Hikâyenin büyükleri, büyüklerin hikâyeleri

Yeryüzünde iyilik de kötülük de emsaller üzerinden yayılıyor. İlim de cehalet de öyle. İlim yuvası olsun diye açılan okullar gençleri oyalamaktan başka bir işe yaramıyor. Ömrünün en verimli olması gereken 17 yılını okullarda geçirmek zorunda bırakılan gençlerin bu uzun surenin sonunda elde ettikleri sonuç nedir? Eğer nasipleri varsa rızıklarını temin edecekleri bir meslek sahibi olmak. Maalesef okullar mesleğin gerektirdiği bilgileri vermekten bile aciz. Gençler sıfırdan işe başlayıp öğreneceklerini iş ortamında öğrenmeye çalışıyorlar.

Ortalama 24 yaşında üniversiteden mezun gençlerin ilmî olgunlaşma evresini büyük ölçüde tamamlayıp kendi alanı ile ilgili özel konular üzerine yoğunlaşmaları gerekmez mi? Zorunlu eğitim adı altında adeta bir cendereye sokulan gençlerin içinden ancak kendi gayretleriyle kabuğunu kırıp sıradışı olabilenler önemli başarılar elde edebiliyorlar. Gençlerin sözde başarısını ölçmek için yapılan merkezi sınavlar toplumu ve gençleri kandırmaktan başka bir işe yaramıyor.

Kendi okulumdan biliyorum. Yüksek puanlar alarak gelmiş bazı öğrencilerin gerek sözlü gerek yazılı olarak üç beş düzgün cümle ile meramını anlatmakta zorlandıklarına şahit oluyorum. Klasik ve açık uçlu sorulardan nefret ediyorlar. Hayatî meseleleri bile seçenekler üzerinden anlamaya ve iki şıkka indirmeye çalışıyorlar. Soru çözen ama sorun çözemeyen bireyler yetiştiriyoruz.

Gençler Youtuber olmak için can atıp fenomen olmaya çalışırken tıbbi fenomen durumuna düşüyorlar. Zamanları TikTok geçip giderken görünür olmak için olmadık şaklabanlıklar yapıyorlar. Bir video çekip milyonlarca kişi tarafından izlenmek, tıklanmak, layklanmak, kısa yoldan meşhur ve zengin olmak hayali kuruyorlar. Sadece gençlerimiz değil hiç büyümeyen yetişkinlerimiz de öyle maalesef.

İnsanların başarıya olan açlığını, kısa yoldan zengin ve şöhret olma arzularını istismar eden ve kazanca/ranta çeviren gözaçıklar çoğalıyor. Batıdan kopyalama kişisel gelişim kitapları ile topluma başarı hayali satıyorlar.

Benim için önemli soru şu: Başarı ya da gelişim odaklı kitap yazan yazar neyi başarmış? Örnek alınabilecek bir başarısı var mı? Veya bu kitaba emeğini, parasını, zamanını veren bir okuyucu o kitabı okuduktan sonra neyi başarıyor?

Çağımızda metaa çevrilip istismar edilen kavramlar var: Başarı, barış, mutluluk, gelişim, şöhret… Başarı ve gelişim adı altında yapılan seminerler tam bir şova dönüştü. Şov artıyor ama başarı artmıyor.

Buraya kadar vaktini aldığım okur soruyor: Eleştirmek kolay, sen de eleştiri şovu yapıyorsun. Önerin ne?

Önerim bu yazının ilk cümlesinde: Yeryüzünde başarıya, huzura, mutluluğa, iyiliğe katkı sunmuş örnek şahsiyetler üzerinden, temsil kabiliyeti yüksek emsal insanlar yetiştirmek, iyilerle iyiye talip olanları buluşturmak.

Gençlerimizi Tarihçilerin Kutbu Halil İnalcık, Dağı Delen Irmak Kemal Karpat, Arı Kovanına Çomak Sok(mak)an Ahmet Yaşar Ocak, Bilimin Tarihini yazan Fuat Sezgin eserleri ile buluşturmalıyız.

İlber Ortaylı ile Bir Ömür Nasıl Yaşanırı, Sabahattin Zaim ile Hayatım ve Türkiye'yi, Ayşe Şasa ile Bir Ruh Macerasını yaşamalıyız.

Necip Fazıl'dan Çile, Nuri Pakdil’den Klas Duruş, Cemil Meriç'ten Bir Mabet İşçisi ve Bir Mabet Savaşçısı olmayı öğrenmeliyiz.

Mahir İz ile Yılların İzini sürmeli, Celal Ökten gibi Meçhul Kahraman olmalıyız. Nurettin Topçu'nun önerdiği Ahlak Nizamını kurmak için de bir Maarif Davamız olmalı.

Hayatı güzel yaşayan insanların ortak hasletleri oluyor: Fedakârlık, istikrar, büyük hayaller, usul bilmek, had bilmek, kadir kıymet bilmek… Niyetleri halis olup usul-erkan bilince, Allah o insanların ömürlerini ve vakitlerini bereketlendiriyor. Yaptıkları ve yazdıkları yıllar geçse bile toplumun yolunu aydınlatmaya devam ediyor. Boş yaşayan birçok insanın ömrü boyunca yapamadıklarını sığdırıyorlar ömürlerine.

Memleketimizde gençler bir an önce kapağı üniversitelere atmak için harıl harıl test çözüyorlar. Fakat sınavdan sonra ne yapacaklarına dair bir planları yok. Metodoloji bilmiyorlar, kimleri model alacaklarını bilmiyorlar, o alanın duayenlerini tanımıyorlar.

Gençlerimiz bu yıl Türkiye Kültür Sanat Ödülünü sosyal bilimler alanında yaptığı çalışmalar ile almaya hak kazanan kültür tarihçisi Ahmet Yaşar Ocak’ın hayat hikâyesine (Arı Kovanına Çomak Sokmak) bir baksınlar. Küçük bir taşra şehrinde (Yozgat) doğup büyüyen bir gencin kendi arayışları ile neler başardığını görecekler.

İmam Hatip Lisesi’nden mezun olduktan sonra ilahiyat okumak için İstanbul'a gidiyor, bir taraftan İstanbul Üniversitesi Tarih Bölümü’nü bitiriyor. Kültür tarihçisi olabilmek için dil öğrenmek gerektiğini biliyor; Arapça, Farsça, Osmanlıca, Fransızca dersleri alıyor. İstanbul'un bütün kütüphanelerini, müzelerini, tarihi mekânlarını geziyor. Tarih alanındaki önemli yerli ve yabancı isimleri tanımaya çalışıyor, onların eserlerini okuyor.

Resim yapıyor, Hamit Aytaç’tan hat dersleri alıyor, sinema ve musiki ilgili gelişmeleri takip ediyor, vücut geliştirme sporları yapıyor. Daha öğrenciyken bazı tarihi vesikaları tercüme ediyor, yüksek lisans seviyesinde bitirme tezi hazırlıyor. O dönemin şartlarında yazılması okunması ve konuşulması riskli konuları kendine çalışma alanı olarak seçiyor.

Selçuklu ve Osmanlı dönemindeki heterodoks grupların tarihlerini, inançlarını, yaşamlarını araştırıyor. Tarihin kütüphanede oturarak ve sadece arşiv belgeleri üzerinden yazılamayacağı bilinci ile alan incelemeleri için uzun gezilere çıkıyor.

Daha okul yıllarında kimlerle ve hangi hocalarla çalışacağının hayallerini koruyor. Yılmadan sabırla çalışıyor ve hedeflerine ulaşıyor, fakat başardım bitti, demiyor. Kendine yeni çalışma alanları belirliyor. Selçuklu Anadolusu'nun entellektüel profilini ve Osmanlı İmparatorluğu dönemindeki İslami hayatı araştırmak istiyor.

Strasbourg Üniversitesi’nden hocası ünlü Fransız tarihçi Profesör İrene Melikoff emekli olduğunda kendi kürsüsüne Ahmet Yaşar Ocak’ı öneriyor. Üniversite yönetimi dekanlık teklif ediyor fakat o Fransa yerine Ankara Hacettepe Üniversitesi’nde kalmayı tercih ediyor.

Eğer gençlerimizin büyük insanlar olmasını istiyorsak onlara büyük insanların hayat hikâyelerini okutmalıyız. Kanaatimce bundan daha etkili bir yöntem ve motivasyon kaynağı yok. Rabbimiz Allah da gönderdiği dini usvetun hasene/en güzel örnek olan bir peygamber üzerinden öğretmeyi diliyor. O Peygamber (sav) her bir sahabeyi kendi yeteneklerini dikkate alarak eğitiyor. Onlar gökteki yıldızlar gibidir. Doğru yolu bulmak için her birinden alacağımız güzellikler var.

YORUM EKLE
YORUMLAR
Ömer Osman Gür
Ömer Osman Gür - 2 yıl Önce

Her şeyi çok güzel anlatmışsın İsmail Maalesef toplum olarak okuma hevesi olmayan bir milletiz Okuma olmayınca da öğrenme olmuyor Biz hep şahsi çıkarımız ve menfaatlerimiz için zaman harcıyoruz Ben bazen kendimide sorguluyorum Niçin ahlaklı ve dürüst insanlar yetişdirmedik diye Ancak sadece okulla olmuyor Eğitim ailede başlıyor okullada bütünleşiyor Aile terbiyesini almayan bir çocuğa fazla bir şey veremiyorsun işte Şimdi aile kavramıda kalmamış O eski güzel örf adet ve geleneklerimiz kalmadı İnşAllah bizlerden sonra gelenler iyi olur temennisiyle Selam ve sevgilerimi sunar gözlerinden öpüyorum