Önden giden atlıların ayak izleri

"Kur’an kıssalarının hikmet perdelerini aralama çabamız öncelikli olarak bu kavramın sözlük anlamını bilmeyi zorunlu kılacaktır. Kıssa, kelime anlamı olarak “bir kimsenin izini sürerek, arkasına düşmek” mânâsına gelir." Mualla Namlı yazdı.

Önden giden atlıların ayak izleri

Varanlar nereye varır?

Peki, ya kalanlar kim?

Bu yol ne yolu? İzler ne izi ve nasıl takip edilecek?

Ey kendini mukim sanıp şu anda bu satırları okuyan

yolcu! Sana sesleniyorum, kulak kesil! Varman için sana bir sır vereceğim. Bizatihi senin yolculuğunda senin için yoluna bırakılmış izleri takip etmenin sırrını vereceğim. Daha önce gördün bu izleri ama bu sırrı bilmediğin için izleri görmekle yetindin belki. Şimdi bu izleri takip etmek adına silkelenme vakti.

Kur’an kıssalarının hikmeti

Hiç şüphesiz Kur’an-ı Kerim farklı üslup özellikleriyle eşsiz bir anlatıma sahiptir. Bu üslup özelliklerinin başında kıssa anlatıları yer almaktadır. Kıssalar, Kur’an-Kerim’in farklı surelerinde, farklı cümle yapıları ve farklı anlatılarla karşımıza çıkmaktadır. Bazen bir kıssa birden fazla surede zikredilirken bazen bir sure birden fazla kıssa da içerebilir. Örneğin, Kehf Suresi birden fazla kıssanın birlikte işlendiği surelerdendir. Onda Ashab-ı Kehf, Zülkarneyn, Musa  Hızır kıssaları yer almaktadır.

Kur’an kıssaları içerdikleri iyi ve kötü örneklerle insanlığa öğüt kaynağı olmuşlardır. Muhtevalarında bulunan örnekler sayesinde kıssalarda verilmek istenen mesaj ve öğretiler, insanların zihnine kolay ve kalıcı bir şekilde iletilir. Zira insan zihni, gerçekliği anlamlandırabilmek için modellerle çalışır. Kıssaları insan hayatının modelleri olarak düşünürsek insan, kendi gerçekliği bu modellerle kıyas unsuru olarak değerlendirilebilir.1 Bu modeller sayesinde Allah Teâlâ, hak-bâtıl, iman-küfür, rıza-gazap gibi kavramları ve bu kavramların öğreti ve mesajlarını kulların gönüllerine işler. Özellikle verilmek istenen mesajların kıssalardaki olay, şahıs, mekân ve zamanın ayrıntısına girilmeden verilmesi, kıssaların etkisini ve kalıcılığını arttıran faktörlerden sayılabilir. Nüzul dönemine bakıldığında, nüzule doğrudan muhatap olan Ashab-ı Güzinin vahiyden önce de bu kıssalar hakkında bilgi sahibi oldukları görülmektedir. Onlar bu kıssalar hakkında Allah Resulü’ne  sorular sormuşlar ve her şeyde olduğu gibi bu hususta da vahyin bilgisini arzulamışlardır.

Her yaştan, her kesimden insana hitap eden kıssalar, Kur’an-ı Kerim’in üçte ikisini oluşturur. Diğer ayetlere nazaran kıssa anlatımlı ayetlerin oranının bu kadar fazla olması dikkat çekicidir. Zira yüce kitabımız her şeyi bir düzen ve hikmetle var eden, eksik ve noksanlıklardan uzak Hakk Teâlâ’nın kelamıdır. O, kullarına şah damarından daha yakın olan ve muktezâ-i hâlin ilmini kendisinde en güzel şekilde barındırandır. Öyleyse biz kullara düşen, O’nun kelamındaki her bir inceliğin peşine düşmek ve hikmet üzere var ettiği bu kelamı araştırmaktır.

Kur’an kıssalarının hikmet perdelerini aralama çabamız öncelikli olarak bu kavramın sözlük anlamını bilmeyi zorunlu kılacaktır. Kıssa, kelime anlamı olarak “bir kimsenin izini sürerek, arkasına düşmek” manasına gelir. Nitekim Yusuf Suresi, 102. ayette de bu anlamda kullanılmıştır.2 Şüphesiz her kelimenin anlamı, o kelimenin hakikatinden bir parça taşır ve her yeni kullanım asıl anlama râci olarak va’zedilir. Kıssa kelimesinin delalet ettiği mana, insanın dünya hayatında takip edeceği asıl yolun ona gösterilmesi şeklindedir. Çünkü dünya hayatı kulların imtihan edilmek üzere gönderildiği yoldur. Allah Teâlâ, Kur’an kıssalarıyla insana bu yolculuğun nasıl gerçekleştirileceğini öğretir. Böylece insan hakikat yolculuğunda yalnız kalmayacaktır.

Kur’an kıssalarına başka bir nazarla bakmak

Kendi benliğinde, kendi sokaklarında bile kaybolan insanın, menzile varmak için kendinden önce menzile varanların izini takip etmeye ne kadar da ihtiyacı vardır! Rıza kapısına erişebilmek, peygamberlerin ve salih kulların sofralarında aşk şerbetlerini yudumlamak için önüne çıkan engelleri nasıl aşacak, ayrık otlardan etkilenmeden önündeki yol ayrımlarından hangisini seçecektir? Yeri gelir kalbi daralır, yeri gelir dünyanın tüm hüznü yüreğine çöker, yeri gelir “Asla bir umut yok! Asla bir çözüm yok.” diye düşünür. Ne tarafa gideceğini bilemez, yolun sağı mı, solu mu? Hangi tarafa gitsin ki ulaşsın rıza kapısına, sonsuz selamet bahçelerine? Şaşkın şaşkın bakarken kanlı bir gömlek görür yol ayrımlarından birinde. Koşarak o tarafa yönelir. Yusuf’un gömleği: Sabrın ve umudun sembolü. Derin bir nefes alır, bilir ki ondan önce Yusuf Peygamber ve Yakup Peygamber geçmiş bu yoldan... O mübarekler nasıl imtihan edilmişse o da imtihan ediliyor. Şimdi sıra onların tuttuğu yolu tutma vaktidir, tutarsa rıza kapısına biraz daha yaklaşacaktır.

Bu yolculuk çok çetin! Biraz sonra yolda hastalanır, bedenen güçsüz hisseder, öyle ki doktorların çaresiz dediği cinsten bir hastalık… Bir ize rastlar, o tarafa koşar yolcu; yerden fışkıran serin bir su. Allah Teâlâ’nın “kulumuz Eyyub” dediği zatı anar ki o zat, Rabbine, “Şeytan bana sıkıntı ve acı vermektedir.”3 diye seslenmişti. Şimdi sıra onun gibi sabretmektedir, sabrederse serin suya nail olacaktır.

Yolcu yürümeye devam eder, ilerde bir mihrap ve duvarlarında sinmiş yakarışlar: Orada Zekeriya  Rabbine dua edip: “Rabbim! Bana tarafından temiz bir nesil ihsan eyle! Kuşkusuz Sen duayı işitmektesin.”4 demiştir. Yolcu için şimdi Zekeriya’nın  tuttuğu yolu tutma vaktidir, tutarsa bilir ki Rabbinin katında olmazlar oluverir.

Yolcu bu sefer nefes nefese koşmakta, ardında küfrün süvarileri… Nasıl kurtulacak onlardan, yetişti yetişecekler, atlarını ona doğru azgınca kamçılayıp ardından bağırıyorlar: “İnandığın dininden vazgeçeceksin, bizim iktidarımızı kabul edeceksin, bizim kurallarımıza boyun eğeceksin!” Yolcu hâlâ nefes nefese… Hem koşuyor hem ne yapması gerektiğini düşünüyor. Durmalı ve onlara boyun mu eğmeli? Dininden mi dönmeli? Ne yapacak ne tarafa gitmeli? Biraz ilerde yakılmış bir ateşin dumanı, bu İbrahim için yakılan ateş olmalı, hani o ateş: “Ey ateş! İbrahim’e karşı serin ve selamet ol!”5 emrine mazhar olmuştu. Şimdi sıra İbrahim’in girdiği ateşe gözü kapalı girmekte, tuttuğu yolu tutmaktadır, tutarsa rıza kapısına biraz daha yaklaşacaktır.

Yol uzundur, yolcu rıza kapısına varanların izini sürmeye devam eder, devam ettikçe anlar ki yolda yalnız değil. Her bir kıssa rıza kapısına ve Hakk’ın dergâhına ulaşması için yola bırakılan izler mesabesindedir. Yolda yürüyen yolcular, zaman ve şartlar değişebilir ancak rıza kapısına varanların izleri değişmeyecektir. Sabır, hikmet, cihad, adalet… Yürüdüğün yolda ihtiyacın olan tüm güzel hasletleri bulacaksın kıssalarda.

Şimdi sıra sende ey yolcu! Varanların izleri var revan olduğun yolda, gözlerini kapat kalbini aç, aç ki izhar olunsun sana varanların izleri. Okuduğun her bir Kur’an kıssasına bir de bu nazarla bak, bak ki varanlara ilhak olasın.

Mualla Namlı

Dipnot:

1 Tahsin Görgün, İlâhî Sözün Gücü, 4. baskı, s. 118, İstanbul, 20202 Musa’nın kız kardeşine “Onun izini takip et.” dedi

3 Sad Suresi, 41

4 Âl-i İmran Suresi, 38

5 Enbiya Suresi, 69

Yayın Tarihi: 06 Haziran 2022 Pazartesi 08:00 Güncelleme Tarihi: 01 Temmuz 2022, 09:49
YORUM EKLE

banner19

banner36