Hz. Mevlana’nın izinde bir arayış: Sufisin

Sufi Sinema Günleri (Sufisin)’in ikincisi 2-5 Mayıs tarihleri arasında Konya’da gerçekleştirildi. Film gösterimleri, öğrenci buluşmaları, konser ve panellerin yapıldığı oldukça yoğun program, Konya’nın kültür birikimine yakışan bir içerik çeşitliliğine sahipti.

Konya İl Kültür ve Turizm Müdürlüğü’nün öncülüğünde Konya Büyük Şehir Belediyesi, İlçe belediyeleri, üniversiteler ve Uluslararası Mevlana Vakfı’nın katkıları ile gerçekleştirilen sinema günlerinin mimarı Konya İl Kültür ve Turizm Müdürü Abdüssettar Yarar Bey. Abdüssettar Bey ve ekibi; yapılan etkinliklerin, Mevlana Hazretleri’nin öğretilerine yakışır bir misafirperverlikle gerçekleşmesi için elinden gelen çabayı sonuna kadar gösteriyor. Özellikle Abdüssettar Bey’in hakkını bu noktada teslim etmek gerekli. Zira bir bürokrat olmanın ötesine geçen bir çaba ortaya koyuyor Abdüsettar Bey. Ve onun mütevazı ve samimi kişiliği, yapılan etkinliğin ruhunun hissedilmesine ciddi katkı sunuyor.

Neden Sufisin?

Sufi Sinema Günleri, her anlamıyla Hz. Mevlana’yı merkeze alan bir etkinlik. Mevlana ve ailesinin Konya’yı teşriflerinin yıldönümünde yapılıyor oluşundan taşımış olduğu temaya, seçilen filmlerden yapılan panellere kadar her etkinlik Mevlana Hazretleri’nin felsefesi ve tasavvuf geleneğimiz ile ilişkilendirilebilir.

“Sufisin”, ilk bakıldığında özellikle üretilen filmlerin tematik olarak bu başlığa uygunluğu açısından sınırlayıcı bir adlandırma gibi görünüyor. Fakat Mevlana’nın felsefesinin küre ölçeğinde Sufizm başlığında biliniyor oluşu, bu ismin etkinliği evrensele açılma potansiyeli açısından yerinde olduğunu gösteriyor.

Oldukça yoğun bir program

Sufisin’in sanat yönetmenliğini bu yıl, Enver Gülşen ve İhsan Kabil birlikte üstlendi. İki önemli sinema yazarının seçmiş olduğu birbirinden kıymetli yapımlar seyirci ile buluştu sinema günleri süresince. Mecid Mecidi’nin Söğüt Ağacı filmi ile başlayan etkinlikte Deccani Souls (Dekkanın Canları), Le Quattre Volte (Dört Kez), Ostrov (Ada), Cennetin Çocukları, Arı Kovanının Ruhu, Mimozalar, Önemli İnsanlarla Karşılaşmalar gibi yabancı ve Mommo Kızkardeşim, Sükut Evi, Benim Küçük Sözlerim, Miraciye -Saklı Miras-, Ardında Kalanlar gibi yerli yapımlar gösterildi. Ayrıca Yed-i Velayet 7 Vilayet Kısa Film Yarışması’nda derece almış filmler de yine etkinlik kapsamında seyirci ile buluştu. İki oturum olarak yapılan “Sinema Maneviyatında Dil Arayışları” paneli ile “Sufi Filmleri Okumak, Anlamak”, “Film ve Kutsal” başlıklı atölye çalışmaları gerçekleştirildi. Sergiler, söyleşiler, öğrenci buluşmaları ve konserlerle son derece yoğun bir program sanatseverlerin ilgisine sunuldu. Bu yıl ilk defa yapılan ve Türkiye’de bir ilk olan uzun metraj senaryo yarışmasını Bir Tutam Karanfil adlı senaryosu ile Bekir Bülbül-Büşra Bülbül çifti kazandı. Etkinlik kapsamında verilen onur ödülünün bu yılki sahibi de İranlı yönetmen Mecid Mecidi oldu. İhsan Kabil, Ayşe Şasa ve Hülya Koçyiğit de yine etkinlik kapsamında ödüllendirilen isimlerdi. Rahmetli Ayşe Şasa’nın ödülünü ailesine ulaştırmak üzere Sadık Yalsızuçanlar aldı.

“Sufi Sinema Günleri” festivalleşmemeli

Bazı teknik aksaklıklara rağmen ilgilisi için son derece doyurucu bir program gerçekleşmiş oldu. Abdüssettar Bey’in sinema günlerinin gelişerek devam etmesi noktasında verdiği çaba da son derece önemli. Bulduğu her fırsatta bundan sonrası için ne yapılabileceğine dair fikir soran Abdüsettar Bey’in bu çabası, meyvelerini de vermeye başladı bir yönüyle. Sinema günlerinin özel davetlisi olarak gelen İran Farabi Film Derneği’nin başkanı Alireza Tabesh ile yapılan görüşmeler neticesinde karşılıklı işbirliği yapılması sonucuna varıldı. Bu işbirlikleri etkinliğin gelişimi için son derece önemli şüphesiz fakat daha önemli olan etkinliğin yapısının netleştirilerek güçlendirilmesinde. Bundan sonra nasıl bir yapı ile devam edileceği hayati önemde bu noktada. Sufi Sinema Günleri (Sufisin) bu adla devam edip festivalleşmemeli bana kalırsa. Festivalleşmekten kastım bugüne kadar yapılan festivallere, etkinliklere benzememeli. Bunun için ilk yapılması gereken tematik yapısını koruması. İlkelerini İslam’ın insana ve kâinata bakışından ve Mevlana Hazretleri’nin öğretilerinden alan bir anlayışla film seçimleri yapılmaya devam edilmeli. İnanç merkezli filmlerin gösterildiği ve ödüllendirildiği bir platforma dönüşmeli.

Üç noktada yapısını güçlendirerek devam etmeli Sufisin

Üç noktada etkinliklerin olduğu bir yapıyı güçlü ve kararlı şekilde sürdürmeli Sufisin: Birincisi bahsini ettiğimiz insan ve kâinat tasavvuruna uygun filmlerin gösterildiği bir platform olması.  Dünya sinemasının bu anlamdaki en iyi film örnekleri seyirci ile buluşturulmalı. Bu filmler, aynı zamanda “nasıl bir sinema” sorusunun da cevabını örneklerle ortaya koymalı.

İkincisi yapılacak söyleşiler, paneller, atölyeler ile sinemada maneviyat merkezli bir kazı çalışmasına girişilmeli. Manevi konu ve kavramlar, anlatı gelenekleri ve film dilinin beraber düşünüleceği uluslararası katılımcıların da yer alacağı çalıştaylar hayata geçirilmeli.

Ve üçüncüsü de bu yıl ilki yapılan senaryo yarışması genişletilerek devam etmeli. Yarışmaya başvuracak senaryoların manevi yönden güçlü inanç filmlerine dönüşebilme potansiyelleri mutlaka gözetilmeli. Yarışma şartnamesi bu anlamda güncellenmeli.

Bu yıl yapılan 2. Sufi Sinema Günleri’nde  bu üç özellik şüphesiz söz konusuydu. Fakat bu yapının daha net ve daha kararlı bir formata dönüşmesi gerekiyor. Ve kesinlikle kısa ve uzun metraj film yarışması gibi hem ekibi yoracak hem de rahmetli Ahmet Uluçay’ın “Festivalcilik meslek oldu, bu işlerle geçinenler var.”  diyerek işaret ettiği, konuyu amacından saptırabilecek bir ‘imkân’a dönüşmemeli.

Verilen onur ödülü de Mevlana Onur Ödülü adıyla maneviyat alanında kalarak güçlü filmler ortaya koymuş, filmleri ile iyilik ve hoşgörünün görünür olması için çaba vermiş yönetmenlere takdim edilmeli. Bu yönetmenler hayatta değilse ailelerine ulaşılıp onlar davet edilerek onlara takdim edilmeli. 

Ben bir sinema ilgilisi olarak Sufi Sinema Günleri’nden son derece memnun ayrıldığımı ifade etmeliyim. Gerçekten doğru yolda samimi bir çabanın coşkusunu duydum. Umarım bu samimiyet ve coşku yapısını netleştirip güçlenerek ve daha profesyonelce devam eder. Bu olduğu takdirde çokça sorduğumuz “Nasıl bir sinema?” sorusunun cevabı da kendiliğinden karşımızda olacak belki.