O Rahman'ın has kullarının "selam"ı

"Yaşadığı dünyayı anlama çabası içerisindeki insan, bir yandan da bu dünya içindeki kendi rolünü belirleme uğraşı içinde. Bilinen tabiri ile “anlam arayışı” peşinde." Feyzanur Taştekne yazdı.

O Rahman'ın has kullarının "selam"ı

Etrafını çepeçevre kuşatmış dünyayı anlamlandırma uğraşı ile insanın kendini anlama uğraşı, belirli noktalarda keşişse bile her zaman paralel şekilde gitmez.

Bu kadar bilinmezlikle nereye gelmeye çalışıyorsunuz hanımefendi? Daha açık olun lütfen. - Lafı fazla mı uzattım? Hemen toparlıyorum:

Örneğin, kullandığı teleskopla bir gökbilimci, yaptığı kazının sonuçlarıyla bir antropolog veya uzaya gönderdiği uydudan gelen verilerle bir NASA çalışanı, kendi güzergahı üzerinde, dünyayı anlama ihtiyacını (bir nebze de olsa) karşılamaktadır. Sahip olduğu bilişsel düzey ve kullandığı materyaller ile dünyanın bilinmezliğini azaltan her insan acaba kendi anlam arayışına tatmin edici bir yanıt bulabilmiş midir?

- Konu ilgimi çekmeye başladı. Biraz daha devam edin lütfen?

- Memnuniyetle. İnsan eliyle oluşmuş mevcut kümülatif bilimsel bilgi, Dünya denen gezegen hakkında bilme ihtiyacımızı bir ölçüye kadar karşılayabilmektedir. Buna rağmen Dünya’daki insanın anlam arayışını, bir güzergâh üzerine oturtacak bilginin kaynağı elbette insanüstü kaynaklar olması gerekir. İnandığımız, iman ettiğimiz ve Rabb olarak kabul ettiğimiz Allah, yarattığı kulların Dünya’da aradıkları anlamı Zariyat Suresi 56. Ayet-i Kerime’de net bir şekilde açıklamaktadır: “Ben insanları ve cinleri ancak Bana kulluk etsinler diye yarattım.”

(RAHMAN OLAN) ALLAH’IN (HAS) KULLARI

 Kitabımız Kur’an’da, insanoğlunun hayatını anlamlı bir şekilde yaşamasını, kulluk görevlerini idame ettirmesini sağlayacak emirler, yasaklar ve bazı yaşam tüyoları vardır. Peki, ya sadece kul olmak istemiyor, bir adım ötesinde has kullardan olmak istiyorsak? Aradığımız cevap Furkan Suresi’nin son ayetlerinde. Rahman’ın Has Kullarına ait özelliklerin sayıldığı bu ayetler, 11 özelliğin tamamını bünyesinde barındıran bir grup insandan değil, bu özelliklerden en az birine sahip 11 farklı grup insandan bahseder. Rahman’ın Has Kulları arasında bulunan ilk grup, “Yeryüzünde vakar ile yürüyen, cahiller onlara laf attığı zaman, ‘Selam’ deyip geçen kullar”[1]İnsan oluşumuzun bize verdiği nimetlerden biri olan sosyal hayatımız gereği yaşamımız boyunca pek çok farklı insanla muhatap oluruz. Bu farklılık kimi zaman ruha şifa olan güzellikler ile bizi buluştursa da kimi zaman ruhumuzu sıkıştıran, bizi yoran “cahiller” ile muhatap kılar.

CAHİLLER; PEKİ KİMLER?

“Cahillerle tartışmayın; çünkü ben hiç yenemedim.”[2]

Günlük konuşmamızda sık sık başvurduğumuz, hatta üzerinden edebiyat yaptığımız “cahil” kelimesini bilgiden yoksun, ümmi anlamında kullanıyor olsak da Arapça aslının manası sadece bununla kısıtlı değil. “c-h-l” kökünden türeyen cahil kelimesi, “Hoyrat, saldırgan, zorba, barbar, kibirli, gururlu” gibi bir grup karakteristik özellikleri içinde barındır. Paralel olarak âlim kelimesinin değil, “hilim” kelime sinin zıt anlamlısıdır. Arapçada hilim kelimesi de “hareket etmeden önce düşünme, muhakeme yapma, tedbirli davranma, ılımlı olma, medenilik, sakinlik, yumuşak huy” gibi ahlaki özellikleri kapsamaktadır.

Bilgi yoksunluğundan ziyade belirli tutum ve davranış örüntülerini, ahlak yapısını çerçeveleyen cahillik, toplumsal etkileşim içinde sık sık karşılaşabileceğimiz insan tiplerini tanımlamaktadır. Bu bağlamda ayet üzerine tekrar tefekkür edecek olursak, sosyal hayatımızda karşımıza çıkacağı haber verilmiş cahillerin, sadece diploması olmayan, okuma yazma bilmeyen, temel matematiksel hesapları yapamayan kişiler olmayacağını görmek zor olmayacaktır.

Bu kadar geniş bir kapsamı olan cehalet, âlimler tarafından üç kısım üzerinde incelenmiştir: “Cehl-i basit”, bilmediğinin farkında olmak. “Cehl-i mu’kab” bilmediğinin farkında olmamak. “Cehl-i mürekkep” ise aslında bilmese de kendini biliyor zannetmek ya da yanlış bildiği hâlde en doğru bilgiye sahipmiş gibi hareket etmek. Yani birine cahil demek ya da ortadaki bir cehaletten bahsediyor olmak aslında birbirinde farklı üç grup hâl üzerine olan insan grubu hakkında zan sahibi olmak anlamına geliyor. Rahman’ın Has Kulları’na atfedilen davranış ise karşısında bu insan güruhundan hangisi olursa olsun, onlara “Selam” ile karşılık vermek, kendi vakarını korumak.

SELAM HÂLİ

Nasıl ayette geçen cehalet, yalnızca bizim günlük dilde kullandığımız anlamı kapsamıyorsa selam tavrı da yalnızca dudaklarımızdan dökülen bir kelamdan ibaret değil. Bu kadar büyük bir müjdeye sahip olmak elbette karşılaştığımız zorbaca, saldırgan, barbar tavırlar karşısında 5 harften oluşan “Selam” kelimesini ayrılana kadar zikretmek olamaz.

Selam, bize sataşan, sınırlarımızı zorlayan, rahatsızlık veren insanlarla karşılaştığımız zaman sahip olmamız gereken zihniyeti bize göstermektedir. Bu zihniyet, sosyal ilişkilerimizde esnek hareket edebilmek, her tavrımızda Rahman olan Allah’ın özelliklerini yeryüzünde yansıtabilmeyi şiar edinebilmek ile mümkün olacaktır.

İnsanın sabrını tüketen, yeri geldiğinde çileden çıkaran, tüm davranışların aslında “cehalet” şemsiyesi altında toplandığı, cahil kelimesinin kapsamlı anlamından sonra açık bir şekilde anlaşılıyor. Kul olarak, psikolojik açıdan sağlıklı bir birey olarak elbette bazı davranışlar karşısında yüksek duyguları içeren tepkiler vermek yadsınacak bir durum değildir. Tabii, Rahman’ın Has Kullarından olmak gibi bir hedefimiz yoksa…

- Bir dakika, bir dakika! Hem sağlıklı diyorsunuz hem de Rahman’ın Has Kulu olmak hedefinden vazgeçmek diyorsunuz? Sizce de çelişmiyor musunuz hanımefendi?

- Eğer sabredip yazının sona kadar gelirseniz bunun bir çelişki değil, yaptığınız tercihe göre değişen bir durum olduğunu daha iyi görebilirsiniz.

Sadece sağlıklı bir psikolojideki kulluk statüsü sizi tatmin etmeyecekse bir sonraki adım olan, hoşgörü ile hareket edilen, sakin kalınan, yumuşak bir şekilde davranılan “Selam” hâlinin nasıl gerçekleşeceğinden bahsedelim isterseniz.

SELAM HÂLİ İÇİN ADIMLAR

Bu durum öncelikle otokontrolde ustalaşma meselesidir. Cahilce bir tavra maruz kaldıktan sonra verilecek en kolay tepki, bu tavrın kişide uyandırdığı öfke, hiddet, kızgınlık gibi duyguların etkisiyle ve misliyle karşılık vermektir.

Kişinin kendisini dizginleyecek tavrı oluşturabilmesi ise ancak güdülerin kontrolü ile mümkün olabilir. Değiştirilmek istenen davranış için atılacak ilk adım da farkındalık kazanabilmektir. Kişiye en yakından bakan yine kendisi olduğu için genellikle davranışlarına tek bir açıdan bakmaktadır. Böyle olunca da duyguların ve düşüncelerin etkileşiminin davranış üzerindeki etkisini fark edemeden, görülen şey tek başına sadece sonuç olmaktadır. Örneğin, birbirine korna çalan, bağıran şoförler trafikte sıkça karşılaştığımız manzaralardan biri. Bundan sonra selam hâli ile davranmaya karar veren şoför Ahmet Bey’in değiştirmeye karar verdiği bu manzaraya benzer davranışları için yapacağı ilk şey kendisine ayna tutmak. Ayna tutarken dikkat edilecekler ise:

1. Bu duruma karşı yanıtı ne oldu?

a.Ne düşündün (ör: Böyle davranmamalı, böylesi de hep beni bulur, yol benim hakkımdı, beni aptal yerine mi koyuyor…)

b. Ne hissettin (ör: Kızgınlık, öfke vb.)

c. Ne yaptın (Karşısındakine bağırma, yol boyunca başka arabalara korna çalma, içinden söylenmeye devam etme, hız yapma vb.)

2. İstenmeyen davranışı tetikleyen şey ne? (Önüne kırılması mı, kırmızı ışıkta geçilmesi mi yoksa ona yol verilmemesi mi, işe geç kalmış olma, uykusuzluk veya açıklık mı?)

3. Sonuçta ne oldu?

a. Kısa vadede: bağırdığı için rahatlama

b. Uzun vadede: Selam hâlinden uzaklaşma

Peki, bu davranış analizi nasıl olacak? Rabb’imizin insanoğluna verdiği en büyük nimetlerden biri her zaman gelişime açık olması. Özellikle de psikolojik anlamda. Normal şartlarda yabancısı olduğumuz bu ayna tutma işlemini öncelikle kâğıt ve kalemle, gözünüzün görebileceği şekilde yapmanızı tavsiye ederim. Bu analizden ne kadar çok yaparsanız ne kadar çok çeşit görürseniz zihninizin bunu alışkanlık hâline getirmesi o kadar kolaylaşacaktır. İlk başlarda çok da sevimli durmayan bu beceri, sizi ulaşmak istediğiniz hedefe yaklaştırmada sıçrama tahtası görevi üstelenecek, bireysel anlamda davranışlarımız (düşünce ve duygularla beraberce) üzerinde kazanacağımız farkındalık, kendimize bir adım öteden, objektif şekilde bakabilme fırsatı sağlayacaktır. Böylece sizin için problemli şekilde sonuçlanan durumlar arasındaki benzerliği, kendiniz, objektif bir şekilde görebileceksiniz. (not: Günlük sıkıntılardan ziyade sizi oldukça zorlayan daha büyük problemler için bu yöntem elbette kullanılabilir fakat bu konu hakkında bilgisi olanlara danışmak daha sağlıklı olacaktır)

Konumuza geri dönecek olursak… Davranışa tutulan ayna kısaca kişiye aslında şunu sorar: Kısa vadede rahatladın ve sana iyi geldi fakat bu şekilde devam mı edeceksin, yoksa bir şeyleri değiştirmenin vakti mi geldi? İşte tam da bu noktada kişinin verdiği yanıt, anlam arayışına bulduğu cevabın bir iz düşümü olacaktır. Kolay olanı var iken rahatımızı bozup zora talip olmak ancak kişinin kendisine belirlediği bir üst hedefe ulaşma çabası ile mümkün olur. Çünkü davranışlar üzerinden istenilen şekilde otokontrol kurma sadece sonuç olan davranışı değiştirmekle değil, kişinin duygularını ve mantığını da bu düzlem üzerine entegre etmesi ile mümkün olabilir.

Hedefimiz ayda bir kere veya haftada bir kere selam hâlini uygulamak değilse bu durumu kişilik özelliği hâline getirmek is tiyorsak şunu bilmekte fayda var: Davranışlarımızı revize etmekteki otokontrol becerisi ne kadar önemli ise kişinin bu kontrolün ne kadar yapılabilir ve uygulanabilir olduğuna karar vermesi de davranış değişikliğinin sürmesinde o kadar etkilidir. Bu noktada, şu Hadis-i Şerif, yapacağımız davranış değişikliği kısa vadede ne kadar zorlayıcı olsa da uzun vadede kazanacaklarımızı göstermesi açısından çok önemlidir:

“Ben haklıyken bile çekişmeye girmekten kaçınan kimse için cennetin kenarından, şakadan da olsa yalan söylemeye yanaşmayan kimse için cennetin ortasından, huyunu güzelleştiren kimse için de cennetin en yükseğinden bir köşk (verilmesin)e kefilim.”[3]

HULÂSA

Eğer bu satırları okuyabiliyorsanız, Güneş sistemi içerisindeki 3. Gezegen olan Dünya’da, sayısı netleşmemiş mahlukat içerisinde en mükerrem varlık olarak yaratılma şerefine erenlerden birisiniz:

“Andolsun, biz insanoğlunu şerefli kıldık. Onları karada ve denizde taşıdık. Kendilerini en güzel ve temiz şeylerden rızıklandırdık ve onları yarattıklarımızın birçoğundan üstün kıldık.”[4]

Ayrıca, farklı seçenekler arasından bu konu başlığına sahip bir dergiyi aldıysanız, hayatınızdaki anlam arayışına, temel cevabı bulanlardan biri olduğunuzu da söyleyebiliriz:

Ben insanları ve cinleri ancak Bana kulluk etsinler diye yarattım.”[5]

Eğer hep aynı hızda, vites değiştirmeden geçen bir hayat sürüyorsanız, belki de çanlar sizin için çalıyorken sesleri duymayacak kadar uzakta olabilirsiniz. Çünkü hayat, kalp atışları misali, inişler ve çıkışlar ile devam eden bir yol. Bu yolda kimi zaman hilim karakteri ile ahlaklanmışlarla karşılaşacağız ve yolumuza huzurlu bir şekilde devam edeceğiz. Kimi zaman da cehalet ehli cahiller ile karşılaşacağız ve tırmanmak zorunda olduğumuz yokuşlar nefesimizi zorlayacak. Varmak istediğimiz nokta eğer Rahman’ın Has Kullarından olmaksa bizim sahip olacağımız karakter, kavli selamın ötesine geçip hâl dili selam olmalı. - Yani şimdi diyorsunuz ki karşınıza çıkan kim olursa olsun bulunduğun hâl, selam olsun? - Evet, tam olarak bundan bahsediyorum. Fakat eksik kısmı şu soru ile tamamlamama müsaade edin. - Peki ya siz karşınızdakiler için hangi güruhun temsilcisisiniz? Hilim ehli olanların mı, cehalet ehli olanların mı? Bulunduğunuz hâl selâm, cennetteki mekânınız has kulların yanında olsun. Selam ve dua ile…

Feyzanur Taştekne 

Hüma Dergisi, Sayı: 1

Dipnot:


[1] Furkan Suresi, 63

[2] İmam Gazali’ye nispet edilmektedir

[3] Ebu Davud, Edeb, 7; Tirmizi, Birr, 158

[4] İsra Suresi, 70

[5] Zariyat Suresi, 56

Yayın Tarihi: 17 Nisan 2022 Pazar 13:00
banner25
YORUM EKLE

banner19

banner26