Tüm zamana ve zemine hitap eden bir din

"Kolaylığı seçmeyi Rabbi’ne karşı bir edepsizlik olarak görüp takva niyeti ile bu ruhsatlardan yüz çevirmek ne kadar doğrudur? Kişi, oldukça hasta olmasına rağmen Ramazan’da oruç tutsa fazladan sevaba mı nail olur?" Fatma Betül Hassanein yazdı.

Tüm zamana ve zemine hitap eden bir din

Hiçbir şey aynı şekilde devam etmez dünyada.  Şartlar değişir, zaman değişir, insanlar değişir. “Değişmeyen tek şey değişimin kendisidir.” sözü oldukça yerindedir bu açıdan. Bir gündüz, diğer bir gündüz ile bir akşam, diğer bir akşam ile aynı değildir. Ruh hâliniz bile bazen aynı saat içinde şekilden şekle bürünür. İnsanoğlunun çevresini, hayat şartlarını ve hatta kendini bile kontrol edecek gücü yoktur. Bu sebeple Efendimizin (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) “Kalbimi dinin üzere sabit kıl.”[1] şeklindeki duası ayrı bir önem kazanır zihinlerimizde.

Peki, kendine bile sözü geçmeyen insanoğlu, değişen dünyaya ayak uydurabilmek için ne yapmalı? Bir kenara çekilip ümitsizlik girdabında mı boğulmalı? Tabii ki hayır. Biraz evvel çok önemli bir ipucu verdik aslında: Dua… “Sabır ve dua müminin silahıdır.” hadisi bize aslında bu değişen şartlarda ayağımızı nasıl sabit kılacağımızı göstermektedir. Belki de bu yüzden, dua etmezsek bir kıymetimizin olmayacağı vurgulanıyor Kur’an-ı Kerim’de.

Dua, aynı zamanda halis niyetin ve Sırat-ı Müstakim’de yürüme arzusunun dışavurumudur. Sırat-ı Müstakim hiç şüphesiz İslâm dini üzere yürümektir. İslâm dini ise her asra ve her insana hitap eden evrensel bir dindir. Bir insan kısacık bir zaman diliminde dahi hâlden hâle bürünürken Peygamberimiz (Sallahu Aleyhi ve Sellem) ile bizlere ulaşan vahiy aynı kalarak kıyamete kadar gelecek tüm insanların hayatını şekillendirmeye devam edecektir. Her asra ve her insana hitap eden bir dine inanan mümin kimse için değişen şartlara rağmen Sırat-ı Müstakim’de kalabilmek ancak Allah’ın yardımı ile olur.

Peki, gelişen teknolojilere, farklılaşan hayat şartlarına rağmen bu nasıl mümkün olmaktadır? Bu sorunun birden fazla yanıtı vardır. “Tarih tekerrürden ibarettir.” sözünü hepimiz biliriz. Bu söz gerçekten çok açık bir hakikattir. Örneğin, 12. yüzyılda yaşamış olan İbnu’l Cevzî kendi asrı için şöyle söylemektedir: “Bazıları sultanların dedikodusunu yaparak, ucuzluktan-pahalılıktan dem vurarak zaman öldürmektedir.”  Şu anda 21. yüzyılda olmamıza rağmen İbnu’l Cevzî’nin bu sözü geçerliliğini hâlâ korumaktadır. Birçok etkenin değişmesi ile daha fazla refaha kavuşmuş olsa da insan aynı insandır. Zaman değişse de insanın karakter yapısı ve zaafları değişmemektedir.[2] İnsanı tanımak, tüm zamanları bilmenin en güzel yoludur.

Bu bağlamda Kur’an-ı Kerim’deki ayetlerin 3000’den fazlasının tarihî kıssalardan bahsetmesinin hikmetlerinden biri, insanoğlunun bunlardan ders çıkarıp gelecekte aynı hataları yapmamasıdır. Böylece insan hangi asırda yaşamış olursa olsun karşılaşabileceği imtihanların benzerlerini ve hatta daha ağırlarını Kur’an-ı Kerim’den okumuş ve ibret nazarı ile baktığında bu durumlarda nasıl davranması gerektiğini öğrenmiş olacaktır.[3]

Ruhsat

Sadece ibret boyutunun değil aynı zamanda kanun koyucu olarak da tüm zamanlara ve tüm asırlara hitap eden dinimizde, insanın farklılaşan hayat şartlarına nasıl ayak uydurabileceğinin bir diğer yanıtı olarak “Ruhsat” kavramı karşımıza çıkmaktadır. Ruhsat kavramının tanımına bakıldığında kilit rolü daha iyi anlaşılmaktadır. Sözlükte “Kolaylık” anlamına gelen ruhsat kelimesi, fıkıh usulü terimi olarak, şer’an geçerli mazeretlere binaen normal durumlara ait aslî hükmün (Azîmet) gereğine uymamayı meşru hâle getiren kolaylaştırma esasına dayalı geçici hükmü ifade eder. Örneğin, domuz eti yemek haramdır. Fakat Bakara Suresi 173. ayette şöyle bir ruhsat bulunmaktadır: O, size yalnız şunları haram kıldı: Ölü hayvan, kan, domuz eti, bir de Allah’tan başkası adına kesilen hayvanlar. Sonra kim bunlardan yemeye mecbur kalırsa başkasının hakkına tecavüz etmemek ve zaruret ölçüsünü geçmemek şartıyla ona da bir günah yükletilmez. Çünkü Allah çok bağışlayıcıdır, çok merhametlidir.”

Dinin haram kıldığı bir şey şartlar gerektirdiğinde ve gerçek bir zaruret hasıl olduğunda helal kılınmaktadır. Hatta âlimler arasında böyle bir koşulda olan kimsenin domuz etini yemeyip ölmesi durumunda intihar etmiş olup olamayacağı bile tartışılmıştır. Rabbimiz insanların yaşamını devam ettirirken uymalarını istediği kanunlarda dahi zamanın ve ortamın şartlarının dikkate alınması gerektiğini vurgulayarak “İnsan” ve “Zaman” arasındaki uyumu her zaman öncelemiştir.

Meşakkat kolaylığı celbeder

Kişinin hasta veya yolcu olduğunda orucunu daha sonraki bir vakte erteleyebilmesi vb. hâllerde özellikle ibadetler için verilen ruhsatlardan dolayı fakihlerimiz bu konuya dair genel bir kaide koymuştur: “Meşakkat kolaylığı celbeder. (Zorluk kolaylığı gerektirir.)” Mecellenin 17. maddesi olan bu kaideye Mahmut Şevket Ustaosmanoğlu tarafından hazırlanan “Mecelle’nin Özü” adlı kitapta şöyle açıklama getirilmiştir: “Zor ve takat getirilemeyecek işlerde kolaylık yolu aranır. Yani zorluk kolaylığa sebep olur. Darlık zamanında genişlik gösterilir.” Kolaylık dini olan İslâm bu şekilde farklı asırlara ve farklı kültürlere hiçbir problem yaşamadan hitap edebilmekte ve zamanın değişmesiyle ortaya çıkan yeni sorunlara cevap verebilecek çözümleri sunmaktadır.

Ruhsata tenezzülsüzlük

Kolaylığı seçmeyi Rabbi’ne karşı bir edepsizlik olarak görüp takva niyeti ile bu ruhsatlardan yüz çevirmek ne kadar doğrudur? Kişi, oldukça hasta olmasına rağmen Ramazan’da oruç tutsa fazladan sevaba mı nail olur?

Bunlar gibi birçok sorunun akıllara gelmesi muhtemeldir. Tüm bunların cevabı niteliğinde olacak tek bir sorunun açıklamasına yer vermek zihinlerdeki tedirginliğin azalmasına yardımcı olacaktır: “Ruhsat nedir ve ruhsata tenezzülsüzlük doğru mudur?”

Ruhsat, şeriatımızda Allah’ın emirlerini ve yasaklarını bir miktar genişletmesi yani şartlara göre hafifletmesi demektir. Mesela abdest alamayana, teyemmüm alabilirsin diyerek ruhsat verilir. Önce abdest emrediliyor sonra abdest alamayan için emir geçici olarak genişletiliyor veya kaldırılıyor. Bir başka örnek olarak, Rabbimiz alkol pistir diyor ve uzak durulmasını emrediyor. Fakat ilaçta kullanmak zorunda kalırsak ona ruhsat veriliyor. Bu durumda ruhsat özetle, yasağın veya emrin bir süreliğine kaldırılması demektir.

Allah bir konuda ruhsat verdiyse bu ruhsatı kulunun kullanması O’nu hoşnut eden durumlardandır. Aksi hâlde sanki Rabbinin verdiği kolaylığa ihtiyacı olmadığını ifade etme durumu meydana gelmektedir. Tenezzülsüz kul, Allah’ın razı olduğu kul değildir. Onu yaratan Rabbi izin veriyor ama kul tenezzül edip o izni almıyor görüntüsünü vermemek gerekir. Allah, emirlerine ve yasaklarına uyulduğunu görmekten razı olduğu gibi verdiği ruhsatların kullanılmasından da razı olur. Çünkü hükmü emreden de ruhsat vererek emri kaldıran da O’dur. Emir olduğunda emri uygulamak, emir kaldırıldığında da kaldırılanı uygulamak Müslümanlığın gereklerindendir.

Fatma Betül Hassanein

Hüma Dergisi, Sayı:8, Nisan/Mayıs

Dipnot:

[1] Tirmizî, “Deavât”, 89

[2] Prof. Dr. İbrahim Canan, “İslâm’da Zaman Tanzimi”, s. 153

[3] Kur’an’daki kıssaların hikmeti hakkında detaylı bilgi için Muhammed Emin Yıldırım’ın “Siret-i Enbiya” derslerinin 3. videosu izlenebilir

Yayın Tarihi: 27 Mayıs 2021 Perşembe 18:00
banner25
YORUM EKLE

banner26