Nabi’den pahada ağır birkaç nasihat

"Peygamberimiz, (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) bir hadisinde “Din nasihattir.” buyurmuş, çevresindekilerin, “Kim için?” diye sormaları üzerine, “Allah için O’nun kitabı için ve O’nun elçisi için Müslümanların yöneticileri ve onların umumu için” diye buyurmuştur." Ehliman Simitçioğlu yazdı.

Nabi’den pahada ağır birkaç nasihat

“Nush” kökünden türeyen nasihat kelimesi sözlükte: “Saf, halis olmak, kötülük ve bozukluktan uzak bulunmak; iyi niyet sahibi olmak ve başkasının iyiliğini istemek.” anlamlarında ve “Başkasının hata ve kusurunu gidermek için gösterilen çaba; iyiliği teşvik, kötülükten sakındırmak üzere verilen öğüt; başkasının faydasına ya da zararına olan hususlarda bir kimsenin onu aydınlatması ve bu yönde gösterdiği gayret.” manalarında kullanılmaktadır.[1] Divan şiirimizde de pek çok şair tarafından, oğullarına yazdıkları şiirlerde kullanılmasının yanı sıra bazı Osmanlı padişahlarının oğullarına yazdıkları şiir ve mektuplarında da kullanılmıştır.

Peygamberimiz, (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) bir hadisinde “Din nasihattir.” buyurmuş, çevresindekilerin, “Kim için?” diye sormaları üzerine, “Allah için O’nun kitabı için ve O’nun elçisi için Müslümanların yöneticileri ve onların umumu için” diye buyurmuştur.[2]

Babadan veya ebeveynden çocuklara nasihat edildiğine dair bilgilerin geçmişi ilk insan ve ilk peygamber Âdem’e (Aleyhisselam) kadar götürülür. Kimi kaynaklarda Âdem’in (Aleyhisselam) ve Nuh’un (Aleyhisselam) ölmeden önce çocuklarına dünya ve ahiret hayatıyla ilgili vasiyetlerinin olduğu yazılıdır.[3] Lokman Suresi’nde Lokman’ın oğluna nasihatini o kadar canlı bir üslupla verir ki Lokman’ı önündeki oğluna öğüt verirken karşımızda âdeta görür gibi oluruz.[4] 

Türk edebiyatında babadan oğula miras

Bir babanın oğluna nasihatini, hayatı boyunca kazanmış olduğu bilgi ve tecrübelerinin ışığı altında yapması şüphesiz oğluna bırakacağı en önemli emanetlerden birisidir. İşte bu nokta-i nazardan hareketle Türk edebiyatında babaların oğullarına öğütlerini içeren müstakil eserler ve bazı kısa metinleri mevcuttur. Türk edebiyatında bugünkü bilgilerle babadan oğula öğüt geleneği içinde müstakil bir eser olarak kalem alınan ilk eser, Keykavus’un “Kabusname”sinin Türkçe çevirileridir.

Babalık duygusunun o kuşatıcı, koruyucu kişilik özelliğinin yanı sıra, bazı divan şairleri yanında devlet büyüklerinin de oğullarına nasihatler verdiği görülmüştür: Kanuni Sultan Süleyman için Yavuz Sultan Selim tarafından yazdırılan “Siyasetnâme”si, II.  Murat’ın Fatih Sultan Mehmet adına yazdırdığı iddia edilen “Nasihat-i Sultan Murad”ı gibi. Devlet idarecisi, bazı şeyhler veya meşhur bazı âlimlerin oğullarına verdikleri vasiyetnameler de bu türden nasihatname örnekleri arasındadır.

Nabi’nin oğluna nasihati: “Hayri-Nâme”

Nabi, 16. yüzyılın ikinci yarısında yetişmiş ve “Nabî ekolü” diyebileceğimiz kendine ait tarzıyla bilinen önemli bir şairimizdir. 16. yüzyıl Türk edebiyatı, Kanuni döneminde siyasî ve sosyal gelişmelerin aksine, bir duraklamanın yaşandığı süreç olmuş, bu durum şairlerin eserlerinde daha önceki yüzyıllara nazaran farklı bir tarzın gelişmesine sebebiyet vermiştir. Bu sebeple şairlerin çoğu şiirlerinde anlam derinliğini yakalayabilmek için tasavvufa ve İran’da başlayıp Hindistan’da gelişme gösteren Sebk-i Hindi (Edebiyatta Hint tarzı) üslûbuna yönelmişlerdir. Fakat Nabi’nin şiirlerinde kullanmış olduğu tarz daha hikemî, kendine has bir üslûp olmuştur. Şiirlerinde kullandığı sağlam ve sade dilin yanında gazelin muhtevasını genişleterek aşk ve bezm gibi konulara felsefî anlayışlar, sosyal olaylar ve hayat üzerine düşünceler ekleyerek oluşturduğu tarzın örneklerini vermiştir.

Nabi, devlette idarî görevlerde bulunduğu için meslek erbabının yaşadığı sıkıntıları yakından görme fırsatını da yakalamış, bu sebeple de bunlardan çıkardığı olumlu ya da olumsuz dersleri, oğlu Ebul-Hayr Mehmed’e hitaben yazdığı manzum bir nasihatname olan “Hayrî-nâme” adlı eserinde kaleme almıştır.

Eserini Halep’te yaşadığı yıllarda kaleme alan Nabi’nin bu zaman zarfında da devlette yaşananları yakından takip ettiği, kasidelerinden anlaşılmaktadır. “Hayrî-nâme”, akla hitap eden bir öğüt kitabıdır. Esas itibariyle Nabi eserde, oğluna (Ve taşıdığı sosyal ve siyasal eleştirileri sebebiyle oğlunun nazarında bizlere) yapması gereken dinî vazifeleri ve sosyal hayatta uyması gerekenleri, kendi tecrübeleri ışığında aktararak öğütler vermiştir.

İyi bir evladın yetiştirilmesinde annenin değeri ne kadar yadsınamazsa aynı ölçüde babanın evladına göstermiş olduğu şefkat ve ilgi güzellik tohumlarını daha küçük yaşta atacak; tıpkı çınarın fidan hâlinden sağlam yapısına ulaşıncaya kadar geçirdiği merhaleler gibi sağlam ve dimdik ayakta durabilen evlatlar yetişmesine sebep olacaktır. Nabi’nin bunun bilincinde olduğu oğlu Ebu’l-Hayr Mehmet Çelebi’ye kullandığı hitapların yanında, kendisinin yaşadığı deneyimlerin bir sonucu olarak verdiği, günümüzde hayat dersi olarak nitelendirilen nasihatlerinden de anlaşılmaktadır.

Hayri-Nâme’den İslâm’a ait birkaç nasihat

Nasihat vermek amacıyla oluşturulan eserlerde pek rastlanmayan bir yaklaşımla Nabi, eserinin başında İslâm inancının oğlunda hem daha iyi pekişmesini sağlamak için hem de bu konuya ne kadar önem verdiğini vurgulamak için olacak dinî noktalardan nasihat vererek anlatmıştır.

“Farzdur itme sakın fevt-i salât

İktidâruñ var ise hacc ü zekât”

(Namaz kılmak farzdır, sakın namazını kaçırma; eğer gücün varsa hac ve zekât görevlerini de yerine getir.)

“Mü’mine hil’at-ı dindür kat kât

Vâcibât ü sünen ü mendûbât”

(Uygulanması sünnet, vacip ve yapılması uygun görülen ibadet ve hareketleri yapmak, bir mümin için iman elbisesidir.)

“Eyle pür-şehd-i şehâdet dehenüñ

Olsun ikrâr me’âl-i suhanuñ”

(Ağzın şehadet balıyla dolsun, şehadet getirmenin manasını dilin kabul etsin.)

“Vakti geldükde hemân eyle vüdû

Mâ-sivâdan dehen ü destüñi yu”

(Namaz vakti gelince hemen abdest al, elini ve ağzını masivâdan temizle.)

“ Dîn imâdını ikâmet eyle

Kasr-ı İslâm’ı imâret eyle”

(Din direğini İslâm’ı daima yaşat, İslâm sarayını mamur et.)

Güzel ahlak için nasihatler

Aslında Nabi, oğlunun penceresinden hepimizin zihninde gerek kendimizi sorgulamak gerekse o dönemi değerlendirmek açısından bir kapı aralamıştır. Tok gözlü olma, lütuf ve kerem sahibi olma, güzel huyun önemi, bozgunculuğun kötülükleri, fakirlere zulmetmenin terk edilmesi yalan ve ikiyüzlülüğe bulaşmama gibi ahlâkî konular günümüz toplum hayatı için de ehemmiyet arz etmektedir. 

Hîleye virme derûnuñda sebîl

Ebleh ol sâde-dil ol olma bahîl

(Hileye gönlünde izin verme, iyi kalpli ol, ahmak ol ama eli sıkı olma.)

Kimsenüñ ʻaybını urma yüzine

Gûşuñı bâb-ı kabûl it sözine

(Kimsenin ayıbını yüzüne vurma, kusuru olsa bile anlattığını dinle.)

Sâhib-i hırs u tamaʻ rüsvâdur

Kîmyâ-yı şeref istignâdur

(Aç gözlülük ve hırs kişiyi rüsva eder, asıl zenginlik onur ve haysiyettir.)

Olsun arâyiş-i dehnün bu makâl

İnkisâr alma yamân olur hâl

(Kimsenin kalbini kırma yoksa hâlin kötü olur, bu söz ağzının bir süsü olsun.)

Mevki sahibi olmaya dair…

Virme hiç dâ’ir-i câha vüsʻat

Zımn-ı hiffetdedür ancak râhat

(Mevkiinin ilerlemesine genişlik verme zira rahat yükünü hafifletmektedir.)

Câh-ı ser-şârdan olma memnun

Derdüñ olur büyüdükçe efzûn

(Mevkiinin yükselmesinden memnun olma, (Mevki) yükseldikçe derdin de büyür.)

Mansıb u câha heveskâr olma

Taleb-i ʻizzet içün hâr olma

(Mevki ve rütbeye hevesli olma, rütbeni yükseltme isteğiyle kendini değersizleştirme.)

Bir babanın evladının iyiliği için yazıldığı her beytinde hissedilen eser, evladına edilen hayır dualarla biter. Bu duaları yaparken de Nabi, yine bir babalık görevini en güzel şekilde yerine getirdiğini, oğluna verdiği ismi açıklayarak da dile getirir:

Her şebüñ kadr ola her rûzuñ ʻîd

Göresin devlet ile ʻömr-i mezîd

(Her gecen Kadir gecesi gibi her günün bir bayram günü gibi geçsin, ömrün artsın, çok yaşa, sen bunlara layıksın)

Çün Ebu’l-Hayr konuldı nâmuñ

Hayr ide Hazret-i Hak encâmuñ

(Çünkü adın “Hayırın Babası” kondu, Allah sonunu hayırlı etsin.”)

Kısaca denilebilir ki Nabi “Hayrî-nâme’de”, hem XVII. yüzyılda yozlaşan insan ilişkileri ve kültürel değerleri değerlendirmiş hem de yaşadığı dönemin olumsuz yönlerinin sosyo-kültürel açıdan ağır bir hicvini yapmıştır. Konuyu bitirmeden önce benzer bir bakış açısını gördüğümüz şu dizelerle Akif’i anmadan geçemedik:

Bir büyük milletin evlâdıyız, oğlum, ancak:

O fazîlet, son üç asrın yürüyen ilmiyle,

Birleşip gitmedi; battıkça da ümmet cehle,

Bünyevî kudreti günden güne meflûc olarak,

Bir düşüş düştü ki: Davransa da sarsak sarsak.

Garb’ın emriyle yatıp kalkmaya artık mahkûm;

Çünkü hâkim yaşatan şevket-i fenden mahrûm.

Biz, evet, hasmımızın kudret-i irfânından

Bînasîbiz de o yüzden bu şerefsiz hüsran.

Safahat (Âsım)

Ehliman Simitçioğlu

Dipnot:


[1] TDV İslâm Ansiklopedisi 32. cilt, sayfa 408, İstanbul, 2006

[2] Müsned, 1, 351; Buhârî, “Îmân”, 42; Müslim, “Îmân”, 95

[3] KÖKSAL M. Asım, Peygamberler Tarihi, TDV yayınları, sayfa 68, 105, Ankara, 2011

[4] Kur’an-ı Kerim’de Hz. Lokman, Doç. Dr. Mevlüt Güngör

Yayın Tarihi: 30 Mayıs 2021 Pazar 11:00
banner25
YORUM EKLE

banner26