Seni hatırlamamak mümkün mü? Ya da ölüm

"Her nerede ne işle meşgul olursan ol, farkında ol ya da umursama, ölüm etrafında gezmektedir. Alem onun bostanı gibidir. Kimin ne istediğine, ne işi olduğuna bakmaz. Dilediğini biçer, götürür." Muhammed Emin Avcı yazdı.

Seni hatırlamamak mümkün mü? Ya da ölüm

“Kâğıt kalem çıkarıp seni hatırlamamak mümkün mü diye yazmaya başlıyorum.”

Bazı cümleler vardır. İşittiğinizde size kâğıt kalem çıkartır. Zarifoğlu'nun bu cümlesi beni yazmaya mecbur etti. Cahit bir kazaya şahit olur. Hatta kazazedelerden biridir de. Bir araba kaldırıma çıkar. Cahit’in kanını dökecek kadar yaralanmasına sebep olur. Ama sebep olduğu çok daha net bir acı vardır. “Yaşamak”ın tek gerçeği: Ölüm. Genç bir kız o arabanın altında kalarak can verir. Cahit’in gözleri önünde. Yukarıdaki cümleyi işte Cahit o kız için kurar belki. Belki de ölüm için. Her türlü onu hatırlamamak mümkün mü?

Çocuk korktu mu gider anasının eteklerine sığınır. Ben de ölümden bahis açacaksam Miskin Yunus’un eteklerine sığınmak istiyorum.

“Hîç bilmezem kezek kimün aramuzda gezer ölüm

‘Âlemi bostân eylemiş râyihanın keser ölüm”

Her nerede ne işle meşgul olursan ol, farkında ol ya da umursama, ölüm etrafında gezmektedir. Alem onun bostanı gibidir. Kimin ne istediğine, ne işi olduğuna bakmaz. Dilediğini biçer, götürür.

Kuss bin Sâide’nin meşhur nutkunu hatırlayalım: “Yaşayan ölür, ölen fenâ bulur, olacak olur. Yağmur yağar, otlar biter; çocuklar doğar, anaların-babaların yerini tutar. Sonra hepsi mahvolur gider. Vukuâtın ardı arkası kesilmez; hepsi birbirini takip eder.” Ona karşı ne elimizde bir koz vardır ne de Deli Dumrul gibi ondan zaman dileyebiliriz. O gelinceye kadar yaşadığımızı yaşayıp, geldiğinde bizi hoyratça mı nazikçe mi biçeceğini seyredeceğiz. Nezaket temennimiz varsa şu nasihati de yedeğimizde tutmak faydalı olacaktır: “Kişi yaşadığı hâl üzere ölür ve öldüğü hâl üzere haşrolunur.” (Münâvî, Feyzü’l-Kadîr Şerhu’l-Câmii’s-Sağîr, V, 663)

“Alur yigidi kocayı yakar ananun içini

Kızlarun sarı saçını teneşirde çözer ölüm

Alur yigidün âlâsın dîvâne ider anasın

Gelinlerün el kınasın topraklara karar ölüm”

Ölümün şakasızlığını keskin bir dille belletiyor bize Yunus. Ölüm ayırmaz, ölüm acımaz. Kederin manasını öğretir, acının doruğunu tattırır ölüm. Sıralı ölüm fanilerin icadıdır. Ölüm bilmez sırasını. Göğmüş gövermiş ayırmaz, önüne düşeni biçer alır. Oğulmuş, kocaymış, gelinmiş; gözyaşını tanımaz ölüm. Ejderha olsan kâr etmez.

“Miskîn Yûnus eydür bunu ejderhâlar yudar ölüm”

Ejderhalar yutar ölüm... Ejderhanın kendi ölümü olması da gerekmez hani. Ölüm o kadar keskindir ki düşmanının ölümü bile bazen yutar ejderhayı. Cahit de tanımadığı bir genç kızın ölümü tarafından yutulmuş. Efendim şiirinde mi rastlıyoruz yoksa o kıza?

“ 'Yaşamak' bir perde gibi kalkıyor aramızdan

 Zamansız mekânsız bir tünel başındayız şimdi

 O mavi gözleri görmüş olmalıyım

 Bir ikindi vakti kaskatı ellerimin altında”

Zamansız mekânsız bir tünel başında bakışıyoruz. O mavi gözler genç bir kıza mı ait, bir ejderhaya mı yoksa bir pîr-i fânîye mi ait? “Seni hatırlamamak mümkün mü diye yazmaya devam ettim.”  Tünelin sonunda bizi bir cansız at, bir servili çukur ve ölümsüz hakikat bekliyor.

Muhammed Emin Avcı

Yayın Tarihi: 17 Nisan 2022 Pazar 10:00 Güncelleme Tarihi: 17 Nisan 2022, 14:56
YORUM EKLE
YORUMLAR
Yusuf Bektaş
Yusuf Bektaş - 8 ay Önce

Bir numaralı gerçek için gerçekler düşüncen aydınlık kalemin güçlü olsun
Kurtuluş yok ya ona doğru gidip kavuşacaksın ya da ondan kaçarken yakalanacaksın

Abdurrahman
Abdurrahman - 8 ay Önce

Çok güzel bir yazı, eline saglik dostum. Ölüm gerçeğini ürkütmeden ama gerçeklikten uzaklaşmadan hatirlatmissin.

banner19

banner36