Ne buyurdu Efendimiz: Susan kurtuldu!

İlla bir şey yapmak istiyorsak yapacağımız en yararlı şey öncelikle en zeki çocuğumuzu bu dinin talebesi, hocası olması için dünyalık istikbalini düşünmeden bu dine kurban etmektir. Celalettin Alkan yazdı.

Ne buyurdu Efendimiz: Susan kurtuldu!

İnternet ve sosyal medya kullanımının yaygınlaşmasıyla birlikte her alanda değerlendirme yapmayı kendimize mübah görür olduk. Bu aslında müthiş bir kargaşaya sebebiyet veren dehşetli bir durum.

Zihinlerimizin yeni bir meseleyle karşılaştığında nasıl çalıştığını kısacık bir düşünelim: Facebook/ Twitter'da dolaşıyoruz, aniden önümüze hiç fikrimizin, eğitimimizin olmadığı bir konuda yapılmış bir haber düşüyor. Bir sürü seçeneğimiz var: Beğenebiliriz, beğenmediğimizi belirten ifadelerle işaretleme yapabiliriz, paylaşabiliriz, hatta yorum yapabiliriz. Sosyal medya bizim kim olduğumuza bakmadan işte tüm bu seçenekleri sunuyor bize.

Tam da burada imtihanımız başlıyor aslında; o konunun mütehassısı olmamamıza rağmen bir şeyler söyleyecek ve mevcut bilgi kirliliğine bir katkı da biz mi sunacağız, yoksa bizi ilgilendirmeyen bir konu olduğu için susup işi ehline mi bırakacağız? İlk seçenekte bir hayır yok, bunu önce güzelce anlayalım. Fakat ikincisi bizim ne kadar kaliteli Müslüman olduğumuzu gösterecek bir turnusol kağıdı niteliğini taşıyor. Çünkü Kur'an'da "İşi ehline bırakın" (Nisa 4/58) deniyor. Üstelik efendimiz de “Kendisini ilgilendirmeyen şeyi terketmesi, kişinin iyi Müslüman oluşundandır.” (İbni Mâce, Fiten 12) buyuruyor.

Hal böyle olmasına rağmen çoğu zaman "bir şeyler söyleme"nin dayanılmaz cazibesine kapılarak bizi ilgilendirmeyen konularda bile yorumlar ve paylaşımlar yapıyor, hatta linç girişimlerinde bulunuyoruz. Bu da kalitemizin yavaş yavaş düştüğünü gösteriyor ki, ne acı!


 

Bir sanat eseri ya da yazı, şiir gibi ancak ehlinin hakkında değerlendirme yapabileceği şeylerin halkın oylamasına sunulmasını da abes karşılıyorum. Biz kimiz ki sanatsal bir değerlendirme yapabilelim, bir şiirin bir yazının iyi ya da kötü olduğuna karar verebilelim? Olması gereken bu değerlendirmeyi sanatçılar/ yazarların yapması ve bize de yalnızca okumak ya da keyifle temaşa etmek kalması değil mi? Öbür türlüsü maalesef bu işlerin ayağa düşmesinden başka bir şey olmuyor kanımca.

Dinî konularda herkesin konuşması ise esasen insanların nezdinde dinin artık pek kıymeti kalmadığını gösteriyor bir açıdan. Bunu itiraf etmeliyiz. Çünkü sadece sizin için kıymeti olan şeylerin üzerine titrersiniz, onlara zarar vermemek ve bozmamak adına. Fakat bugün en özentisiz, en alelacele konuşulan alan dinî alan olmuş durumda.

Lütfen kıyametler bile kopsa dinî bir konuda "Ben o işlerden anlamam" diyebilme erdemini gösterelim. Merak etmeyin, her dönemde Allah'ın dinini savunacak ilim adamlarımız mevcuttu, mevcut olacak. Meseleleri onlara havale edelim.

İlla bir şey yapmak istiyorsak yapacağımız en yararlı şey öncelikle en zeki çocuğumuzu bu dinin talebesi, hocası olması için dünyalık istikbalini düşünmeden bu dine kurban etmektir. Hiçbir yeri kazanamayan çocuğumuzu değil. Eğer en zekisini değil en haylazını kurban edersek tam da bu durumdan yakınan bir hocamızın ifadesiyle "Bu kurban Kâbil'in kurbanına benzer". Hatırlayalım Hz. Adem'in iki oğlu Hâbil ve Kâbil'den kurban istenmişti. Hâbil güzel bir kurban sunarken Kâbil alelade bir hayvanı kurban olarak sunmuştu ve kurbanı kabul edilmemişti (İbn Kesîr, c. 3, s. 76). Bu fedakarlığı yapamıyorsak şayet ne Müslümanların neden bu halde oldukları ne de dinin ahvâli hakkında konuşma hakkımız olabilir.

İlim talebelerinin yetişmesine yardım etmek de faydasız konuşmak yerine yapılacak en güzel hizmetlerden bir tanesidir. Ya da bizi rahatsız eden bir ifadeyle karşılaştığımızda -bu işin mütehassısı değilsek eğer- en fazla güvendiğimiz bir ilim adamına fikrini sorup işin aslını öğrenmeye çalışmak düşer bize. Ama daha fazlası değil.

Sözün özü din alanı ego tatmini sağlayacağımız bir alan olamayacak kadar kıymetli ve mühim bir alandır. Bu dinin bir sahibi var ve yarın onun huzuruna çıkıp söylediklerimizden sigaya çekileceğiz.

O gün "Sen benim dinimi kıymetsiz mi gördün bre gafil, ne diye bunca gevezelik edersin!" diye azarlanmak istemiyorsak aman dilimizi tutalım.

Zira bazen kurtuluş susmaktadır. Ne buyurmuş Efendimiz: "Susan kurtuldu!" (Tirmizî, Kıyâmet, 50/ 2501)

Celalettin Alkan

Yayın Tarihi: 29 Aralık 2020 Salı 13:23 Güncelleme Tarihi: 29 Aralık 2020, 13:26
banner25
YORUM EKLE

banner26