Onların menkıbeleriyle maneviyatımız tazelenir

Şemsüddin Ahmed Efendi tarafından telif edilen 'Dört Büyük Halife' adlı eser İslam tarihi, ibadet, tasavvuf hakkında da bize eşsiz bilgiler veriyor. Metin Uygun yazdı.

Onların menkıbeleriyle maneviyatımız tazelenir

Başta Peygamber Efendimiz olmak üzere, ehli beyti, en yakınındaki dört büyük halife efendilerimiz, ashab-ı kiram hazretleri, İslam dinini yaymak, insanları İslama ve imana davet etmek için çok büyük gayretler göstermişlerdir. Bu uğurda büyük meşakkatlere katlanmışlar, büyük zorluklar çekmişlerdir. Müşriklerle yapılan harplerde, gazvelerde, bu dinin yayılması için her sahada canlarıyla, mallarıyla cihat etmişler, çoğu da bu yolda şehit düşmüştür. Onların gayretleri sebebiyle bu din bizlere kadar bozulmadan ulaşmış, kıyamete kadar da varlığını sürdürecektir. Onlar, Peygamberimizin en yakınında büyük zorlukları beraberce göğüsledikleri için, Peygamberimizin yanında ve Cenab-ı Allah katında çok büyük değere sahiptirler. Kendileri hakkında ayetler nazil olmuştur. Peygamber Efendimizin, onlarla ilgili birçok hadis-i şerifi vardır. Dört büyük halife ve ashabı hakkında bilgi edinmek, onların menkıbelerini okumak bütün müminlerin en başta gelen vazifelerindendir. Onların menkıbeleriyle maneviyatımız tazelenir, onların Allah ve Peygamber katındaki büyüklüğünü anlamış oluruz.

Bedir Yayınevi tarafından yayınlanan Dört Büyük Halife isimli eserde, dört büyük halifenin tercüme-i halleri, Hazreti Ebu Bekir (ra) Efendimizin menkıbeleri, Hz. Ömer (ra), Hz. Osman (ra), Hz. Ali’nin (ra) menkıbeleri yer alır. Ayrı bölümlerde Aşere-i Mübeşşere, Ehl-i Beyt, Ashab-ı Kiram ve Ümmet-i Merhume hakkında da bilgiler verilir. Şemsüddin Ahmed Efendi tarafından telif edilen ve asıl ismi Menakıb-i Çehar Yâr-ı Güzin olan kitap, değerli islam âlimi merhum Mehmed Emre Hoca tarafından sadeleştirilmiş. Mehmed Emre, kitap ve müellifi hakkında bazı bilgiler verir. Kitabın müellifi, Halveti tarikatının Şemsiyye kolunun kurucusu, Sivaslı Mehmed Efendi’nin oğlu, Şemsüddin Ahmed Efendi’dir. Devrinin değerli âlim ve mutasavvıflarından iyi bir tahsil ve terbiye görmüş. Tasavvufi yönü de olan bir âlimdir. Tahsil hayatını İstanbul’da tamamladıktan sonra Sivas’a dönmüş, burada bir taraftan ilim öğretirken, diğer taraftan da tasavvufi irşadlarda bulunmuş.

Ebu Bekir, dünya ve ahirette benim kardeşimdir

Hazreti Ebu Bekir Efendimiz, Peygamberimizin en sadık dostudur. Ashabın en seçkinidir. İlk Müslüman olanlardandır. Bu dine çok büyük hizmetleri olmuştur. Çok üstün vasıfları vardır. İlk halifedir. Aşere-i Mübeşşere’dendir. Hem ana ve hem baba itibariyle Resulullahın dedelerinden Mürre’de Peygamber Efendimizin (sas) temiz soyuna dayanmaktadır. Kureyş kabilesine mensuptur. Peygamber Efendimize Risalet geldiği zaman şek ve şüphe göstermeden tam bir teslimiyetle iman etmiştir. Mirac’ı tasdik ettiği için Sıddık rütbesi verildi kendisine… İslamiyet'in yücelmesi, yayılması uğrunda hiçbir fedakarlıktan kaçınmadı. Hayırda, hasenatta, ikram ve izzette herkesten önde olurdu. İlmi yönü de çok kuvvetli olan Hz. Ebu Bekir Efendimiz, Arap lisanının edebiyatına, neseb ilmine ve tarihi vakalara bihakkın vakıftır. Peygamberimizden fazla hadis rivayet etmemiş. Bunun başlıca sebepleri arasında, devlet başkanlığı görevinin kendisini çok meşgul etmesi ve rivayet hususunda gösterdiği titizlik gösterilir.

Peygamber Efendimizin vefatından sonra çok üzüntülü olan ashabını ve Müslümanları teskin ederek, onların bölünmesine ve İslamiyet içinde ayrılıkların oluşmasına fırsat vermemiş, büyük bir dirayetle hilafet meselesini halletmiştir. Hilafeti döneminde dinden dönmeye çalışan kabileler ile zekat vermemekte direnenler olmuş, onların üzerine giderek bu isyanları bastırmıştır. Sahte peygamberlik iddiası ile halkı delalete sevketmek isteyenleri hemen cezalandırmıştır. Dağınık vaziyetteki Kur’an ayetlerinin mushaf halinde toplanmasını gerçekleştirmiştir. Daha pek çok hizmetleri vardır.

Peygamber Efendimizin, kendileri hakkında çokça hadis-i şerifleri vardır. Bunlardan bazıları: “Ebu Bekir benden, ben de ondanım.” “Ebu Bekir, dünya ve ahirette benim kardeşimdir.” “Ey Ebu Bekir, sen cehennem ateşinden Allah’ın azadlısısın.” “Ebu Bekir’i sevmek, ümmetim üzerine vaciptir.” “Ümmetime, ümmetimin en merhametlisi Ebu Bekir’dir.” “Ebu Bekir cennettedir.”

Yüce Allah hak ve hakikatin ifadesini Ömer’in dili üzerine koydu

İslam'ın ikinci halifesi olan Hz. Ömer Efendimiz de, Arap dili ve edebiyatına son derece vakıftır. Tefsir ilminde de dirayet sahibidir. Ashaptan başkasına hadis rivayet izni vermemiş. İleri derecede müçtehid ve fakihtir. Fıkıh ilmini kurmuş, temellerini atmıştır. Cesaretiyle de şöhret sahibidir. Hz. Ebu Bekir Efendimizden sonra devletin başına geçmiş, İslamiyet'e sayılamayacak derecede hizmetlerde bulunmuştur. Onun döneminde İslam devletinin sınırları oldukça genişlemiştir. Devrinde devlet teşkilatlanması gerçekleşmeye başlamıştır. Adaletle hükmetmesi, adalet vasfı, onun kıyamete kadar taşıyacağı hasleti olmuştur. Çok mütevazı bir hayat sürmüştür. Yaptığı dua kabul olmuş, şehit olarak Cenab-ı Allah’ın huzuruna varmıştır. Hz. Peygamberimizin Hz. Ömer (ra) hakkında da çokça hadis-i şerifleri vardır. Bunlardan bazıları: “Yüce Allah hak ve hakikatin ifadesini Ömer’in dili üzerine koydu.” “Şayet benden sonra peygamber gelecek olsaydı, o kimse Ömer b. El-Hattab olurdu.” “Ben, insan ve cin şeytanlarının Ömer’den kaçtığını gördüm.”

En fazla bilinen hususiyeti hayası idi

Dört büyük halifenin üçüncüsü Hz. Osman (ra)’dır. Hz. Osman Efendimiz cahiliye devrinde bile doğruluğunu ve dürüstlüğünü herkese kabul ettirmiş, her türlü kötülüğün hayatın merkezine yerleştiği o devirde, yaşayışıyla, karakteriyle, emin oluşuyla herkesin itimadını kazanmıştır. Hz. Ebu Bekir Efendimizin delaletiyle yüce huzura kabul olunur ve İslam'la müşerref olur. Peygamber Efendimizin iki kerimesiyle evlenme şerefine nail olmasıyla Zinnureyn lakabını mazhar olur.

Hz. Osman (ra), İslam'la müşerref olduktan sonra İslamiyet'e büyük hizmetlerde bulunmuştur. Su sıkıntısı çeken müminler için kuyu satın alarak onları su sıkıntılarını gidermiştir. Her geçen gün çoğalan müminler için mescit sıkıntısı ortaya çıkmış, mevcut mescidin genişletilmesi işini kendi parasıyla gerçekleştirmiş. Tebük harbi sırasında askerin yarısını bizzat kendisi teçhiz etmiş, bu hizmet için yüz deve ile bin dinar altın vermiş.

Halife olduktan sonra, İslam devletinin sınırlarını da genişletti. Hz. Ebu Bekir zamanında Mushaf olarak toplanan Kur’an-ı Kerim’i çoğalttı. Kur’an'ı bütün İslam beldelerine gönderdi. Kıraattaki ihtilafı da gidermiş Hz. Osman (ra). Kur’an-ı Kerim’i çoğaltmasından dolayı Naşirü’l Kur’an ünvanını almış. Cennetle müjdelenen Hz. Osman Efendimizin en fazla bilinen hususiyeti hayasıdır. Cömertlik konusunda da son derece eli açıktır. Hiçbir fedakarlıktan kaçınmaz. Bütün harplere katılmış ve Allah Resülünün hizmetinde bulunmuş.

İslam'ın inkişafından müteessir olan Yahudiler, gizli olarak İslam düşmanlıklarını devam ettirirler. Yahudi asıllı İbn Sebe bu gizli düşmanlığı teşkilatlayan kişi olup, aynı zamanda bu teşkilatın başıdır. İlk iki halife devrinde fesatlarını yaymaya fırsat bulamayan bu zümre, Hz. Osman’ın merhametini kötüye kullanarak, bozguncu fikirlerini, fitnelerini çeşitli şekillerde İslam beldelerine yayarlar. Gittikçe azgınlaşan bu güruhun faaliyetleri neticesinde Hz. Osman (ra) şehit edilir.

Peygamber Efendimizin, Hz. Osman (ra)’la ilgili hadis-i seriflerden bazıları şunlardır: “Kendisinden meleklerin haya ettiği bir kimseden ben utanmaz mıyım?” “Hz. Lut’tan sonra ailesiyle hicret edenin ilki Osman’dır.” “Her peygamberin cennette bir refiki vardır. Orada benim yoldaşım Osman’dır.”

Seni ancak mümin sever, sana sadece münafık buğz eder’

Son büyük Halife Hz. Ali (ra) Efendimizdir. Daha çocukken Peygamberimizin himayesine girmiş ve onun terbiyesiyle yetişmiştir. Hz. Ali Efendimiz daha çocukken Müslüman olmuş, çocuk yaşında Müslüman olanların ilkidir. Hz. Ali Efendimiz de İslam'a büyük hizmetlerde bulunmuş, harplere iştirak etmiş, müthiş kahramanlıklar göstermiştir. Hicret gecesinde hayatını tehlikeye sokarak Peygamberimizin yatağında yatmış, o gecenin sabahında da yaya olarak Medine’nin yolunu tutmuştur. Bu davranışları sebebiyle hakkında ayet nazil olmuştur. Kızı Hz. Fatıma’yı Hz. Ali Efendimizle nikahlayarak, onu kendisine damat edinmiştir. Hicrette muhacirlerden bazılarını Medineli Müslümanlardan bir kısmı ile kardeş yaparken, Hz Ali ile kendisi kardeş olmuştur.

Hz. Ali Efendimiz de büyük bir takva sahibidir. Gecelerini ibadetle geçirir ve Allah korkusundan gözyaşı dökermiş. Zengin olmadığı halde aşırı cömerttir. Kendinden öncekilerde olduğu gibi beytü’l mal hususunda aşırı titizdir. Takvayı, ‘Günahda ısrar etmeyi ve ibadetine güvenmeyi terk etmek’ olarak tarif eder. Hz. Ali Efendimiz ilim yönünden çok yüksek bir mevkiye sahiptir. Arap diline, gramerine, edebiyatına son derece vakıftır. Hutbeleri fesahatin ve belagatin eşsiz örnekleri olarak gösterilir. Zahiri ve ledünni ilimlerde, tefsir ilminde çok büyük bir mertebededir. Hz. Ali Efendimiz, ‘Cahil bilmediğini sormaktan utanmamalı, âlim, kendisine bilmediği bir şeyden sorulduğunda, Allah daha iyi bilir demekten haya etmemelidir’ buyurur. Yine, ‘İlmin çeşmeleri, gecelerin kandilleri olunuz’ sözü onun ilim ve ibadete ne kadar düşkün olduğu gösterir.

Hz. Ali Efendimizin halifelik dönemi, Hz Osman (ra) devrinde başlayan karışıklıklarla mücadele ederek geçmiş. Hicretin 40. yılında, 63 yaşında iken şehit edilmiş. Peygamber Efendimizin Hz. Ali hakkındaki birkaç hadis-i şerifi de şöyledir: “Seni ancak mümin sever, sana sadece münafık buğz eder.” “Sen benim dünya ve ahrette kardeşimsin.” “Ben ilmin eviyim, Ali’de kapısıdır.”

Tadımlık bilgiler verebildiğimiz büyük halifeler hakkındaki bu eser, İslam tarihi, ibadet, tasavvuf hakkında da bize eşsiz bilgiler veriyor. Allah, bizleri onların şefaatinden mahrum bırakmasın.

Metin Uygun yazdı

Güncelleme Tarihi: 19 Ocak 2019, 14:20
banner12
YORUM EKLE

banner19