İcrasının çılgını bir müzisyenin anıları: Sokaknâme

Sokaknâme, Sedat Anar’ın kendisini, sokağı, müziği ve insanı konu ettiği anı kitabı. 1988 doğumlu biri ne yaşamıştır da bir kitapta toplayacak kadar anı biriktirmiştir, gibi bir soru gelebilir akla. Fakat söz konusu kitabın ismi bile tek başına büyük bir ipucu veriyor bizlere. Sokaknâme, gerçek anlamıyla sokaktan gelen bir müzisyenin son derece samimi bir üslupla kaleme alınmış anıları…

Sedat Anar, kitabın girişinde her şeyden önce bir müzisyen olduğunu hatırlatıp, sanatsal yetkinliğinin müzik üzerinden değerlendirilmesini, kitabın dil ve üslubundaki kusurların mazur görülmesini istiyor. Ve üslup konusunda tek beklentisinin samimiyet olduğunun altını çiziyor. Bu açık sözlülükle ifade edilen istekteki doğallık kitabın bütününde bir üslup olarak çıkıyor karşımıza.

 

Çocukken başlayan müzik tutkusu

İlkokul ikinci sınıfta komşusunun evinde ilk defa karşılaştığı sazdan büyülenen Sedat, uzun bir süre babasına kendisine bir cura alması için yalvarır. Önceleri bu isteğine olumsuz cevap veren baba, annenin ısrarı ile bir cura ve darbuka alır. Ve böylece Sedat Anar’ın müzik yolculuğu başlamış olur. Eğitim almaktan öte sazını akort edecek kimsesi dahi olmayan Anar, deneye yanıla ve dinleyerek bir yere kadar dilini çözer sazının. Böylece evine gelen misafirlere ve 23 Nisan programlarında mini konserler vermeye başlar. Sedat Anar sonraki yıllarda da çok iyi bir dinleyici olur. Lise yıllarında müzik bilgisini genişletir. Ustalarla kulağını eğitir. Hacettepe Üniversitesi Tarih Bölümü’nü kazanıp Ankara’da yaşamaya başlayınca da hem hayatında hem de sanatında yeni bir merhale başlar. Aynı evi paylaştığı sokak müziği yapan Serkan ve Serdo ile sokağa adım atar. Bundan sonrası hem kimliğini hem de müziğinin kıvamını bulmasına yol açar. Çünkü sokak önüne bin bir tecrübeyi koyar. Hor görülmek, yasaklanmak hatta dayak bile yemek fakat her gün onlarca yeni kalbe dokunmak hatta girmek... Tüm bu aksiyon Anar’daki insani anlayış ve görgüyü alabildiğine genişletir. Her insana aynı mesafede durabilmesini sağlar sokak.

Tarihten talime kaçış

Müzik ve sokak tutkusu bir türlü ısınamadığı okulundan onu tamamen kopartır. Fakat o tutku başka bir okulun öğrencisi yapar onu. Tutkuyla çaldığı santuru daha iyi öğrenmek için İran yollarına düşer Sedat Anar. Orada dostlar edinir, santuru en iyi ustalarından talim eder. Bilgisini derinleştirir. Sedat Anar, İran’da bulunduğu süre içerisinde sadece santur bilgisini geliştirmekle kalmaz, İran tarihini, şiirini, dini yaşantısını da öğrenir. Bu, aslında çaldığı santura hürmetin bir gereğidir. Ve bu hürmet onu ayakları yere basan bir bilgi ve görgünün sahibi yapar.

Dünyanın en güzel sahnesinde yıllar süren konser

Sedat Anar, 2007’de başladığı sokak müzisyenliğine 2014 yılında ara verir. “Sokak dünyanın en güzel sahnesiydi benim için. Bu sahnenin en güzel dekoru ise çöp arabasıydı. Siz hiç içinden çöp arabası geçen bir sahne gördünüz mü?” diyerek sokağa duyduğu sevgiyi ironik bir şekilde dile döküyor kitapta. Dinleyici kitlesi her geçen gün artan Anar, velud bir müzisyen olduğunu yapmış olduğu 8 albümle gösteriyor. 2016 yılından beri İstanbul’da yaşayan Anar, besteler yapmaya, şiirler bestelemeye, okumaya, öğrenmeye ve her şeyden önemlisi dost biriktirmeye devam ediyor.

Haydar Ergülen, Sezai Karakoç için inancının çılgını ifadesini kullanmıştı. Uzun zamandır zevkle dinlediğim Sedat Anar’ın Sokaknâme kitabını okuyup Sedat’ı yakından tanıyınca söyle bir tarif kendiliğinden gelip hançereme yerleşti: İcrasının çılgını bir müzisyen. Çılgınlığını sürekli okuyarak, üreterek ve samimiyetinden hiç ödün vermeyerek sürdürüyor Sedat Anar. İşte o güzel çılgınlığın nerelerden geçtiğini öğrenmek isteyenler için samimiyetle kaleme alınmış anlatı Sokaknâme.