Hindistan Neyimiz Olur?

Ayrı ayrı milletten altı muharrire fil hakkında bir eser yazması teklif edilmiş. İngiliz hemen bir vapura binerek Hindistan'a gitmiş. Cangıl'da avlanmış ve kitabını yazmış: «İlk Fili Nasıl Vurdum?»

Fransız bir müddet hayvanat bahçesine gidip gelmiş ve şu kitabı getirmiş: «Fil ve Aşkları»

Alman bir kaç yıl sonra beş cilt bir eserle gelmiş: «Fil Monografisine Giriş!»

Rus, votka şişesini yakalayıp tavan arasına çekilmiş ve şu eseri getirmiş: «Fil, Var Mıdır?»

Millî kütüphanede uzun müddet çalışan Polonyalı muharrir de kendi kitabını yazmış: «Fil ve Lehistan Meselesi!»

Aynı mevzu kendisine verilen bir Hintli muharrir, millî Hint renkleri ile boyalı bir kap içinde şu eseri sunmuş: «Fil: İngiliz Emperyalizminin Bir Kurbanı Daha!»

Falih Rıfkı, “Hind” adını verdiği eserde fıkrayı böyle anlatıyor.

Türk ne yazardı?

Sizin de dikkatinizi çekmiştir. Yapılan iş ve söylenen sözler o milletin karakteristik özelliğini gösteriyor ve fakat Türk yazar yok kahramanlarımız arasında. Düşündüm taşındım, ben de bir Türk karakter ekledim bu fıkraya.

Türk yazar önce “Fil hakkında eser mi olurmuş yahu, fil fildir işte.” diye cevap verir, konuyu önemsemez. Sonra bakar, herkes bir şeyler yazmış. Türk de hemen eldeki verileri özetler ve “İngiliz Emperyalizminin Bir Kurbanı Olan Filin Varlık Sorunu, Aşkları ve Ülkeler Arasındaki Siyasi Yeri” başlıklı bir bildiri hazırlar.

Hindistan bir zamanlar daha çok gündemimizdeydi 

Durduk yere bu fil meselesi de nerden çıktı demeyin. Mesele zaten durduk yerden çıkar. Okuma notlarım arasında Hindistan önemli bir yer tutuyor. Dağarcığıma ortaokul Türkçe kitabındaki Tac-Mahal yazısı ile giren Hindistan üzerine daha sonra elime ne geçti ise okudum.

Hind, dediğim gibi, kültür dünyamızda Tac Mahal ile ayrı bir yer tutar. Çünkü Tac Mahal’i yapan mimar, hattat, tezyinatçı, sedefleri yapan ustalar İstanbul’dan gitmiştir. Babür, bir Türk şairidir. Edebiyatımızda en usta örneklerini Şeyh Galib’in verdiği sebk-i hindi diye yeni bir söyleyiş tarzı vardır. Hind kıtasında kullanılan Sanskritçe, dünyanın en eski dili kabul edilir. Dini eserlerimiz Hz. Âdem’in de Hind’e indiğini bildirir.

Şimdi geriye doğru bakıyorum da Pakistan ve Bengladeş Hindistan’ın içinde iken, Hindistan daha çok girmiş gündemimize.

İkbalGandi, son hilafet merkezinin istiklali için Milli Mücadele’ye Hintlilerin verdikleri destek hâlâ unutulmaz. Mevlana Hz.leri ile başlayan Hind kültürü, dilimize hindiba, hint fakiri, vardım hind eline kumaş getirdim (türkü), bulunmaz hind kumaşı mısın, hind yağı, hindistan cevizi gibi folklorik unsurlarla da girmiştir.

Bugün bir süper güç

İngilizlerin genel vali ile yönettikleri Hindistan, bağımsız ise de kültür emperyalizmine en çok maruz kalan ülkelerdendir.

Ucuz iş gücü olarak değerlendirilebilir. “Biz ufak tefek işlerimizi başkasına havale ediyoruz, çünkü büyük işlerin adamıyız” şeklinde de yorumlanabilecek bir işten söz edeceğim. Amerikan şirketleri ve bankalar, posta hizmetlerini Hindistan üzerinden gerçekleştiriyor. Geliştirilen bir yazılımda adınız, adresiniz, iletişim bilgileriniz var ve sabahleyin bir telefonla uyanıyorsunuz. Telefondaki ses size o gün ödenmesi gereken fatura tutarını söylüyor ve “bugün en son ödeme gününüz, ceza yemeyiniz” diye uyarıyor.

Bu telefon nereden geliyor biliyor musunuz? Hindistan’dan.

Hindistan bugün Hermann Hesse’in Buddha’sı ile sadece mistisizm yaymıyor; bunun yanı başında nükleer silahı ve süper devlet konumu ile dünyada söz sahibi. Hindistan’ın 130 nükleer bombası olduğu biliniyor.

Hind’i yeniden keşfetmemiz gerek ve ama nasıl?

Cumhuriyet döneminin başlarında da Hindistan bizim yakın takibimizdedir. Çünkü Ağa Han, Türkiye’nin bağımsızlığına destek vermiştir. En önemli yazarlarımızdan Halide Edip, “Hindistan’a Dair”de (1935) gezi notlarını toplamış, Falih Rıfkı da Hind kitabını yazmıştır. Abdülhak Hamid’in Meşrutiyet döneminde sefaretteki görevi esnasında izlenimleri şiirlerinde önemli bir yer tutar. “Hindistan’daki Odam” şiiri bunun güzel bir örneğidir.

Hindistan son dönemde bizim gündemimize Gandi, Nehru, Muhammed İkbal, Mevdudi, Nedvi’ler, Fazlurrahman, İslam’da ihya hareketleri, Kadıyanilik, Babilik, tebliğ cemaati, Muhammed Esed’in mealine kaynaklık eden Mevlana Muhammed Ali’nin meali, Mevlana Ebulkelam Azad ve Ölümsüz Müdafaa gibi isimlerle hem Pakistan hem Bengladeş dolayımında girmiştir. Bir de Sihlerle çatışan Hind Müslümanları var.

Seksenli yıllarda Anadolu liselerinde Türk öğrencilere İngilizce öğretmek için gelen öğretmenler vardı ve bu öğretmenler Pakistan ve Hindistan’dan geliyordu. Kendisi öğrenmekle yetinmemiş; o kültürün taşıyıcısı da olmuştu Hindistan. Çünkü Hindistan’da İngilizce konuşan ‘bilimsel’ insan gücü, Amerika’dan sonra dünyada ikinci sırada imiş.

Aklımda bir soru: Hind’i keşfetmemiz gerek ve ama nasıl?

Acaba Hindistan’a yeni Falih Rıfkılar, Halide Edipler, Abdülhak Hamidler göndersek nasıl olur?