İdrak bizim kavrayış derecemizi yansıtır

Bir idrak zemininin içinde doğarız. Bakış açılarımız, kavrayış biçimlerimiz, algılama düzeylerimiz öteden beridir sahip olduğumuz bir idrak haritasının içinde kendine bir mecra bulur.

İdrak zayıflığının da güçlülüğünün de fiziksel bir yanı kesin var; genetiğin, çevresel fiziksel şartların ondaki etkisi küçümsenemez. Tedarik yabana atılamaz, hayatın getirdikleri, içinde yoğrulduğumuz çileler, hepsi önemlidir. Ama bir de bizim kendi çabamızla kendi emeklerimizle güçlendirdiğimiz idrak dünyamız var. Eğer istenirse aklımızın olmadık şeylere kesmesi mümkün olabilir, olup bitenleri kavrayabilir, başkalarının “ne var bunda” dedikleri kıytırık şeylerde bile kayda değer birtakım sonuçlar çıkarabiliriz. Kavrayış ve çözümleme dünyamızın yerleşik paradigmalarla, zihniyet yapılarıyla ve hiç kuşkusuz gündelik hayat müfredatıyla ve bize ulaşan her düzeyden pedagojiyle ilgisi var.

Bir bakışımız vardır, bir değerlendirme biçimimiz, kavrayış ve çıkarım yöntemimiz. Bizi biçimlendiren onlarca etkiden besleniriz, onların paylarını dikkate alan bir bakış açısı geliştiririz. Bizi farklı kılan işte bu zaviyedir, bu açı görmek istediklerimizden daha fazlasını gösterendir. Bazen de fark mark dinlemeyiz, rahatımızı herkesin baktığı yerden bakmakta buluruz. Herkesin gördüğünü görür ondan da yine herkesin çıkardığını çıkarırız. Hatta hiç görmediğimiz anlar da olur, bundan keyif alır, ağrımayan dişimizi çektirmemiş olmanın sözüm ona ferahlığını yaşarız.

İdrak içselleştirilmiş bir kavrayış düzeyidir. Dünyaya nasıl baktığımız, onda ne bulduğumuz, nelerle hemhâl olmamız, nelerden uzak durmamız gerektiği üzerine kafa yoran bir idrak arayışıdır. O yol tayin edici de değildir, güzergâh belirleyici de. Yollar belirlenmiştir, trafik devam etmekte, hayat akıp gitmektedir. Elimize tutuşturulan haritalar, zihnimize doluşan buyruklar, sağdan soldan gelen türlü talepkârlıklar, duygularımızı rehin almak için sıra bekleyen hayaller ve bizi oynadıkları oyuna katmak için çırpınan ritimler nihayetinde idrak süzgecinden geçtikten sonra bizim olurlar. 

Bize ait bir dünya

Bize ait, kendimize ait bir dünyamız olsun isteriz; sınırlarıyla, sorunlarıyla, tadıyla tuzuyla her şeyiyle bizim olsun isteriz. Arzu ve heveslerimiz dışarıda kalmasın isteriz, tutku ve hayallerimizle birlikte yaşayalım isteriz. İdrak bu beklentiler dünyasında bize gerçekliğin soğuk çehresini yansıtır. Hevesimizi kursağımızda bırakan onun sıradışı dikkat ve beklenmedik çıkarımlarıyla aklımızı, kalbimizi, basiret ve ferasetimizi devreye sokan derin ayıklayıcılığı, derin açıklayıcılığıdır. Memnuniyet tabii ki önemlidir, mutluluğu kim aramaz! Ancak idrak bize makul olanın da meşru olanın da fantastiğin sahteliklerine kurban edilmeden bulunmasına önayak olur.

Bazen öyle olur, içimiz kararır, umudumuz kalmaz, şevkimiz kırılır, peşinden gidilecek bir hayalimiz kalmaz ve bunun hesapsız bir sonucu olarak da idrak dünyamız bu tatsız içe kapanmanın peşine takılır. Artık her daim gördüklerimiz bize görünmez olur, her daim işittiklerimizi duymaz oluruz. Oysa gözlerimiz vardır güya görüyoruzdur, kulaklarımız vardır sanki duyuyoruzdur.

İdrak bizim kavrayış derecemizi yansıtır. Hepimiz aynı anlama düzeyine aynı değerlendirme yeteneğine sahip değilizdir. İdrak bir armağan olarak bizimle beraberdir, onu temrinlerle, deneyimlerle, bizi mütemadiyen zorlayan sorularla bir bir açar ve böylece daha kullanışlı daha elverişli bir hâle getiririz. “Kendi yağında kavrulan” bir idrak bize içinde yaşamaya mahkûm olduğumuz bir hayat faslını kazasız belasız tamamlamaktan daha fazlasını vermez. Neyin iyi neyin kötü, neyin doğru neyin yanlış ve neyin güzel neyin çirkin olduğunu bilmemiz biraz da idrak dünyamızın yeterlilikleriyle ilgilidir. İdrak bize etrafımızdaki ölçüleri görmemizi, işleyen standartları fark etmemizi, tutturduğumuz istikametin yönünü kavramamızı kolaylaştırır. İdraksiz bir kavrayış başkalarının dediklerine tabi oluşumuzu, başkalarının izine kendimizi uydurmamızı mümkün kılar.

İdrak inşa edilir

Etrafta olup bitenleri derinlemesine anlamak isteriz, kelime haznemiz, bilgi dünyamız, sahip olduğumuz entelektüel sermaye ve hayatı kavrama cehdimiz bizi idrak düzleminde zora talip kılar. İstersek mevcutla idare edebiliriz, sorularımızı erteleyebilir hatta bir cevap beklemekten vazgeçip ortada dolaşan fikriyata bir şekilde biz de dahil olup herkesin şu tıkırında gibi görünen kaderine ortak olabiliriz. Oysa sıkı bir idrak silsilesi bizi uykularımızı kaçıran hesaplaşmalarla, yüzleşme ve sorgulamalarla karşı karşıya getirir. Neden, niçin ve nasıl soruları doğru yerde doğru biçimlerde sorulduğunda bir şifadan daha fazlasına muhtaç olmayacak derecede bizi kişilikleştirir. Akıntıya kürek çekmediğimiz gibi kendimizi bir dalganın gidişatına da teslim etmemiş oluruz.

İdrak inşa edilir, üzerinde çalışılır; kötü niyetli çabalarla o istenilen her yöne çekilebilecek bir manivela olarak kurgulanabileceği gibi iyi niyetli gayretlerle de bizi her daim sorgulamaya davet eden özgün bir cevher olarak da tanzim edilebilir. İdraklerimiz yönlendirilir, manipülasyona açıktır, kendi kendini bulması sağlam bir rehberle, açık bir kalple, kirlenmemiş bir akılla ve derdi hakikat olan bir arayışla ancak mümkün olabilir.

İdrak noksanlığı bizi sahih hedeflere ulaşma noktasında sekteye uğratır. Kararlılığımız onun yetkinliğinden cesaret alır, sabrımızı koruyan peşinde yorulduğumuz şeylere kattığımız anlam ve değerdir. İdrak bu devamlılığı koruma konusunda bize güçlü bir yol arkadaşlığı yapar.

Bir idrak biçiminin içinde hayata katılırız. Kendi hikâyemizi kurarken kendi idrak bütünlüğümüz üzerine düşünür, onunla olan irtibatımızı güçlendirmek isteriz. İdrakten yoksun olmak en büyük fukaralıktır ve dilenerek elde edebilen birine de rastlanmamıştır.