Hristiyan diyarına yapılan Haçlı seferleri

Evet yanlış duymadınız. Haçlı seferleri sadece Kudüs’ü ele geçirmek için yapılmadı. O elbette en büyük hedefti. Fakat tek hedef değildi. Bu seferler, Ortaçağ’da papalığın kurumsal olarak hakimiyet kurma sürecini ifade ediyor. İnançsızları, paganları veya Ortodoksluk gibi “yanlış yolda giden” mezhepleri doğru yola yani Katolikliğe dahil etmek için yapılan seferlere Haçlı seferleri deniyor. Papalık öncelikle Avrupa kıtasında hakimiyet kurmaya ve bunu geliştirmeye çalışıyor. Avrupalı senyörleri, şövalyeleri, sıradan halkı, günahlarının bağışlanması için sefere çıkmaya teşvik ediyor.

O sırada Avrupa doğusundan ve batısından İslâm alemi ile kuşatılmış durumda. Bu, siyasi olmaktan çok önce bir medeniyet kuşatmasıdır. İslâm alemi, yaşanan krizlere rağmen medeniyet ekseninde yer alıyor. Bilim, kültür, zenginlik, ne ararsanız orada. “Münbit hilal” sürekli yeni filizler veriyor. Papalık yüksek bir medeniyetin siyasi, kültürel ve dini etkilerine karşı kendini savunmaya, otoritesini kurmaya çalışıyor. Bunun için elinde dini ve siyasi otorite ile engizisyon gücü var.

Batı yakasında Endülüs bir yıldız gibi parlıyor. İspanya’dan Avrupa’ya doğru ışık huzmeleri ulaşıyor. Müslümanlar İber Yarımadası’na geldiğinde halk tek tanrıya inanan (üniteryen) Hristiyanlardı. Feodal beylerin ağır vergileri altında medeniyetten uzak bir hayat sürüyordu. İslâm bir kurtarıcı olarak geldi. Az sayıdaki Müslüman öncülerin kısa zamanda ülkeye hakim olmasının sırrı budur. Öyle ki fatihlerin sayısı az olduğundan, fethedilen bazı şehirlere yerli halktan Hristiyan vali atanıyor. Endülüs’te özgün bir medeniyet inşa edilirken, Avrupa’yı etkilemek de gecikmiyor.

Akif Emre’nin hazırladığı İspanya belgeselini izlemediyseniz hiç vakit kaybetmeyin. Orada diyor ki, “II. El Hakim’in Kütüphanesi’nde 500 bin kitap varken, Avrupa’nın hiçbir kütüphanesinde 200’ün üzerinde kitap yoktu. Avrupa’da kağıdı ilk üreten Endülüslüler’di. Toledo düştüğünde (1084) Kastilya kralı buradaki kütüphaneler için bir tercüme kurumu oluşturdu. Kitapları Arapça’dan Latince’ye tercüme ettirmeye başladı. Bu tercümelerle Avrupa’da bilimde bir kıpırdanma oluyor, ilk üniversitenin temelleri Bologna’da atılıyor (1087). Endülüs, bilim, sanat, edebiyat, el sanatları, tarım, ekonomi, hayatın tüm alanlarında yüksek bir medeniyet. Fatihlerini de etkiliyor. Işığı Batı’dan Avrupa’ya doğru yayılıyor.”

Haçlı seferleri ilhamını İspanya’daki yeniden fetih (Reconquesta) hareketinden almıştır. Papalık için bu çok önemliydi çünkü görüldüğü gibi etkisi Avrupa içlerine, İtalya’ya kadar uzanıyor. Venedik mimarisine bakın, Bizans - Endülüs karışımıdır. 1187’de Kudüs’ü Müslümanlar tekrar ele geçirince Papalığın otoritesi sarsılıyor. Avrupa’da güveni, otoriteyi yeniden tesis etmek için çareyi Hristiyan şehirlerine sefer düzenlemekte buluyor. 1204’te Haçlı ordusu Ortodoks Konstantinopol’ü işgal etti, yağmaladı ve bir Latin Devleti kurdu. Arkasından Fransa’nın güneyindeki Albililere, Bosna’ya Bogomiller üzerine, İskandinavya, Prusya, hatta Rusya’ya Haçlı seferi düzenlendi.

Fransa’nın güneyine yapılan sefer, İstanbul’un işgalinden 5 yıl sonradır. Fransa ile İspanya arasında, Pirene Dağları’nın üst tarafında Albigeois ve Languedoc’u içine alan bir bölge vardır. 12-13. yüzyıllarda, aşağıda Endülüs’ün ışığı parlarken belli ki bu bölgeyi de etkiliyor. Bölge Ortaçağ’ın kasıp kavurduğu yukarı Fransa’ya hiç benzemiyor. Endülüs’le yakın teması ve alışverişi var. Kültürel, bilimsel ve ekonomik bir zenginlik içinde.  Okullarında Yunanca, İbranice, Arapça, ders olarak okutuluyor. Yukarı Fransa’daki Feodal beylerin keyfi yönetiminden, fanatik monarşiden uzak, özgür bir yaşam var. Kuzeydeki soylular, senyörler isimlerini bile yazamazken buradaki insanlar bilim ve edebiyatla uğraşıyor. Medeni şehir ortamlarında yaşıyor. Sokaklarında, binalarında İspanya ve Endülüs etkisi söz konusu.

Bölge insanlarının diğer özelliği, kendilerine özgü inançları. Hristiyandırlar, Hz. İsa’ya inanıyorlar. Fakat onlara göre Hz. İsa Tanrı değil kendileri gibi bir insandır. Çarmıha gerilerek öldürülmemiştir. Papalığın ruhani otoritesine, kilisedeki yozlaşmaya, vaftiz uygulamasına, ruhbanların varlıklı olmasına, Papalığa vergi ödemeye karşı çıkıyorlar. Onlara göre Katoliklik yanlış inançlarla doludur. Sloganları; “İnsanlara itaat etmektense Tanrı’ya itaat etmek daha iyidir”. Dünyada şeytanın hakimiyeti, iyi ile kötünün mücadelesi vardır. Kötülüklerin kaynağı nefsani arzular ve mal hırsıdır. Kurtuluşa ermek, maddi dünyanın etkilerinden sıyrılıp nefsin terbiye edilmesiyle mümkündür. Mistik anlayışlarında aynı dönemde yaşayan İbn-i Arabi’nın (1165-1240) etkili olduğu söyleniyor.

Bu inanca Katharizm ya da Katarcılık adı veriliyor. Kaynakları Bosna’daki Bogomillere kadar uzanıyor. Esasen bugünkü Katalanların ataları. “Kathar,” Yunanca bir kelime ve ‘pure’, saf, temiz anlamına geliyor. Hurafelerden arındırılmış saf, özgün Hristiyanlık demek oluyor. Batılı kaynakların birçoğu bu inancı bir “tarikat” olarak niteliyor. Dualizm, Reenkarnasyon gibi özelliklerine bakarak Hristiyanlık’ın dışında sapkın bir yol olarak gösteriyor. Bu şekilde papalığın Ortaçağ’daki görüşünü tercih etmiş oluyor. Roma Katolik Kilisesi bu inancı 1176’da Heretik yani kafir olarak ilan ediyor.   

1209’da Papa III. Innocent, Güney Fransa’nın zengin bölgesindeki bu insanlara karşı kutsal bayrağı açıyor, Haçlı seferi başlatıyor. Önce halkı “doğru yola” davet etmek için bir heyet gönderiliyor. Fakat kabul görmüyor. Bunun üzerine Fransa kralı öncülüğünde, şövalye ve piyadelerden oluşan Haçlı ordusu Pireneler’in eteklerindeki bölgeye saldırıyor. Burada Avrupa’nın kendi içindeki ilk büyük soykırım yaşanıyor. Yalnız Baziers şehrinde 20 bin kadın, erkek, çocuk kiliselere doldurularak katlediliyor.

Haçlı ordusunda bulunan Papalık temsilcisi şöyle talimat veriyor; “Kadın erkek ve çocuk ayrımı yapmadan herkesi öldürün. Hangisinin günahkar olduğuna artık Tanrı kendisi karar versin.”  

Seferler yıllarca sürüyor. Baziers’ten sonra tüm Languedoc ve Albigeois bölgesi işgal ediliyor. Toulouse başta olmak üzere Carcassone, Rodez gibi tüm Albi şehirleri düşüyor. Papanın emriyle, sapkınlardan kurtulmak ve sonunda ganimet elde etmek için yola çıkan orduyu asıl çeken güneyin zenginlikleriydi. Onlara göre Kathar Bölgesi “günahkarla” doluydu. O zaman her şey “mübah” oldu. Şehirler, kiliseler yağmalandı, tahrip edildi, on binlerce insan kılıçtan geçirildi. Hayatta kalanlar engizisyon mahkemesi tarafından yargılanıp yakıldı. Kaynaklara göre Katharlar’ın son kalesi Montsegur düştüğünde (1244) katledilenlerin sayısı 500 bini buluyor.

Böylece Albi ve Languedoc Bölgesi kuzeydeki Katolik Fransa’nın egemenliği altına girdi. Tıpkı işgal edilen Endülüs şehirlerinde olduğu gibi sert bir asimilasyon süreci yaşandı. Yine de bölge halkının Fransa kralına ve Katolikliğe karşı direnişi yüzyıllarca devam etti. Fransa içinde bir çeşit özerkliği korudu. Protestanlık mezhebinin ortaya çıkmasında Kathar inancı etkili oldu. Fransa’da Protestanlığın merkezi burasıydı. Devletin zorla Katolikliği yayma politikası 18. yüzyılda bile Protestan köylü isyanlarına yol açtı. Bölge özerk statüsünü ancak Fransız İhtilali’nden sonra kaybetti. Tabi bu gibi bilgileri bölgenin turistik rehberlerinde bulamazsınız.   

            

YORUM EKLE
YORUMLAR
HAYRİ BOSTAN
HAYRİ BOSTAN - 2 ay Önce

Yazınızı zevkle okudum. Elinize, yüreğinize, kaleminize sağlık Sayın Kahraman.

Sümeyye Şahin
Sümeyye Şahin - 2 ay Önce

Çok isabetli ve gerekli bir yazı olmuş hocam. Skolastik düşünce denilen de zaten papalığın baskıcı ve zorba tutumu sığ düşüncesinin geldiği son nokta idi Ki zaten 18. Yüzyıldan itibaren etkinliğini yitirmiştir.

banner26