Nerede çokluk, orada yokluk

"İmtihana tâbi tutulmak yaratılmış olmanın bir gereği; imtihan ile başa çıkmak veya isyan etmek ise imtihan için yaratılan insanın bir tercihidir." Rümeysa İnan yazdı.

Nerede çokluk, orada yokluk

Kâinatta her şey zıddıyla kaimdir. Var olan her şeyin zıttı da yaratılmıştır. Gün ve gece, iyi ve kötü, yaz ve kış, hayat ve ölüm, hastalık ve şifa gibi. Liste, yaratılan varlıklar adedince uzatılabilir. Bu zıtlıklar, “Küçük kâinat” olarak adlandırılan insanda da mevcuttur. İnsan, güzellik ve çirkinlik, iyilik ve kötülük, mutluluk ve hüzün, cömertlik ve cimrilik gibi pek çok tezatı bünyesinde barındırır. Peki, insanda bunca tezat duygu neden var? Tâbi tutulduğu imtihanını nasıl göğüsleyeceğine dair karar vermesi için elbette.

İmtihana tâbi tutulmak yaratılmış olmanın bir gereği; imtihan ile başa çıkmak veya isyan etmek ise imtihan için yaratılan insanın bir tercihidir. İşte bu tercih hakkımız, bizi diğer varlıklardan ayıran noktadır. Doğru yolu izleyerek yaptığımız tercihler bizi üstün kılar, yanlış yola saparak yaptığımız tercihler ise alçaltır. Seçimimizin doğru olup olmadığına, düşünen akıl ve hisseden kalp ile karar veririz. İnsanın tercih yapacağı aklı ve tercihlerini süzgeç misali inceleyeceği kalbi, yanlışlıklar silsilesiyle kararmışsa ya da mühürlenmişse, artık gerçeği göremez. Göremediği için de doğru karar veremez.

Putperestlere yani müşriklere bakalım: Allah’a olan inançları mevcuttu ama kararan akılları ve kalpleri, Allah’ın tek olduğu gerçeğini kabul etmiyordu. Bu sebeple de tercihlerini tevhitten değil, şirkten yana kullandılar.

Âdem’den (Aleyhisselam) beri inançsızlar, müşrikler, münafıklar gibi kötü amelleri sebebiyle akılları, kalpleri mühürlenmiş insanlar geldi, gelecek de. Bizim yapmamız gereken aklımızı ve kalbimizi hakikat için kullanmaktır. Bunun için de etrafımıza bakmalı, görmeliyiz. Gözümüzün alabildiği tüm mahlûkatı, kâinatın mükemmel düzenini görmeli sonra da düşünmeliyiz. Bu mükemmel ve şaşmaz düzenin sahibi kim? Benim sahibim, Yaratanım kim? Tıpkı atamız İbrahim (Aleyhisselam) gibi. O da kalpleri ve akılları mühürlü insanlığın içinde dünyaya geldi. İmtihanları ise hayatı boyunca devam etti.

Bu imtihanlara göğüs germek için bir dayanak noktası gerekirdi. İbrahim’in (Aleyhisselam) dayanağı imanıydı. Babasının dahi putperest olduğu, hatta put yapanlardan olduğu bir ortamda o, bunları reddetti. Aradı, kâinatı izledi. Lakin aradığı gördüklerinde değil, göremediğindeydi. İşte bu nokta onun, tek olan Rabbine iman ettiği yer oldu.

İbrahim (Aleyhisselam) tevhit mücadelesinde bizler için en güzel örneklerdendir. Her durumda Allah Teâlâ’nın tek olduğunu, eşi benzeri olmadığını anlatmıştır. Bu yolda pek çok zorlu imtihanla karşılaşmıştır. Ancak Rabbi, Halil’ini (Dostunu) yalnız bırakmamıştır. Dönemin zalim hükümdarı Nemrut, İbrahim’in (Aleyhisselam) anlattıklarını duymuş ve Allah’a inanmak şöyle dursun, kendi ilâhlığını ilan etmişti.

İbrahim’in (Aleyhisselam) anlattıklarına karşı onu ateşe atmışlardı. Ama o, ne Rabbine imanından vazgeçti ne de korktu. Allah Teâlâ, “Ey ateş! İbrahim için serin ve zararsız ol!”[1] emrini vererek onu ateşin yanıcılığından muhafaza etmişti. Bu olaydan sonra İbrahim’i (Aleyhisselam) ve ona inananları yurtlarında barındırmadılar.

İbrahim (Aleyhisselam) bünyesinde barındırdığı zıtlıklar arasında tercihini her zaman haktan yana kullandı. Ama Nemrut ve onun gibilerin tercihleri inkâr ve kötülük safında yer almak oldu. İman safını seçmenin, Hak yolda sebat etmenin, eleştirilerek yalnız bırakıldığında doğrudan vazgeçmemenin zorluğu, İbrahim peygamberin gönlünden diline yansıyan şu sözlerle ona el açtırmıştı: “Rabbimiz! Sadece Sana dayanıp güvendik, Sana yöneldik; dönüş de ancak Sanadır. Rabbimiz! Bizi, inkâr edenler için bir fitne (Sınama konusu) yapma. Bizi bağışla ey Rabbimiz! Çünkü kudret ve hikmet sahibi olan Sensin.”[2]

İbrahim’in (Aleyhisselam) bu duası, zalimin zulümde başarılı olmasına, müminin imanında şüpheye düşmesine sebep olmaktan korunmak için yaptığı dualardandır. Kur’an-ı Kerim’de de otuz dört ayette geçen fitne: “Sınama, maddî ve manevî sıkıntı, üzüntü, bela ve felaketle imtihan etme” [3] manalarına gelir. Ayette ise “İmtihan sebebi olma” anlamındadır. Müfessirler bu kavramı, inkârcıların taptıkları putları ve sayılarını çok görerek kendilerini galip zannetmeleri ve müminlerin bunun üzerine kendilerini ve iman ettikleri tevhit inancını yanlış görmeye başlamaları olarak yorumlamışlardır.

İnsan, doğruyu da yanlışı da tercih edebilir. Önemli olan yanlışı ısrarla devam ettirme gayretinde olmamamızdır. Bizim hatamız, hakikatle ilgisi olmayan seslerin yükselmesine sebep olabilir. Sayılarının çok olması ve sözlerinin yüksek olması, inkârcıları doğru olanın kendi gittikleri yol olduğu fikrine kaptırır. Müminlerin ise hakikate olan inançları zayıflar. Her tarafı Hakk’ın sesi sarmalıyken yanlış seslerin yükselişiyle; küfrün doğru, hakikatin yanlış olduğuna inanarak yoldan sapabilirler. İbrahim’in (Aleyhisselam) yaptığı bu dua, müminin bir yanlışının nelere sebep olabileceği hususunda yapılan en güzel uyarılardan biridir.

Rümeysa İnan

Dipnot:

[1] Enbiya Suresi, 69

[2] Mümtehine Suresi, 5

[3] Diyanet İslam Ansiklopedisi, “Fitne”, Mustafa Çağrıcı

Yayın Tarihi: 31 Mayıs 2021 Pazartesi 09:30 Güncelleme Tarihi: 02 Haziran 2021, 07:56
banner25
YORUM EKLE

banner26