İçsel bir yolculuğa aralanan kapı: Bahane Kapısı

İlk yazıdan itibaren bir kapıdan içeri girdiğinizi anlıyorsunuz. Sizi benzetmelere, renklere ve hatta tonlarına, eskilere, yenilere, uzak geleceğe en hafif tabirle hapsedecek hayallere... Gülnur Aşçı, Bahane Kapısı'nda var olmayan bir gezegenden sesleniyor gibi. Sanki bir deprem her tarafı yıkmış, devrim her şeyi değiştirmiş ve gemi Cudi'nin tepesine tırmanmış gibi geçmişten yazıyor. Sert, hareketli, egzoz dumanı içinde gözün gözü görmediği bir yerden suyun döndürdüğü değirmeni düşünmek benim için lüks değil mi diye düşünebilirsiniz. Bu yazılanlar bana fazla iyi değil mi diye de düşünebilirsiniz. İşte tam da bunun için buradasınız. Günlük meşgaleleri bırakıp Gülnur Aşçı’nın kafasının içinden geçenleri anlamaya odaklanmalısınız. Yazar bir cennet vaat etmiyor ama uzaktan cenneti gösteriyor. Fakat onun cenneti sonsuz değil ve bir yerde bitiyor. Cenneti göstermeye ara verip iç sayıklamalar da diyebileceğimiz konuşmalara dönüyor. Sonra yine yer yer cennetten örneklere geçiyor.

Gülnur Aşçı'nın ilginç dünyasını yazılarıyla keşfetmek mümkün. Yetenekleri, zayıf noktaları, güçlü yönleri derhal kendini ele veriyor. Yazılardaki samimiyeti de görmek mümkün. Hissederek yazılmış fantastik yazılarla karşı karşıyayız. Yazının cinsiyeti olmaz ama bir genç kız yazıları okuduğumu söyleyebilirim. Biraz nahif, biraz koruyucu bir tavır var. Bir de belli ki hızlıca bir paragraf yazacak kadar da emin yazıyor. Benim gibi zor yazanların kıskanacağı bir şey bu. Öyle ya ben beğenmeyip paragrafı silerken o ikinci paragrafa geçiyor muhtemelen. Yine muhtemelen ben cümleyi gereksiz kelimelerden arındırırken o bir cümle ve bir cümle daha ekliyor.

Yazarın cesareti de takdire şayan. Aşçı, henüz tam tanınırlık elde etmeden ve okuyucusuna üslubunu öğretmeden sanki bunlar olmuşçasına sürdürmüş yazılarını. Kelimelere dans ettirmeyi, cümleleri alıp başka diyarlarda gezdirmeyi seven yazar, anlaşılır olmayı da pek umursamamış. Bazı okuyucular anlaşılma kaygısı gütmeyen yazıları sever. Çünkü o yazıda kimsenin hissedemeyeceği şeyleri hissettiğini düşünür ve yazıyı daha fazla sahiplenir. Türk edebiyatında anlaşılma kaygısı gütmeden yazan ve adı öldükten sonra da unutulmayan nice yazar var. Belki Gülnur Aşçı böyle bir isim olacak. Yazılar ne anlatıyor derseniz “hiçbir şey” demek de bir cevap, “çok şey” demek de. Kendi kendine konuşmalar, hayıflanmalar, kimsenin bilmediği sırları bilerek ya da bilmeyerek ifşa etmeler ve sonunda "hayat güzeldir"i yakalamalar. Hayat, sizi tek katlı müstakil evinizin bahçe kapısından çıkıp tek tek döşenmiş taşlara basa basa çimenlerin ortasına varıp bir ağacın gölgesinde dinlendiğiniz bir yere ulaştıramıyorsa bu yazıları büyük bir zevkle okursunuz. Çünkü bu yazılar size bunları vadediyor. Başta dediğim gibi artık Gülnur Aşçı'nın dünyasındasınız ve çıkışınız yok.

Bu tür birbirinden bağımsız yazıların yer aldığı deneme -ya da hikâye de olabilir- kitaplarında isim çok önemlidir. Bahane Kapısı gerçekten güzel bir isim. Kafalarda bir şeyler canlandıran bir isim olması, canlanan şeylerin yazılıp yazılmadığını kontrol merakı bazı okuyucuları doğrudan doğruya o yazıya yönlendirebilir. Yani önce başroldeki yazıyı okuyayım sonra diğerlerine bakayım dürtüsü zihnimizi esir alabilir. Bu, albüme isim veren şarkıyı dinleyip sonra diğerlerine geçmek gibi bir şey. CD'yi takarsınız ve misal 4'e basardınız. Kitaba dönecek olursak bir sıralama yapmak doğru değil ama her zaman iyi yazı-kötü yazı vardır. Diğer yazı bir öncekinin ya da sonrakinin iyi ya da kötü görülmesine katkı yapar. Tüm yazılar eşittir demek güzel bir şeydir ama doğru değildir. Önemli olan belirli bir standart ve kalite tutturmak. Gülnur Aşçı'nın bu standardı tutturduğunu ve genel olarak yazıların yakın seviyede olduğunu söyleyebilirim.

Yazılarda bazen de bir öğüt verme hali görülüyor… Neyi, ne zaman, nasıl yapacaksınız onun öğüdü bu. Belki “Orta Yol” yazısını böyle okumalıyız. Diğerlerinde olduğu gibi kendi kendine konuşan fakat “sen” diye hitap eden bir üslup… Bazı yerler kısık sesle söyleniyor gibi en uygun tabirle akıl verme, yol gösterme şeklinde. Yazar kendine böyle bir misyon ediniyor mu bilmiyorum ama hep nasıl daha iyi insan olunur onun derdinde gibi. İyi yönden bireysel bir bakış açısı var: Kişi iyi olursa diğer kişi de iyi olur ve bir başka kişi de iyi olur. Bütün yazılarda bunu hissediyorsunuz. Sana söylüyor, ben anlıyorum ve belki o uygulayacak. Bu anlamda yazarın üslubunu en fazla belli eden yazı olarak “Orta Yol”u gösterebilirim. Kitabın adı “Orta Yol” olsaymış da olurmuş. Ben de denemeler içinde en fazla bu yazıyı beğendim. Eğer bilseydim en iyiyi görmek adına okumaya bu yazıdan başlardım. “Orta Yol” makul hayatların yazısı olarak değerlendirilebilir. Kitapları baştan okumak gibi saplantısı olmayanlara önerim evvela “Orta Yol” yazısından başlamalarıdır.

Yazılar bu dünyadan uzaklaştırsa da satırlarda güncel zorlukları hatırlatan ifadelere hiç denk gelmiyor değiliz. HES kodu, tartışmalı çip meselesi gibi konularla insan gerçek dünyaya dönüyor ve yaşadığı anı düşünmeye başlıyor. Oysa buradaki cümleler bizi alıp başka diyarlarda dolaştırmaya niyetliydi. Bir anda daha önce bilmediğimiz ve hayatımıza yeni giren terimlerle karşılaşmamız bir yönüyle hayal kırıklığı oluşturabilir. Eskiyi anlatırken yeniden bahsetmek tam da cümlelere dalmışken uyandırıyor bizi. Biz bu kitabı uyanalım diye değil uyumaya devam edelim diye okuyorduk oysa. Hayaller âlemine gözleri açık dalabilen varsa buyursun…  Maalesef ruh hallerini değiştiren güncel meseleler güncelden bağımsız yazılarda da kendini gösterince ister istemez bir hayal kırıklığı meydana geliyor. Seneler sonra anlamı unutulacak HES kodunu seneler sonra da okunacak bir kitabın satırlarına yerleştirmeye gerçekten gerek yoktu. Bunu adı nispeten az duyulmuş bir isme yapılmış kolay eleştiri olarak değerlendirmesin kimse. İncelemelerde adı duyulmuş ve hatta “ünlü yazar” olarak kabul edilen kişilere yapılan eleştirilerin hazzı daha başkadır.

Şule Yayınları’ndan çıkan Bahane Kapısı, birbirinden bağımsız deneme yazılarından oluşuyor. Yazarın ruh hali tüm yazılara bir biçimde yansımış. Esasında bu tür yazılar yeni neslin çokça hoşlandığı, edebiyat dergilerine ilgiyi artıran yazılar. Fantastikliğe biraz da romantiklik ekleyebiliriz. Sadece iyilerin olduğu bir romantiklik de diyebiliriz buna. Bunu eksik bir yan olarak ya da eşsiz bir tarz olarak değerlendirebilirsiniz. Bu, size kalmış bir şey.

YORUM EKLE

banner26