Nutkun canı vardır!

Resulullah Efendimiz’in sahabelerine hayırlı ve olumlu konuşmayı tavsiye ederken kardeşlerinin Yusuf’u gezdirmek için izin istemeleri üzerine Hz. Yakub’un “Onu kurt kapar!’’ cevabını vererek olumsuzu çağrıştırmasının Yusuf’un kardeşleri üzerindeki kötü etkisini vurgular. Sakine Odabaşı yazdı.

Nutkun canı vardır!

Tasavvuf büyüklerinin hiçbir zaman olumsuz bir söz söylemediklerini biliriz. Onlar Cenab-ı Hak’la kul arasında yetmiş bin perde olduğunu, bu perdelerin en önemlisinin dilimiz olduğunu bilirler. Bu yüzden Resulullah Efendimiz’in ‘‘Ya hayır söyle ya sus!’’ hadisine uyarak kelimelerini dahi cımbızla seçerler. Mesela ‘’düşersin’’ demezler, ‘’düşmeyesin’’ derler; “ölmek’’, “kapanmak’’, ‘’bitmek’’ yoktur onların lisanında ‘’sırlanmak’’ vardır. Peki, kelimelerin ses titreşimlerinin ötesinde manevi bir gücü olduğunu ifade eden “Nutkun canı vardır!” sözü bugünün pozitif bilimlerine iman etmiş modern insan için ne anlama gelmektedir?

Duada küstahlık eden adamın hikâyesi

Resulullah Efendimiz’in sahabelerine hayırlı ve olumlu konuşmayı tavsiye ederken kardeşlerinin Yusuf’u gezdirmek için izin istemeleri üzerine Hz. Yakub’un “Onu kurt kapar!’’ cevabını vererek olumsuzu çağrıştırmasının Yusuf’un kardeşleri üzerindeki kötü etkisini vurgular.

Resulullah Efendimiz’in hayat-ı seniyelerinde dua ederken dahi kelimelerimizi müspet yönde seçmemizi salık veren bir başka hadise de Mesnevi-i Şerif’te hikâye edilmiştir. Resulullah ölüm döşeğinde, ızdırap içinde kıvranan bir sahabesini ziyaret eder. Onun bu halinin duada küstahlık etmesinden sadır olduğu Resulullah’a malum olur ve ona nasıl dua ettiğini sorar. Adam, “Allah’ım bana ne ceza vereceksen bu dünyada ver, öbür tarafa bırakma.’’ diye dua etmiştir. Resulullah Efendimiz, adama Allah’ın rahmetinin geniş olduğunu, dua ederken hem bu dünya hem öteki dünya için hayır dilemesi gerektiğini söyler ve dua eder. Adam böylece ızdırabından kurtulur ve huzur içinde Rabb’ine kavuşur.

Kabul olan padişah duaları

Yahya Kemal, annesinin ona çocukken söylediği şu sözü hiç unutmamıştır: “İki kişiyi çok seveceksin. Biri Peygamberimiz, öbürü Sultan Murat Hüdavendigar.’’ Bütün Balkan coğrafyasının kapılarını İslam’a açan koca sultan, Kosova Savaşı öncesinde “Ya Rab! Beni bu Müslümanlara kurban eyle! Tek bu müminleri küffar elinde mağlup edip helak eyleme! Evvel beni gazi kıldın, ahir şehadet ruzi kıl.’’ diye dua etmiş ve zafer sonrası savaş meydanını gezerken bir hançerle şehit edilmiştir.

İkinci Bayezit’ten rızası dışında, emrivaki yoluyla tahtı alan Yavuz Sultan Selim’e babasının “Kılıcın keskin, ömrün kısa olsun.’’ diye beddua ettiği yolunda rivayetler o dönemin kroniklerinde de geçmektedir.

Şu iki rivayet de inkıraz döneminden… Sultan Abdülhamit kendisini tahttan indirmek için Yıldız Sarayı’na gelen dört İttihatçı’ya, “On sene idare edin, yüz sene idare etmiş sayacağım.’’ der. Gerçekten de Sultan’ın tahttan indirildiği tarih olan 27 Nisan 1909 ile Osmanlı’nın teslim olduğu 31 Ekim 1918 arasında dokuz buçuk yıl vardır. Yine kardeşi Sultan Reşat’ın ölüm haberini alıp saraya koşan Sultan Vahdettin’in merdivenleri çıkarken gözlüğünü düşürdükten sonra ‘’Bu bir felaket!’’ cümlesini gayri ihtiyari ağzından çıkarmasını da uğursuzluk olarak sayan rivayetler mevcuttur.

Rüyalar, kehanetler

Rüyaların hayra yorulmasının tavsiye edildiğini bilmeyen yoktur. Şu ince nükte de bu hassas noktaya dikkat çeker. Osmanlı’nın son zamanlarında bir hanım, rüyasında oğlunun darağacına çıktığını görür ve bir şeyh efendiye giderek rüyasının tabirini sormak ister. Fakat rüyayı anlatırken kadının gönlü elvermez komşunun oğlunun darağacına çıktığını söyler. Şeyh efendi kadını rüyayı doğru anlatması yönünde uyarır ama kadın ısrarla komşunun oğlu olduğunu tekrarlar. Şeyh efendi de ‘’İyi o zaman, komşunun oğlu sadrazam olacak.’’ der. Bu nüktede anlatılan komşu oğlunun Talat Paşa olduğu söylenir.

Bir kehanet hikayesini de bize Refik Halit Karay nakleder. Meşhur casus Arabistanlı Lawrence’ın, Fırat üzerinde seyreden bir gemide karşılaştığı remil falcısı ona “Emir’in oğlu! Döktüğün kan, yaptığın gazve, saçtığın altın Fırat gibi boşa akıyor. Bir çocuk sana bela getirecek, başını koru!’’ der. Etraftakiler falcının sözlerini  boş lakırdı olarak algılarsa da Lawrence, “Doğru söylüyor. Ben en büyük emir olan İngiliz kralının manevi oğluyum.’’ diyerek tasdik eder. Tabi hikâyeye Lawrence’nin bir motosiklet kazasında kafatası çatlamak suretiyle öldüğünü de ilave etmek gerek.

Ne dersiniz nutkun canı var mıdır yoksa evrene mesaj (!) mı gönderiyoruz? Yahut edep ehli olup emr-i peygamberîyi tutarak hayır söylemek bizi huzura kavuşturacak mı? Şüphesiz her zaman huzurdaymışız gibi konuşursak huzura kavuşacağız.                                     

Sakine Odabaşı

Yayın Tarihi: 30 Nisan 2021 Cuma 17:00
banner25
YORUM EKLE
YORUMLAR
Turgut Akça
Turgut Akça - 3 ay Önce

teşekkür ederim, güzel bir mevzu, en ihtiyaç olduğu zaman.

Hatice Atasoy
Hatice Atasoy - 3 ay Önce

Okurken çok büyük keyif.lezzet ve ders aldım.Kalemine yüreğine sağlık.

Aslıhan Çaçan
Aslıhan Çaçan - 3 ay Önce

Geçmişi günümüzü bir araya getiren ve hepsine müslüman nazarıyla bakan çok güzel bir yazı. Yazarı tebrik ediyorum.

banner26