Tarafı(mı)z: Olmazsa Olmayız!

Allah Teâlâ’ya dair her hacetimizde ise “Anahtarımız” Besmele, “Parolamız” Hamdeleydi. Tarzımızı, tavrımızı, rehberimizi, örneğimizi, derûnumuzu belirleyen ve Hakk Teâlâ’nın bize mukabelesini celbeden “İzin” ise Salveledir.

Tarafı(mı)z: Olmazsa Olmayız!

Maksadı Allah Teâlâ olan, rızasını talep eder. Dünyevî bir ihtiyacımız olduğunda, muhatabına gideriz; kapı açılır, girer, aradığımız ne ise söyler, ister, arar, buluruz. Allah Teâlâ’ya dair her hacetimizde ise “Anahtarımız” Besmele, “Parolamız” Hamdeleydi. Tarzımızı, tavrımızı, rehberimizi, örneğimizi, derûnumuzu belirleyen ve Hakk Teâlâ’nın bize mukabelesini celbeden “İzin” ise Salveledir. Bu sebeple Allah’ın rızasını arayan Resulullah’ta  bulur. Resul’ün izinden giden, dünya ve ukbâda nimete gark olur. Öyleyse Efendimize salât nedir? Buyurun, birlikte izini sürmeye!

Besmele, hamdele, niçin salvele?

Sufiler Resulullah Efendimiz’in  varoluş/ilk yaratılış sebebimiz olduğunu söylerler.1  Kur’an-ı Kerim, Allah Teâlâ’nın tercihi ve isteğiyle var olduktan sonra, mümin bir kul olma gayesi ve sonucu bakımından Allah’ın yarattığı âlemlerin gözbebeği insan olma yolunun, mutlaka Resul’den, O’na itaat, ittiba, teslimiyet ve salâttan geçtiğini haber verir. Her iki var olma ifadesi açısından da -inkâr veya tahfif/önemsememe maksadıyla soranlar için- bu soruda, âdeta “Âlemde hava-su her şey var, insana ne gerek var?” diyen meleklerle2, “Âdemin/insanın var kalması için hava-su olmasa olmaz mı?” diye sorgulayan beşer aczi eşdeğerdedir. Bu soru, acziyet ve fikir fakirliğinin bir temsili… Zira Resul ve O’na salât, ümmeti için hava ve su misalidir... Kulluk açısından ise Allah’tan kula tenezzülün aşamalarının ve kulun Allah’a kavuşma rotasının belirlendiği, olmadan tamam olmayacakların gösterildiği tariftir. Bu ayrılmaz üçlü iman haritasıdır. 

Kur’an’ın dilinden salvale

Kur’an-ı Kerim’de salât-ü selam etmenin bir emir olarak arz olunduğu ilk ve doğrudan muhatap Peygamber Efendimizdir. Neml Suresi 59. ayette,

“De ki: “Hamdolsun Allah’a, selâm olsun seçkin kıldığı kullarına…” buyrularak, bu surede anılan Musa , Davud, Süleyman , Salih  Lut’un , kendisinin de maruz kaldığı imtihanları hatırlatılarak Peygamberimiz teselli edilmekte, verilen nübüvvet emanetine, zorluklarının nihayetsizliğine rağmen hamd etmesi istenmektedir. Önceki ayetlerinde diğer peygamberlerin kavimleri tarafından öldürülmeye çalışılması ve yurtlarından çıkarılması Peygamberimize hatırlatılan Neml Suresinin nazil olduğu –yaklaşık- H. 5. ve 6. yıldaki ortama göz atıldığında, tebliğe açıktan davetin başladığı, eziyetlerin gittikçe arttığı ve Habeşistan hicretinin gerçekleştiği hatırlanacak, bu tesellinin sebebi anlaşılacaktır. Dolayısıyla Mekke’de Peygamber Efendimizin uygulamasıyla salvele nebevî üslûp hâline bu ayetle gelmiş; âl, ashab, tabii ve takipçi nesil her işinde salveleyi bu ayetin gereği olarak zikretmeyi, bir gelenek hâline büründürüp sürdürmüştür.

Medenî dönemin –yaklaşık- beşinci yılına gelindiğinde, nebevî bir gelenek olan salvelenin hususi olarak emredildiği, Ahzab Suresi 56. Ayet-i Kerime’de bizi karşılar. Burada salâtü selam edilmesi istenen bizzat Efendimizdir; ayetin muhatabı ise müminlerdir:

“Şüphesiz ki Allah ve melekleri o Peygambere çok salât ederler. Ey iman edenler, siz de O’na salât edin, tam

bir teslimiyetle de selam verin.”

“Ahzab” olarak isimlendirilen surede Rabb’imiz temelde iki meseleyi: Hendek Savaşı’nı ve Peygamber Efendimizin ailesini özellikle eşleri ile ilgili meseleleri konu etmektedir. Burada ilk olarak müminlerin, müşrik, münafık ve Yahudilerle  “Fiilî cihadı”, öncesinde ve savaş esnasında onlara düşmanlık edenler ve düşmanlık paydasındaki ittifak tasvir edilmiş, müminlerden bunlara kanmamaları istenmiştir. “Müminlerin anneleri” olarak nitelenen Peygamber eşleri ile alakalı kısımda ise müminler, kalbî-zihnî tasavvur, niyet, söz ya da fiille Peygamber Efendimiz ve mahremi hakkındaki her türlü taşkınlıklardan men edilmiş, âdeta “Kalbî cihad”ta da galibiyete davet edilmiştir.

Kur’an’da “Ey Peygamber” hitabının beş kez ve en fazla zikredildiği surede, Peygamberimize ve mahremine mahsus hükümlerin yer aldığı kısımlarda, tüm Kur’an’ın ilk muhatabı olan Efendimizin Rabb’ine karşı teslimiyeti ve muamelesi övülmüştür. Efendimiz de -eşlerinin, ailesinin dahi dâhil edildiği- tüm müminler için güzel bir örneğin olduğu belirtilmiştir. Bu örnekliğe ulaşma usulü olarak, “Allah ve Resul’ü bir işe hükmettiği zaman mümin erkek ve mümin kadınlar için kendi isteklerine göre tercih hakkı olmadığı” mottosu belirlenmiş ve buna uyulması istenmiştir. Müminlere altı kez bizzat hitap edilen surede bu örnekliğe tâbi olanların vasıfları sayılmış ve nail olacakları nimetler hatırlatılmıştır.

İşte böyle bir bağlamda Allah ve meleklerinin Peygamberden yana olan sahiplenici tavrı, sözü ve tavsiyesi/emri olarak salât ü selam, müminlerin icabete davet edildiği Allah-melekler-tâbi müminler tarafında olma çağrısının timsali olmuş ve bu grubun dışında olan herkese hatta söz konusu Peygamber olduğunda kendi nefislerine karşı bir duruşta bulunma hâlinin adını almıştır.

Resulullah’ın dilinden salvale

Hadis-i Şerif’lerde nakledilen salât, “Namazda teşehhüdle” ilgili bahislerde okunması ve çeşitleri açısından zikredilmiştir. Sahabe-i Kiram arasında Resul’e salâtın nasıl olması gerektiğini araştıranlar olur, bizim gibi belki bizim için. İki temel hadis kaynağımızdan birisi olan Müslim’de vakıa şöyle nakledilir: “…(İbn Ebi Leylâ) Bana Ka’b b. Ücra tesadüf etti de şunları söyledi: Sana bir hediye vereyim mi? Bir defa Resulullah yanımıza çıktı da biz, ‘(Kendisine Ya Resulullah!) Sana nasıl selam okuyacağımızı öğrendik. Ama Sana nasıl salât okuyacağız? dedik.’ Resulullah, ‘Allah’ım Muhammed’e ve Âl-i Muhammed’e, Âl-i İbrahim’e salât buyurduğun gibi salât eyle. Şüphesiz ki Sen Hamid ve Mecid’sin. Ya Rab Muhammed’e ve Âl-i Muhammed’e, Âl-i İbrahim’e ihsan eylediğin bereket gibi bereket ihsan eyle. Çünkü Sen Hamid ve Mecid’sin; deyin.” buyurdular.3

Manası açısından salvale

Sözlükte “Dua, tazim, rahmet” gibi anlamlardaki salât, çoğulu salavat ile “Esenlik” manasındaki selam kelimelerinden oluşan salât ü selamla, Osmanlı Türkçesi’nde “Aleyhi’s salâtü ve’s selam” veya “Sallallahu aleyhi ve sellem” gibi dua cümleleri kastedilir. Böyle dua etmeye “Salavat getirme”, Arapça’da ise “Tasliye” denmiştir. Salât ü selamdan söz edilirken “Salvele” kısaltmasının kullanımı bir gelenektir.

Âlimlerimiz Ahzab Suresi 56. ayette zikredilen salât ü selamı bir emir olarak telakki etmişler ve ömürde bir kere zaman, mekân ile sınırlamaksızın icmalen salât etmenin farz olduğunu belirtmişlerdir. Ayette Allah’ın Efendimize salâtı rahmet ve in’âmı/Peygamberlik ve diğer nimetleri vermesi, melekleri katında O’nu övmesi; meleklerin salâtı Efendimiz için istiğfar etmeleri ve hizmette bulunmaları; Müminlerin salâtı ise Allah’tan Peygamberin kendi katındaki makamını yüceltmesi için “Dua” etmeleri, yanında bizzat bulunanların kavlî ve fiilî, izinde olanların ise hem söz ile taklidi, hem tavır ve fiil ile tahkiki, Efendimizin şerefini izhar, şanını tazim, şefaatini “Talep” olarak tarif edilmiştir. “Tam bir teslimiyet” vurgusu, imanın kalplere hâkim olması, irade ve tercihin Allah ve Resul’ünün rızasına uygun hâle getirilmesidir.4

Peygamber Efendimiz: “Kim Bana salât etmeyi unutursa ona cennetin yolu unutturulur.” buyurmuş; “Yanında Ben anıldığım hâlde üzerime salât etmeyen kişinin burnu yerde sürtülsün!” diyerek müminleri ikaz etmiştir.

O örneğimiz, O’na salâtımız olmazsa Allah ve meleklerinin tarafında taraf, Emr-i İlâhînin gerektirdiği gibi mümin olamayız.

Olmasaydı, Allah’ı kendisinin istediği biçimde tanıma ve buna uygun davranma, kelâmından ve bu vesilesiyle kendisiyle iletişim imkânımızdan mahrum kalır; hayalimiz, ufkumuz yani aczimiz kadar inanabilir ve öylece kalakalırdık.

Olmasaydı, iman şuurumuzu, İslâm şiarını, kulluk idrakımızı yönetemeyiz.

O olmasaydı, sevgi menba’ı Vedûd’un muazzam, mücessem sevgisinin mazharı Sevgilisi/Habibi’nin sevdikleri/ümmeti olamaz; Allah’ın kendisinin yanı başında makam tahsis ettiği Mahmud’u, kulları, nebi ve resulleri arasından seçtiği Mustafa’yı, tüm insanlığa cennet rehberi Ahmed’i, tevhid maksadının son temsilcisi Muhammed’i tanıyamazdık.

O olmazsa, cennetsiz kalırız.

İşte bu yüzden, O ve O’na salât, olmazsa olmazımız!

Olmazsa olmayız!

Olmuş, olan, olacak; varlıklar, âlemler, nefesler, zerrelerce; salât olsun Efendimize…

Selâm, âline, ashabına, tâbilerine ve Resul’ün örnekliğini her şeyde olmazsa olmazı haline getirebilenlere…

Akile Tekin

Hüma Dergisi, Nisan-Mayıs 2020, 3. Sayı

Yayın Tarihi: 30 Aralık 2020 Çarşamba 10:10 Güncelleme Tarihi: 30 Aralık 2020, 10:12
banner25
YORUM EKLE

banner26