banner17

Tasavvufî ıstılahlara müstahkem bir mevki

Abdülhamid Ahdar, mana ve mefhum kıskacında tasavvufî ıstılah sözlüklerini ve Mustafa Rasim Efendi'nin Tasavvuf Sözlüğü isimli muhteşem eserini yazdı.

Tasavvufî ıstılahlara müstahkem bir mevki

Kelam, mananın sureti ve aktarım vasıtasıdır. Mana ile, kelam sahibinin muhatabına aktarmak istediği anlamı kastediyoruz. Muhatabın kelamdan anladığına ise mefhum diyoruz. Kelam sahibinin aktarmayı kast ettiği mana ile muhatabın idrakinde canlanan mefhum mutabık olur ise, ilimden bahsederiz. Aksi takdirde elimizde sadece künhüne vakıf olunmayan malumat kalır. Bu tarz malumatı biriktirmek bir şey ifade etmez. Çünkü âlim ile malumatfuruş arasında dağlar kadar fark vardır.

Günümüz okuyucusu için tasavvufî metinleri anlamak şu aşamaları kat etmeyi gerektirir

İslam düşüncesinde bir kelimenin lugavî manası ile ıstılah manası arasındaki fark da ayrıca önemlidir. Lugavi mana, sözlükte o kelimenin karşılığı olan ilk anlamdır. Istılah manası ise bir kelimenin, bir ilmî disiplinde, o ilme has, hususi ve teknik manasıdır. Misal verecek olur isek hadis kelimesinin bir lugavi manası vardır. Bu mananın yanında aynı kelimenin Hadis ilminde ayrı bir ıstılah manası, Kelam ilminde ayrı bir ıstılah manası vardır. Okuduğumuz bir metinde öncelikle bu kelimenin lugat manasında mı, Kelam ilmine ait ıstılah manasında mı yoksa Hadis ilmine ait ıstılah manasında mı kullanıldığını tespit etmemiz gerekir.

İslam’da tasavvufî düşünce, bu iki anlam katmanının üstünde üçüncü bir katmanla örtülüdür. Bu katman, keşfe ve irfana dayalı bilginin işaret ve mecazlar ile anlatılmasından ibarettir. Mantık’ut Tayr yani “kuş dili” olarak tanımlanan tasavvufî terminolojiye vakıf olmadan İslam tasavvuf düşüncesine dair bir fikre ulaşmak mümkün değildir. Bu yüzden günümüz okuyucusu için tasavvufî metinleri anlamak şu aşamaları kat etmeyi gerektirir:

Okuyucu önce modern düşünce kalıplarından ve bu kalıpların ön yargılarını barındıran terminolojiden kurtularak geleneksel düşüncenin ve kadim hakikatlerin dünyasına yönelmelidir. Daha sonra okuduğu metindeki kelimelerin lugat ve ıstılah manalarını çözmeli, kelimelerin hangi manada kullanıldığını tespit etmeye çalışmalıdır. Bunu başarabilirse okuyucu üçüncü aşamada tasavvufî metinlerin işaret, mecaz ve metaforlarla dolu anlam dünyasına girmelidir. Okuyucu bunu da başarabilir ise, artık kelam sahibinin muhatabıdır ve geriye kelam sahibinin kastettiği mana ile okuyucunun idrakinde canlanan mefhumun mutabakatı meselesi kalmıştır.

Tasavvufta bu mutabakatın sağlanması,  kelam sahibi ile muhatabın, hoca ile talebenin ya da mürşid ile müridin ortak bir anlam dünyasına, hatta ruh iklimine sahip olmasına bağlıdır. Bu birliğin oluşmasına himmet, feyz ya da sudur denilir. Mürşidin himmeti, muhatabına temayülüdür. Bu temayül, müellifler için satırlarda zuhur eder ve kelam ile gerçekleşir. Muhatabın bu temayül sayesinde ortak anlam dünyasını inşa ederek mana ve mefhum mutabakatını sağlamasına feyz diyoruz.

Geleneğimizde bu feyzin kapısı, bir Müslüman âlimin eserini okumaya başlar iken, besmele, hamdele ve salvele üçlüsü ile ifade edilen Allah’ı zikir, Allah’a hamd ve Hz. Resulullah’a (SAV) salavat getirmenin ardından, okumaya başladığımız eserin müellifinin ve var ise şarihinin ruhları için bir Fatiha-i Şerife okumaktır. Böylece kelam sahibi ile okuyucunun yani talibin arasında bir akım oluşur. Eski devirde bu tür kitaplar, o kitabın müellifine kadar ulaşan icazetnamelere sahip âlimlerin nezaretinde okunur ve bu akım kendiliğinden oluşur idi. Bugün büyük ölçüde bu imkândan mahrum olduğumuzdan, bu akımın oluşması için gayret göstermek zorundayız.

Seyyid Mustafa Rasim Efendi’ye ait çalışma ile bu alan müstahkem bir mevki halini aldı

Yakın zamanda neşredilen ıstılah sözlükleri, tasavvufî metinlerin anlaşılması konusunda önümüzde duran dört katmanlı sorunun kısmî çözümünü sağlamıştır. Kabalcı Yayınları arasında neşredilen Suad El Hakim’in “İbn Arabi Sözlüğü”, İz Yayınları tarafından neşredilen Abdurrezzak Kaşani’ye ait “Tasavvuf Sözlüğü” ve Kalem Yayınları tarafından neşredilen bir heyet çalışması olan “Metinlerle Tasavvuf Terimleri Sözlüğü”, bu alanda önemli bir boşluğu doldurdu.

En nihayetinde İnsan Yayınları tarafından neşredilen Seyyid Mustafa Rasim Efendi’ye ait “Istılahat-ı İnsan-ı Kamil, Tasavvuf Sözlüğü” adlı çalışma ile bu alan müstahkem bir mevki halini aldı.

Hayatı hakkında bir malumata sahip olmadığımız Seyyid Mustafa Rasim Efendi, Nakşibendi tarikatına mensup olup, bu muazzam eseri, 1240/1824 yılında yayınlamıştır. Eser Seyyid Mustafa Rasim Efendi’nin şeyhi Muhammed Said Efendi’nin sohbetlerinde tuttuğu notların zaman içinde düzenlenip genişletilerek kitap haline getirilmesiyle meydana gelmiştir. 1286 sayfalık bu değerli çalışma tasavvuf ıstılahlarına vakıf olmak isteyen okuyucular için İhsan Kara’nın gayretli çalışması neticesinde neşredilmiş bulunuyor.

Günümüzde tasavvufî neşriyat süratle artıyor olmakla beraber, İslam düşüncesinin diğer dallarında olduğu gibi tasavvuf alanında da okuduğumuzu anlayabilmek için çok gayret göstermek mecburiyetindeyiz. Seyyid Mustafa Rasim Efendi’nin bu eseri gayretimize destek olacaktır. Allah ondan ve bu eseri gün yüzüne çıkaran İhsan Kara’dan razı olsun diyoruz.

Abdülhamid Ahdar yazdı

Güncelleme Tarihi: 04 Mart 2019, 21:08
banner12
YORUM EKLE

banner19

banner13

banner20