İdrakimize giydirilen deli gömlekleri: İzm’ler

Prof. Dr. Ergün Yıldırım, Üç Tanrı Anlayışı kitabını Müslüman bir sosyal araştırmacı yükümlülüğüyle yazdığını belirtiyor. Özellikle son zamanlarda şiddeti daha da artan İslâm'a karşı yapılan saldırıların doğrudan doğruya Allah'a yöneldiğini söyleyerek bu saldırılara İslâm dairesi içinde kalarak karşılık verilmesi gerektiğini ifade ediyor. Yazar, İslâm'ın temiz vahyinin buna yeteceğini düşünüyor ancak bu girişten kitabın bir savunma kitabı olduğu anlaşılmamalıdır. İslâm'ı tepelerde bir yerlerde korunaklı bir kale, ona saldıranları ise vizyonları yetmediği yerde her şeyi yok sayan saldırgan bir güruh olarak görebiliriz. Bu saldırganlığı kendi kendilerine anlatamadıkları inanç sistemlerindeki çelişkilerle ya da daha da vahimi insanı yaratıcısından ayrı görüp idrak, basiret ve dar alanda çırpınan alelade bir varlık olarak görmeleriyle izah edebiliriz. Oysa insan Şeyh Galib’in “zübde-i âlem” tanımına uygun olarak doğuştan üstün bir varlıktır. İslâm’ın insana bakışı onu kendi dairesi içinde yüceltici bir bakış açısı olmakla beraber İslâm, insandan hep daha iyisini yapmasını, potansiyelini zorlamasını ve ortaya çıkarmasını bekler. Bunu da yaratılışının özünde aramak gerekir. Çünkü insan, kıyaslanamaz bir ve tek Allah tarafından yaratılmış, akıllandırılmış ve sırrına erebileceği her şeyi araştırmakla görevlendirilmiştir. İlmin ve onu öğrenmenin kaynağını da burada arayabiliriz.

Kitap, felsefi bir tonda ilerlerken bir anda apaçık bir şekilde yazar müdahalesi ile karşılaşıyoruz. Bu noktada yazar anlatmak istediklerini bölüm bölüm, tane tane anlatarak satırlarını konunun uzmanı olmayan ancak konuyla ilgilenen herkese okutuyor. Gerekli yerde gerekli müdahaleyi yapan yazarları öteden beri çok beğenirim, Prof Dr. Ergün Yıldırım da bunu en iyi şekilde yapmayı bilmiş.  Özellikle "Tanrı İnsan" kısmında değindiği Yunan medeniyetinin daha çok mitolojiden yararlanması ve çıkış noktasının mitoloji olması felsefî anlatımda etkili oluyor. Yunan medeniyetinin her şeyi kendine bağlayan, ilk olan her şeyin sahibi olan ve merkezde durup etrafına küçümser gözle bakan tarafı ve bu bakışın kökeni anlaşılır biçimde verilmiş. Diğer medeniyetlerin Yunan’a bakışı bu kökten ilham alıyor. Fakat bir başka yazının konusu olabilecek tartışma da şu ki Eski Yunan ile bugünkü Yunan aynı mıdır? Coğrafi benzerlik Anadolu’yu da o kapsam içine almalı mıydı? Belki Yunanın dünyayı kandırdığı nokta, belki dünyanın bile isteye yanıldığı nokta budur.

Yunan “tanrı” anlayışında insani özelliklerin ön plana çıkarıldığını görüyoruz. Kavga eden, kızan, ayartan, seven, şehvete düşen, akılcı davranamayan çeşit çeşit tanrı figürleri var. Üstelik kimi dişi kimi erkek… İnsanın düşünce sınırlarının dışına çıkamamış ve insan gibi özelliklere sahip yani özelliksiz tanrı anlayışının yaratıcı, yön verici, cezalandırıcı ve ödüllendirici olması mümkün müdür? Semavi dinlerdeki Allah ve yaratıcı anlayışından çok farklı bu bakış açısı insan beyninin sınırlarını hiç zorlamadan, insan eliyle Hz. İbrahim'in kırdığı Kâbe sakinlerinden pek de farklı görünmemekte. Sürekli bilim vurgusuyla her gün Allah’ın yarattığı şeyleri bulmaktan gerekli dersi ve hisseyi çıkaramamış bilim insanlarının eksik kalan bir yanları yok mudur? Aldığı nefesi yaratıcısına borçlu olan birinin onu yok sayması en basit ifadeyle körlük değil midir?

Yazar, Yunan tanrılarını anlatırken Zeus'a önemli bir yer ayırıyor. Çünkü Zeus, diğer tanrılardan daha üstün durumdadır. Birliğin olmadığı yerde karmaşanın, üstünlüğün, rekabetin olması doğaldır. Zeus, yazarın ifadesiyle insanlaşan tanrıyı bizlere gösteren en önemli figür olarak dikkatleri çekiyor. Zeus'un kitapta da alıntıyla yer verilen sözleri tanrılar arası mücadelenin inanç zemininde bir karşılığı olmayacağı yönünde bir kanaate sahip olmamıza neden oluyor. Belki günümüzde bile çok tanrılı inanca sahip kitleler var. Ancak Homeros'tan yapılan alıntıda olduğu gibi “Tanrılar arasında bir kavga, bir mücadele ve ancak insanlara mahsus ihtiras, intikam gibi özelliklerle bahsedilen tanrıyı ya da tanrıları mitolojik bile değil edebi birer figür olmaktan öte başka bir kalıba sokmayacaktır.” Çok tanrılı inanca sahip birinin ne kadar mantıksız hareket etse de inandığı tanrılar arasında Zeus, Apollon, Artemis veya benzeri bir tanrı olduğunu düşünmüyorum. İşin içinde hem beslediği hem de beslendiği kaynak olan felsefe olsa da mitolojinin fantastik edebiyat türü dışında değerlendirilmesi fazla olacaktır.

Yazarın en dikkat çekici ifadeleri kanaatimce "İnsan Tanrı" bölümünde Yuval Noah Harari'den bahsettiği bölümde yer alıyor. Dünyada ve Türkiye'de fazlasıyla ilgi gösterilen ve kitabevlerinde aylarca bir numarada tutulan, neredeyse herkesin okuması için özel olarak çalışılan bu yazarı ve kitaplarını eleştirdiği bölüm gerçekten okumaya değer bölümlerden biri. Ergün Yıldırım, yazarın yazdıklarını sorgulamakla kalmıyor onun ideolojik körlüğünü de sorguluyor. Bu bölüme kitap içinde kitap bölümü de diyebiliriz. Yazar çok sağlam tespit ve yerinde nitelendirmelerle şişirilmiş bir balonu söndürmüş vaziyette. Kitabı okuyacak olanların bu kısmı tekrar tekrar okuyacaklarından eminim. İsraillilikten çıkamamış fakat saplantılı bir biçimde her sayfasında evrimi ispatlamaya çalışan Yuval Noah Harari’ye birilerinin “dur” demesi gerekiyordu. Bunu da ancak Batı medeniyetine hayranlıkla bakmayan, kendisini Batı karşısında alçakta görmeyen, Müslüman olan ve ideolojik olarak saplantılı olmayan biri yapabilirdi. Bu noktada tekrar etmeliyim ki yazarın bu kişi hakkında yazdıkları çok çok değerli.

Yazar, son olarak okuyucusuna Allah'ı anlatıyor. Allah’ı değişmez, bir, biricik ve varlığı kendinden menkul tek varlık olarak tarif ediyor. Allah'ı bildikçe öncekilerin ne kadar yavan, altyapısız ve ilkel inanış sistemleri olduğunu görüyoruz. Bu bölümde İslâm’ın “Tanrı İnsan”, “İnsan Tanrı” gibi inanışları reddettiği, bunları müthiş bir formül olan tevhitle çözdüğü belirtiliyor. Tüm güç sahibinin Allah olduğu, onun varlığından ve birliğinden başka hiçbir şeyin gerçek olmadığı ifade ediliyor. Burada tekraren Âyete’l-Kürsi’ye bakmakta fayda var. Çünkü geçen ayetlerde yazılan/yazılmayan tüm kitaplara kaynaklık edecek bir Allah tarifi var.

Üç Tanrı Anlayışı, sırasıyla Tanrı İnsan, İnsan Tanrı ve Allah bölümlerinden oluşsa da bunu kronolojik bir sıra olarak düşünmemek gerekiyor. Çünkü gelinen noktada bu çağda bile Allah'ı bulamamış "modern" beyinler hâlâ var. Yazar, kafa karışıklığına mahal vermeden deizmi, politeizmi, sekülerizmi, ateizmi ne varsa anlatarak İslâm’ın tüm bunları reddettiğini söylüyor.

Gerek Ergün Yıldırım'ın üslubu gerekse de kitabın konusunun günümüz meselelerine yakınlığı dikkate alındığında Beyan Yayınları etiketiyle satışa sunulan Üç Tanrı Anlayışı’nın, kütüphanelerde yerini alması gerektiğini diye düşünüyorum. Bazı yazarların ciltlerce yazarak anlatamadıkları gerçeklerin bu kitapta doyurucu bir biçimde anlatıldığını söyleyebilirim.

YORUM EKLE

banner26