri için “Allah razı olsun, teşekkür ederiz, bakınız biz böyle düşünmemiştik” diyen bir Allah’ın kulu olmadı, bundan böyle de umudum yok, bunu bile bile kayda geçsin, diye yazıyorum bunları.

Şöyle başlayayım:

Rasim Özdenören’in Hece ve Hece Öykü dergilerine genel yayın yönetmeni olduğunu kendisinden, telefonlaşmamız sonucunda öğrendim. Bunu öğrendiğimde, kendisine bazı endişelerimi söyledim. Dedim ki; edebiyat ve düşünce dünyasına şu kadar emeği geçmiş ve bir saygınlık kazanmış imzaya bu kötülüğü yapmamalıyız. Yapmamalı insanlar. Çünkü edebiyat dünyasını siz benden iyi biliyorsunuz. Derginin içindeki her yazıdan siz sorumlu tutulacaksınız. İnsanlar ürünleri yayımlanmazsa size darılacak, yayınlanırsa yerini beğenmeyecek. Şu kadar sayfayı her ay okumak zorunda kalacaksınız. Size bu sorumluluğun yüklenmesini doğru bulmuyorum.

Rasim Bey, bu konuşmayı dinledikten sonra “herkes bu teklifi olumlu karşıladı, iki kişi sizin gibi bir endişe ile konuştu, biri sizsiniz diğeri İstanbul’dan bir arkadaş” dedi. Adını vermedi. Ve o konuşma şöyle bitti: “Sırtımızda yumurta küfesi yok; bakarız olmuyor, bırakırız.”

Telefonu kapatınca, Rasim Özdenören’in mutlaka yapacağı hizmetler var, diyerek teselli buldum. Bana göre Rasim Özdenören’in yapacağı en önemli hizmet Yedi Güzel Adam’ın özel sayılarını tamamlamak ve yol arkadaşlarını her daim hatırda tutmak, güne taşımak olacak idi.

Yedi Güzel Adam metaforu

Bilindiği gibi edebiyat dünyasında, Zarifoğlu’nun şiirinden hareketle (üçler, yediler, kırklar ve yedi uyurlardan mülhem)  bir Yedi Güzel Adam metaforu var. Aslında herkesin Yedi Güzel Adam’ı farklı. Yine de bazı isimler zikrediliyor ki Hece dergisi bunlardan Sezai Karakoç, Nuri Pakdil, Cahit Zarifoğlu ve Rasim Özdenören hakkında birer özel sayı hazırladı. Yediler’in diğerleri eğer Erdem Bayazıt, M. Akif İnan ve Alaeddin Özdenören ise onlar da bu “özel” oluşa dahil edilmeli idi. Fakat sonradan saydıklarım için, özel sayı hazırlanmadı; derginin ortasında “dosya”larla yetinildi.

Hayatta olanlara devasa özel sayı;  ölenlere ise derginin içinde bazı yazılardan meydana gelen bir “dosya”.

Eminim Alaaddin Özdenören’in, Erdem Bayazıt’ın, Akif İnan’ın yakınları buna çok üzülmüştür ve Rasim Bey’den bu eksikliğin tamamlanması beklenmiştir.

Niceliğin ne önemi var, önemli olan nitelik mi, diyorsunuz. Böyle derseniz; özel sayı ile anılanların abartıldığını, şişirildiğini, öne çıkarıldığını; dergi içinde dosya yazıları ile yetinilen kişileri de örttüğünüzü söyleyebilirim. Çünkü cesamet bakımından özel sayılar şöyle diyor: “Bu yazar/şairin yazılacak, anlatılacak, gösterilecek çok önemli yanları var. Ne kadar yazsak az.”

Dosya ile yetinilenler ne diyor?

“Aslında pek büyütülecek yönleri yok. Bütün yazdıklarının bir dosyalık canı var.”

Hakkını yemeyelim. Sezai Karakoç, Nuri Pakdil ve Rasim Özdenören için hazırlanan Hece Özel Sayıları, Rasim Bey’in Hece’ye genel yayın yönetmeni olmasından önce gerçekleşti. Diğer kişiler için özel sayı değil de dosya hazırlanması kararı, derginin yayın yönetmenine mi sahibine mi yoksa yayın kadrosuna mı ait, bilmiyorum.

Bildiğim, daha doğrusu beklediğim bir şey vardı. Rasim Özdenören  “Onun büyük bir yazar ve iyi bir şair olduğunu ölümünden sonra derinden kavramış olmam, benim için talihsizliktir. Alaeddin’in, tarafımdan böyle algılandığını bilmesini isterdim.” diye takdim ettiği ikizi Alaeddin Özdenören’in doğru ve bütün yönleri ile tanıtılması; ancak Rasim Özdenören’in şahitliği, gözetimi altında hazırlanmış oylumlu özel bir sayı ile mümkün olabilirdi. Erdem Bayazıt ve Akif İnan’ın olduğu gibi Alaaddin Özdenören’in de var, bir özel sayıyı dolduracak edebî ve bürokratik hayatı, fotoğraf albümü, ailesi, söyleşileri, gazete yazarlığı. Hakkında yazılanlar, tezler vs. 

Tıklayınız; Hece’nin Yedi Güzel Adam sekmesini. Şunu göreceksiniz. Kapağında Sezai Karakoç, Nuri Pakdil, Rasim Özdenören, Cahit Zarifoğlu olan devasa ciltler. Bir de ince ve farklı Hece dergileri. Onlar niye var orada. Çünkü onlarda adı geçen şairler için hazırlanmış yazılar var. Ancak kapak ve cesamet bunu söylemiyor. Adamların cirmi bu kadar. Ne yapacaksın!

Gölgesinde yetiştikleri adam: Necip Fazıl

Dosyaları küçümsüyor muyum? Hayır, dosya o kişileri öne çıkarmadı, altı çizilmedi, gözlere sokulmadı demek istiyorum. Yedi Güzel Adam arasında ayrım yapılıyor diyorum. Yedi Güzel Adam’ın hepsi aynı güzellikte değil diyorum. Ölenlere gereken vefa ve özen gösterilmemiş diyorum. Kanaatim odur ki Rasim Özdenören’in indinde, yol arkadaşları Akif İnan ve Erdem Beyazıt’ın edebi değerleri, kardeşi Alaaeddin Özdenören’in değeri kadar vardır. Ancak ne yazık ki Hece’de bu hususa el atılmadı. Belki planlaması yapılmıştı da pratiğe dökülememişti, bilmiyorum. Erdem Bayazıt, M. Akif İnan ve Alaeddin Özdenören edebiyat kamusunun ve yeni yetişen gençlerin dikkatine sunulması gerekmiyor mu? Bana göre Rasim Özdenören’in Hece dergilerine genel yayın yönetmeni olması ile gerçekleşecek bir şeydi ve bunu bekliyordum.

Başka beklentilerim de vardı. O da yelpazesi ne olursa olsun (Kemalist sol, liberal sol, sosyalist sol) solun hemen bütün dergilerinde her ay Nazım Hikmet’le ilgili bir yazının bulunmasından hareketle, Hece’de ve Hece Öykü’de de Necip Fazıl, Sezai Karakoç, Nuri Pakdil, Cahit Zarifoğlu, Erdem Bayazıt, Akif İnan ve Alaeddin Özdenören merkezli bir ve birkaç tahlil yazısının, anının, mektubun mutlaka yer alacağı umudu idi. Belki tadımlık bazı alıntılar şeklinde, belki bir eseri üzerine konuşmalar, yazılar yayımlayarak gerçekleşecek bir şeydi bu. 

Rasim Özdenören, böylece gençlere demiş olacaktı ki: “Bir özel sayı hazırlamakla bu işler bitmez, biz bu üstadın (NFK, Sezai Karakoç) gölgesinde yetiştik. Yol arkadaşlarımızdan da (Nuri Pakdil, Alaeddin Özdenören, Akif İnan, Erdem Bayazıt) öğrendiklerimiz var. Dil, sanat, duyarlık, tutum, bilinç vs. kazanmak için bu isimler mutlaka her zaman göz önünde bulundurulmalı ve okunmalıdır.”

Böyle denilecek ve tanıklıkların eşliğinde, başkalarının göremediği incelikleri, güzellikleri, derinlikleri gösteren yazılarla yeni neslin dikkatleri bu isimlere ve eserlere çekilecekti. Her ay; olmazsa iki ayda bir; bu isimler değişik eserleri, yönleri ile hep önümüzde olacak, hafızamıza kazınacak ve bir vefa borcu ödenecek, bir gelenek oluşturulacaktı.

Bu yazıları yazabilecek, kimler yazabilecekse onları ödevlendirebilecek ve yazılardaki eksiklikleri, yanlışlıkları giderebilecek bir imza, bir portre var derginin başında: Rasim Özdenören.

MEB müfredatına ve ders kitaplarına girmesi için çalıştık

Böyle sayıların jeneriğinde Rasim Özdenören yazması az bi şey midir? Çok bi şeydir bana göre ve büyük bir onurdur Akif İnan, Erdem Bayazıt ve Alaeddin Özdenören için. Ama gelin görün ki böyle olmadı. Kim demişti, “İnsan yaptıkları kadar, yapabilecekken yapmadıklarından da sorumludur.” diye. 

Ve bu sorumluluk yerine getirilmemiş olarak duruyor.

Şimdi bu yazıyı yazmakla bana “yumurta olup kendini neden kırdırıyorsun” diyebilirsiniz. Aslında  “bana ne” diyebileceğim şeyler bunlar. Bana ne. Çünkü ben, adına özel sayı istediğim hiçbir şairi Alaeddin Özdenören’i, Cahit Zarifoğlu’yu, Erdem Bayazıt’ı tanımıyorum. Onların Yedi Güzel Adam ve Türkçenin büyük şairlerinden oldukları ile ilgili bir iddiam da yok. Merhabam da yok, sohbet etmişliğim de. Sadece kitaplarından biliyorum onları. Ve kıtlık zamanda verilen lokma unutulmaz, hesabı onların edebiyatımıza, düşünce dünyamıza önemli hizmetleri olduğunu söylüyorum. Bundan dolayıdır ki bu isimler ve diğerlerinin MEB müfredatına ve ders kitaplarına girmesi için çalıştık. 2005’ten beri de bu imzalar liselerde müfredat gereği okutuluyor artık.

Durduk yerden, insanları üzecek bir yazı yazmanın ne âlemi var, deyip susmam mümkündü. Ama susmalı mıyız? Ben Hece; İsmet Özel, Mustafa Kutlu hakkında özel sayı hazırlasın demiyorum ki.  Sosyolojiye İbni Haldun ile başlasaydı diyorum. Yol arkadaşları varken; iki cilt halinde Karl Marks hakkında özel sayı hazırlamak karşısında sustuğumuzda bu mesele halledilmiş oluyor mu, diyorum. Alaeddin Özdenören’in, Akif İnan’ın, Erdem Bayazıt’ın yanında kim oluyormuş bu Karl Marks da. Kaç para eder söyledikleri?

Hece’nin Karl Marks sayısını almadım, okumayacağım. İsterse yerin dibine batırsın, cenazesini kaldırsın. Önemli olan bu değil. Önemli olan önceliklerimiz. Ve bu önceliklerimiz arasında; sağlığında iken okumadığımız, yeterince farkına varmadığımız yol arkadaşlarımızın olmaması var.

Hece dergisi iki cilt Marks özel sayısı hazırlamakla –içerik ne olursa olsun- Marks’a bir değer atfetmiştir. Bir öncelik vermiştir. Bu da yeter. Doğan Hızlan’dan başkası aferin diyecek mi bilmem. Ancak bu öncelik sırasının değiştirilmesini Rasim Özdenören’den beklediğimi saklamayacağım.

Eğer, bütün girişimlerde bulunduk; hiç kimse Akif İnan, Erdem Bayazıt, Alaeddin Özdenören için özel sayı hazırlamaya değer bulmadı, yazı da vermediler,  deniliyorsa, buna diyeceğim yok.

Özetle durum şu: Yedi Güzel Adam olarak sayılanlar, aynı güzellikte değil. Aralarında klas farkı var ve bu fark, bazılarının diğerlerinden önce ölmesinden doğuyor. Size tavsiyem, önceden ölmeyin. Dosya ve artı, iki ciltlik Karl Marks Özel Sayısı.

Yaşayanlara özel sayı, ölülere dosya.

Yorumu siz okuyuculara bırakıyorum.

Rasim Özdenören’e de saygılar…