Namazda huşu ve ibadet zevki

Kur’an-ı Kerim’in kelamını idrak etmek, kavramak ya da bilmek namazımıza ihlâs kazandırarak onu şuurla yerine getirmemizi sağlar. Huşu için şuura, şuur için de mânâya ihtiyacımız vardır. Burhan Alsan yazdı.

Namazda huşu ve ibadet zevki

Allah, insanoğlunu belli gayeler doğrultusunda yaratıp ona muhtelif vazifeler yüklemiştir. Yaşı kemale eren her Müslüman, bu görev ve sorumlulukları yapmakla yükümlüdür. Namaz, oruç, zekât, hac vb. farz olan ibadetlerdendir. Yalan söylememek, gıybet etmemek, iftira atmamak, tebessüm etmek, sadaka vermek gibi edimler ise zorunlu olmamakla birlikte insana değer katan ve insanı Allah katında yücelten amellerdendir. Dinin direği olarak tanımlanan ‘’namaz’’ ibadetler arasındaki ehemmiyeti ve ağırlığıyla ön plana çıkmaktadır. Günde beş vakit camilerimizden yükselen ezan sesi, bütün Müslümanları kurtuluşa yani namaza çağırmaktadır. Kimi bu çağrıyı kulak ardı ederken kimisi de dört gözle bekler ve Allah’tan kurtuluş niyaz eder.

Namaz, son derece önemlidir. Namaz; huzurdur, sevinçtir, temizliktir. Namazını dosdoğru kılan kişi hayatını da o minval üzere yaşar. Ubudiyet, namazı pürdikkat ve en doğru şekilde kılmakla başlar. Zira namaz, dinimizin temeli ve İslâm’ın çimentosudur. Namazlarını kılan bir kişi bunun ağırlığını gündelik hayatında omuzlarında hissetmeli ve ona göre tavır takınmalıdır. Ailesine, arkadaşlarına veya çevresine kıldığı namazın kendisindeki olumlu etkisini hissettirebilmelidir. Hem namaz kılıp hem de laubali bir biçimde nahoş söylemlerde bulunan veyahut dedikodu yapabilen bir şahıs, kıldığı namazı derhal gözden geçirmelidir. Çünkü burada bir noksanlığın tezahürü vardır. İfa edilen namaz ibadetinin hayata tam olarak yansıtılamaması belki de günümüz insanının başlıca meselelerinden biridir. Kaldı ki yaşadığımız çağ, etkileşim bombardımanıyla ve iletişim furyasıyla insan zihnini mütemadiyen meşgul etmektedir. Bu da namazın sağlığını tehlikeye atabilecek risklerdendir. Bahsettiğimiz riskleri ne aza indirmenin ya da tamamen yok etmenin yolu namazda huşu içinde olmaktan geçer. Huşu, yerine getirilen ibadetin tadına varmak; Yaradan’a tüm benliğimizle, sevgiyle, saygıyla boyun eğip onun kulu olduğumuzun bilincine ermektir.

Huşu temizlikle başlar

Geçtiğimiz günlerde cuma sohbetinde vaaz veren bir hoca, ‘’Huşu, tuvalette başlar.’’ deyince dimağımda bir ışık yandı ve tefekkür ettim. Namazda huşunun önemine binaen yaptığı konuşmada hoca efendi, bu cümleyle taharetin ve temizliğin ne denli mühim olduğuna dikkat çekmişti. Hocanın söylediklerine tüm kalbimle ve aklımla katıldım. Mümin, hacetini giderdikten sonra İslâm’ın emrettiği usule göre taharet yapar devamında titizlikle abdest alırsa namazını daha şuurlu kılar. Sözünü ettiğimiz süreçler birbirini etkileyen ve birbirinin devamı niteliğindeki zincirin halkalarıdır. Bu halkalardan birinde nakıslık cereyan ettiğinde aradaki bağlantı kopabilir ve sürecin sağlığı tehlikeye girebilir. Binaenaleyh namazımızı huşu içinde eda etmek istiyorsak hem tuvalette hem de sonrasında taharet adabına azami ölçüde dikkat etmeliyiz. Ayrıca şunu da vurgulamak gerekir ki temizlik veya taharet, imanın yarısıdır. Dolayısıyla günlük hayatın akışında, her alanda temiz ve titiz olmak icap eder.

Okuduğumuz surelerin mânâlarına vâkıf olmalıyız

Namazı huşu içinde kılmamız için ehemmiyet teşkil eden diğer husus da okuduğumuz sure ve duaların anlamlarını bilmektir. Namaz sadece fiziki olarak eğilip doğrulmak değil içinde zihinsel, ruhsal ve hissî süreçler barındıran bir ibadettir. Bir yandan secdeye veya rükûya gidilirken diğer yandan çeşitli tesbihatlar söylenir. Bununla beraber kıyam hâlindeyken sure ya da Kur’an okunur. Kısaca namazın içinde hem hareket hâlinde oluruz hem de çeşitli sure, dua ve tesbihatlar okuruz. Şayet namazdayken ağzımızdan çıkanların anlamlarını bilirsek namazı huşuyla kılarız. Zira okuduklarımızda öyle derin ve öyle ince manalar vardır ki bu, bizi namaza canı gönülden müptela eder. Kur’an-ı Kerim’in kelamını idrak etmek, kavramak ya da bilmek namazımıza ihlâs kazandırarak onu şuurla yerine getirmemizi sağlar. Huşu için şuura, şuur için de mânâya ihtiyacımız vardır.

Ben develerimi kalbime bağlamam

Birisi İmam-ı Azam’a gelerek: ‘’Ya İmam, ben namazlarımı huşu içinde kılamıyorum. Namazdayken develerimi otlatıyor, onlarla ilgileniyorum. Oysa siz, benden daha zenginsiniz. Peki, siz ibadet zevkine nasıl erişiyor, ibadetlerinizi huşu içinde nasıl yapıyorsunuz?’’ diye sormuş. İmam-ı Azam Ebu Hanife hazretleri şu cevabı vermiş: ‘’Ben develerimi kalbime bağlamam, ahıra bağlarım.’’

Yukarıda anlatılan kıssa, namazın huşu içinde kılınması açısından oldukça önemlidir. İnsanı doğru yoldan çıkarmakla görevlendirilen şeytan ve nefis, namazda da yakamızı bırakmaz ve akla hayale gelmeyecek meşgalelerle insicamımızı bozmaya çalışır. Namaz esnasında mal, mülk, iş, güç gibi günlük hayatın maddi boyutlarını düşünürsek büyük bir hataya düşeriz. Namaza durduğumuz vakit dünya hayatına ilişkin ne varsa elimizin tersiyle itmemiz icap eder. Aksi takdirde namazımızı tam mânâsıyla huşu içinde kılamayız. İmam-ı Azam’ın da dediği gibi namazın zevkine varmak istiyorsak malı, mülkü ve dünya işlerini kalbimizden söküp atmamız gerekir. En azından namaz sırasında…

Namaz ibadetinin huşu içinde ifa edilmesi için yazdıklarım dışında da birçok âmil mevcuttur. Ben sadece birkaçına değindim. Taharetin önemini kavrayarak surelerin meallerini öğrenirsek, kalbimizi de dünya işlerinden soyutlarsak namazı huşu ile eda edebiliriz. Rabbim, bizlere namazı en ufak bir riya emaresi göstermeden kılmayı, ihlâs ve samimiyetin tadına varmayı, huşunun ve huzurun doruğa ulaştığı ibadetler nasip etsin.   

Burhan ALSAN

                                                                                                        

Güncelleme Tarihi: 27 Ağustos 2020, 08:49
banner25
YORUM EKLE

banner19

banner13

banner26