banner16

Sadreddin Konevi'nin rüyası ve halifenin şehit edilişi

Şeyh Edebali'nin rüyasini hepimiz biliyoruz ama Sadreddin Konevi'nin rüyasindan pek haberdar değiliz...

Sadreddin Konevi'nin rüyası ve halifenin şehit edilişi

Rüya-yı saliha

Modern Batı, insanlık tarihinin gördüğü en büyük hayal tüccarıdır. İnsanlığın ruhuna, kalbine, aklına, mantığına değil sadece ve sadece hayal dünyasına hitap eder. Bu hayal medeniyeti, ancak ve ancak çöldeki bir serap kadar gerçektir. Gelin, kendimizi bir an olsun bu enformasyon saldırısının hengamesinden kurtaralım. Gözlerimizi kapayalım ve düşünelim. Bize sunulanın sanal bir dünyadan, zihin yönlendirenlerin inşa ettiği imajlardan, reklam ajanslarından, kampanyalardan ve propagandadan ibaret olduğunu görüyoruz. Artık hayatın her alanı gerçekleşmeyecek hayallerle kuşatılmış vaziyettedir. Halbuki insan ruhu, bizim ruhumuz hakikatin peşindedir. Ekmek ve su kadar hakikate muhtaçtır.

Bizim medeniyetimiz ise bir rüyadır. Hakikati arayan, hakikate susayan, aslında kendisi hakikatten ibaret olan insanlığın rüyası.  Hz. Adem’den Hz. Yusuf’a, kör kuyunun dibinden, arzdaki hilafete uzanan bir rüya. Resulullah Efendimiz (SAV) “Rüya-yı sadık nübüvvetin kırk altıda biridir” buyurmuştur. Yine Efendimiz (SAV) “Nübüvvet son buldu, benden sonra nübüvvet yoktur, ancak mübeşşirat vardır. Bu da salih rüyalardır” buyurarak bu kutlu rüyayı bizlere miras bırakmıştır. "İnsanlar uykudadır, ancak öldükleri zaman uyanırlar” diyerek de, bizim rüya-yı salihamızın bu âlem olduğuna işaret etmiştir. Bizim medeniyetimiz işte bu rüyadan hakikate ulaşır. Şerh-i Hadis-i Erbain,  Sadreddin Konevi,

Hz. Ayşe Validemizin gördüğü bir rüya meşhurdur. O rüyasında üç ayın Mescit-i Nebevi’deki Hücre-i Saadet’lerine girdiğini görmüş ve babası Hz. Ebu Bekir’e söylemiştir.  Hz. Resulullah (SAV) o hücreye defnedilirken Hz. Ebu Bekir kızına dönerek “İşte gördüğün aylardan ilki” demiştir. Daha sonra Hz. Ebu Bekir ve Hz. Ömer de aynı hücreye defnedilmiş, rüya tasdik olunmuştur.  Bu rüyadaki üç ay, Recep, Şaban ve Ramazan ayları misali, Devlet-i Âliye’nin sancağı olmuş, o sancağın dalgalandığı her yer Mescit-i Nebevi’nin kardeşi, yoldaşı bilinmiştir. Bize her yer mescit kılındığı için, her mescitte  namaz kılmak ecdadın rüyasıdır. Mihmandar-ı Resul olan ve İslam Devleti kendi hanelerinde kurulan Eba Eyyub El Ensari’nin kabrini bulmak Akşemseddin’in rüyası ise , o kabrin bulunduğu şehri fethedip, o kabrin bahçesine kendi elleriyle bir çınar dikmek Fatih’in rüyasıdır. Sina çölünü geçip Mısır’ı fethetmek Hasan Can’ın rüyası mıdır yoksa Yavuz’un mu bilinmez. Ancak Süleymaniye, hem Mimar Sinan’ın hem de Sultan Süleyman’ın ortak rüyasıdır.

Ezan-ı  Muhammedi ashabın rüyası değil miydi? Bilal-i Habeşi’nin sesi arzda yankılandığından beridir ki, her gün her an dünyada bir yerlerde ezan okunmakta. Sonsuza kadar sürecek olan bir rüya hakikatten başka ne olabilir ?

Biliyor musunuz Sahih-i Buhari, İmam Buhari’nin rüyasıdır aslında. İmam Buhari bir gece rüyasında Hz. Resulullah’ı (SAV) görür. Hz. Resulullah bir yerde oturmakta, ancak bazı sinekler tarafından rahatsız edilmektedir. İmam Buhari hemen koşar ve sinekleri kovar. Sabah olduğunda rüyasını ilmine güvendiği bir zata anlatır. O zat İmam Buhari’ye “Sen bir eser yazarak Resulullah’a isnad edilen yalanları tespit ve tekzip edeceksin” der. Sahih-i Buhari bu rüyanın hakikatidir.

İbn Arabi’nin Füsus’ül Hikem’i de bir rüyadır. 627 senesi Muharrem ayının son on gününden bir gün Hz. Resulullah’ı (SAV) görür rüyasında İbn Arabi.  Hz. Resulullah (SAV) Füsus’u kendi elleriyle uzatır İbn Arabi’ye ve “Bu Füsus’ül Hikem kitabıdır, onu al ve faydalanmaları için insanlara ulaştır” der. İbn Arabi, bu rüyayı Füsus’un başında nakleder. Sizi bir seçim yapmaya zorlar. Ya bu rüyaya inanacak ya da inanmayacaksınızdır. Füsus ile irtibatınız bu karardan sonra şekillenir.

Bizim yazımız bile bir rüyadır. Sultan II. Bayezid, tahta geçtiği zaman, Amasya’dan tanıdığı Hattat Şeyh Hamdullah Efendi’yi İstanbul’a  çağırarak saray kütüphanesindeki tarihi yazmaları tetkik etmesini ve yazıda Osmanlı’ya ait yeni bir üslup geliştirmesini ister. Şeyh Hamdullah Efendi uzun zaman eski üstatların eserlerini inceler. Sonra halvete girer. Dış dünya ile bütün bağlantısını  keser. En sonunda kırkıncı gün rüyasında bir melek gelerek elif harfinden ya harfine kadar her harfi ona yazdırır. O günden sonra Şeyh Hamdullah Efendi ‘nin hat üslubu bu sanata damgasını vurur.

Ortak rüyamız ise hilafettir. Arzda Allah’ın halifesi olmak. Kalbimizde hakikat meşalesi yanarken kalemle ve kılıçla adaleti inşa etmek. Fırat’ın kıyısındaki koyundan, kainatın en ucundaki Atlas Feleğine kadar âlemlerden sorumlu olmak. Dağların, semavatın ve arzın korkudan yüklenemediği emaneti yüklenmek. Hilafet bir rüyadır, her vakti Asr-ı Saadet, her yeri Harem-i Şerif kılmanın rüyasıdır. Bütün bölünmüşlüklerin ve yenilmişliklerin harabesinde birliğin rüyasıdır. En karanlık geceleri aydınlatır. Tıpkı Sadreddin Konevi’nin rüyası gibi.

Osman Gazi’nin Şeyh Edebali Dergahı’nda gördüğü rüyayı çoğumuz biliriz, fakat Konevi’nin rüyasını bilenlerimiz pek azdır. Sadreddin Konevi Şerh-i Hadis-i Erbain adlı eserinde bu rüyasını naklediyor. İslam topraklarının Moğol orduları tarafından çiğnendiği yıllarda, tam da hilafet merkezi olan Bağdat’ın Moğollar tarafından alındığı gece Konevi,  Hz. Resulullah’ı (SAV), kefenlenmiş ve tabuta konmuş olarak görür; “İnsanlar onu tabuta bağlıyorlardı. Başı açıktı, saçı neredeyse yere değecekti. Onlara ;

  • Ne yapıyorsunuz? dediğimde, onlar;
  • Resulullah ölmüştür, onu taşıyıp defnetmek istiyoruz, diye cevap verdiler.

Kalbimde Resulullah’ın (SAV) ölmediği hissi doğdu. Onlara;

  • Yüzü ölü bir insanın yüzüne benzemiyor, durum aydınlanıncaya kadar sabredin, dedim.

Resulullah’ın ağzına ve burnuna yanaştım, zayıf bir nefes aldığını gördüm. Onlara bağırdım ve Resulullah (SAV)’i defnetmelerine mani oldum.  Korku ve dehşet içinde uyandım. Bağdat’ın düştüğünü anladım.” (Şerh-i Hadis-i Erbain sf. 148)

Konevi’nin rüyası Bağdat’ın düşüşünü ve halifenin şehit edilişini haber vermektedir. Ancak bu haberin yanında rüya hilafetin sona ermediğine de işaret etmektedir. Hilafetin sırrı yaşamaktadır. Konevi’nin talebeleri ve onların talebeleri, hilafetin yani birliğin yeniden inşa ediliş sürecinde büyük katkılarda bulunacaklar ve bu rüyayı tasdik edeceklerdir. İbn Arabi birgün Konevi’ye, daha Endülüs’teyken, Anadolu’yu, Konevi’nin babası Mecdüddin İshak’ı, Konevi’yi ve sahip olacağı bütün makamları gördüğünü anlatmıştır. Devlet-i Âliye’nin kuruluşu ve hilafetin devamı, İbn Arabi’den Konevi’ye ve bir diğer talebesi Şeyh Edebali’ye miras kalan rüyadır.

Evet hilafet bir rüyadır. Bize siz bir rüyanın peşindesiniz diyenlere;  “Siz kendi hayal dünyanızda yaşamaya devam edin. Bizim rüyamız, rüya-yı salihadır”  demeye de hakkımız vardır.

İlgilenenler için; Şerh-i Hadis-i Erbain,  Sadreddin Konevi, İz Yayınları, İstanbul 2002

 

Yetkin İlker Jandar işaret etti

Güncelleme Tarihi: 02 Ekim 2017, 11:45
banner12
YORUM EKLE
YORUMLAR
yakup
yakup - 7 yıl Önce

çok hoş bir yzı malayani şeyler yok bu sitede Allah razı olsun bu kitabı da listeme ekledim...

banner8
SIRADAKİ HABER

banner7

banner6