Rıza makamına güller deren derviş

İşte Derviş Amca’nın da gönlünü böylesine genişleten, muhabbet ikliminin huzuru, sükûneti değil midir? Yoksa bu zamanda, bütün eşyası bir bavula sığıp da hakiki mütebessim olana rastlanabilir mi? Meleknur Özdoruk yazdı.

Rıza makamına güller deren derviş

Bir aile, kiraladığı evin küçük bahçesinin derlenip toplanması, genel bakımının yapılması için şöyle ehil bir kişi arar. Nihayet, birilerinin de tavsiyesiyle aranan mahir bahçıvan bulunur.

Mahallelinin, kendisinden “Derviş Amca” diye bahsettiği bu zat, eskice fakat temiz giyimli, bağ bahçe işleriyle geçimini temin eden, bütün eşyası bir çantaya sığan, sıkıntılarından hiç dem vurmayan, az konuşan ve sözü hikmet kokan bir bahçıvandır. Soluk lacivert renkli paltosunun cepleri, beyaz mendillere sarılmış çeşitli tohumlarla, kurutulmuş gül yapraklarıyla doludur. Vakur duruşunun gölgesindeki siması daima mütebessimdir. Adı sanı unutulmaya yüz tutmuş, nicedir unvanıyla hatırlanır olmuştur.

Derviş Amca, bahçe işi esnasında ikram edilen yemeğin az bir kısmını yer, geri kalanını hayvanlara verir; çalışırken kendisine bir şey sorulmaksızın konuşmaz. Bitkilere, ağaçlara, toprağa nezaketle muamele eder; börtü böceği incitmemeye özen gösterir; nebatatla ve dahi toprakla sanki hasbihâl eder.

Meşhurdur yetiştirdiği güller. Gülü pek sever. Sevmeyi de iyi bilir hani. Diker, okşar, öper, bazen içini döker, gülleri dost beller. Gül kendisine ithaf olunan nazenin bir mektuptur onun nazarında, bir âyettir, ziynetli turrasıyla. Tıpkı her güzel gibi gül de neler neler anlatır edasıyla. Onun nahif gönlü sıkı sıkıya bağlıdır gül goncasına.

İşler bitince Derviş Amca’nın emeğine mukabil ücretin verilmesine gelir sıra.  Amcanın ahvali ev sahibinin çok hoşuna gidince çekinerek biraz fazla ücret verilir. Derviş Amca ısrara rağmen verilen paranın yalnızca bir miktarını alarak mahcup eder karşıdakini:

“Bunun karşılığı miktarınca çalışmadım ki hem bu kadar para rahatsız eder beni” der. Giyer soluk lacivert paltosunu, helalleşir ve gider bir başka nasibine.

***

Derviş bu ya elbette kadim mazimizdeki gönül erlerine götürür dinleyenleri. Şimdi Bâyezid-i Bistami’lerden, İbrahim Edhem’lerden, Yunus Emre’lerden kıssalar düşüverir hatıra.

Ve modern zamanın renkleriyle boyanan insan öykülerinden çok uzaklara uzanır nazarlar:

Hani bir lokma, bir hırka ile kifayet eden;

Tahammül mülkünü mesken edinen;

El emeği, alın teriyle günlerini ören;

Kanaatkârlığıyla zillete düşmeyen;

Çile peşinde seyr ü sefer eyleyen;

Dertsizliği asıl dert bilen;

Sultanlık tahtını gönüllerde inşa eden;

Fâni olana itibar etmeyen;

Kâinatı aşk ile fikir eden,

Hengâmelerde tek Var’ı zikreden…

Zahiri, bâtıni bütün gölgelerden azade kemale eren,

Ben’ini Vahdet’te eriten…

***

İbrahim Edhem Hazretleri’nin hikâyesi malum. O, Belh şehrine sultan iken tacını, tahtını bir çobanın hırkası ile değiştirir ve hakiki hürriyeti bulur. Evet, dünyaya sırt çevirip bütün kayıtlardan tecrit olarak Rabb’e yönelmek nasıl bir hürriyettir ki onca çağrıya rağmen sarayına dönmez. Aşk-ı Hakiki’ye vasıl olduğu için gönlü, o sarayının kat be kat mislinde genişleyip; hadsiz manevi ihsanlarla dolu bir diyara dönüşüverir.

Ya Hz. Süleyman’ın şaşaalı zenginliğini nasıl okuruz? Hz. Süleyman’ın yeryüzünde tüm insanların görmüş ve göreceği en zengin insan olduğu rivayet edilir. Lakin bu zenginlik, O’nun “Allah’ım bana hayırlı bir kazanç ver” duasına mâni değildir. O kazanç ki esas kıymetli meyvelerini ebedi yurda sevk eder. O muazzam zenginlikler içindeki bir insan, kendi rızkını sepet örüp satarak kazanır. O ihtişamlı krallığın ortasında sepet ören bir insan, bir peygamber…

İşte Derviş Amca’nın da gönlünü böylesine genişleten, muhabbet ikliminin huzuru, sükûneti değil midir? Yoksa bu zamanda, bütün eşyası bir bavula sığıp da hakiki mütebessim olana rastlanabilir mi?

Peki, rıza göstermek, razı olunmanın mukaddemesinden değil midir?

Gönül bir nazargâh-ı İlahi imiş,

Derviş misal onda saf tutmalı imiş.

Meleknur Özdoruk

Yayın Tarihi: 07 Nisan 2021 Çarşamba 14:00
banner25
YORUM EKLE

banner26