Mehmet Zahit Kotku'ya intisap etmişti

Kara Baba Dergâhı’nın en kıymetli müdavimlerinin başında Mustafa Öncel Beyefendi gelirdi. Yetkin İlker Jandar yazdı..

Mehmet Zahit Kotku'ya intisap etmişti

Kara Baba Dergâhı’nın en kıymetli müdavimlerinin başında, sevenlerinin “Karamürselli Mustafa Abi” adıyla tanıdığı ve hürmet ettiği Mustafa Öncel Beyefendi gelirdi. Dergâh’taki Perşembe toplantıları sona erene kadar, hemen her toplantıda, ikindi namazlarını müteakip Yasin-i Şerif okuyan ve haziruna hatm-i hacegan yaptıran Mustafa Bey, eski İstanbul’un ilmî ve tasavvufî meclislerinin aziz hatırasını yaşayan ve yaşatan gizli hazinelerden birisidir.

Mustafa Bey, 1929 yılında Romanya’da Silistre yakınlarındaki bir kasabada doğdular. Hatipler sülalesinden olan Mustafa Bey’in çocukluğuna dair en önemli hatırası, Üveysi olan anneannesine meşayıhın gösterdiği saygıdır. İlköğretimini Romanya’da tamamlayan Mustafa Bey, o dönem ülkemizdeki Müslümanların yaşadığı sıkıntılara kıyasla daha huzurlu ve sakin bir hayat geçirir. O zamanlar Romanya’daki Türk öğrenciler, sabahtan öğlene kadar, dinî tedrisat da dâhil olmak üzere, Türkçe eğitim görmekte, öğleden sonraları, Romen lisanında eğitim almaktadır. Hatta Mustafa Bey’in Romen hocası, sınıftaki Türk öğrencileri sık sık ikaz ederek; “Sizler Muhammedîlersiniz, bizim yaptıklarımızı yapmayın” diyerek uyarmakta, Müslüman öğrencilerin Hristiyanlar gibi davranmasına mani olmaktadır.

1939 yılında mübadele olur. Romanya Türklerinin önemli bir bölümü gemi ile yola çıkar ve bir 29 Ekim günü, Boğaz’dan geçerek Tuzla’ya inerler. Muhacirlerin Karamürsel’de iskân edilmesine karar verilir. Mustafa Bey’in ailesi de önce Fevziye’de, daha sonra da Subaşı Köyü’nde iskân edilirler. 1949 yılında askere alınan Mustafa Bey, askerliğine Yavuz zırhlısında başlar. 1.000 askerin vazife aldığı bu gemide 1 ay kalan Mustafa Bey, rahatsızlanarak 2 ay kadar hastanede yatar. İyileşince de karargâha nakledilir.

1952 yılında askerliği bitince, Genel Kurmay Başkanlığı, memur olarak vazifeye devam etmesini teklif eder. Bu teklifi kabul eden Mustafa Bey, İstanbul Kasımpaşa’da, Kuzey Deniz Saha Kuvvet Komutanlığı’nda vazifeye başlar. Bir yandan da Ticari İlimler Akademisi Gece Okulu’nun Muhasebe Bölümü’nü bitirir. Fatih Atpazarı’nda, o zamanlar henüz tekrar inşa edilmemiş olan, Sanki Yedim Camii’nin boş arsasının karşısındaki eve taşınarak, burada ikamet etmeye başlar.

Aslında Ahmet Sadık Efendi’ye manevi olarak teslim edilen kendisidir

Mustafa Bey, 1953’te Faik Sınar Bey’le tanışır. Emekli bir polis olan Faik Bey, İstanbul’daki bütün türbe, yatır ve tekkeleri bilen, yaşayan şeyhlerin tamamını tanıyan, tamamınca da tanınan ve saygı gören esrarlı bir zattır. Ahmet Sadık Efendi ile tanışması, Faik Bey vasıtası ile olur. Ahmet Sadık Efendi, eşi Müyesser Hanım ile birlikte, Tahir Ağa Dergâhı’na, merhum Ali Behçet Efendi’nin o zamanlar hayatta olan muhterem kızları Hikmet Hanım’ı ziyarete giderken, Mustafa Bey’in evinin önünden geçmektedir. Hikmet Hanım hemşire olduğundan, mahallede iğne ve tıbbî yardım işlerini gönüllü olarak görmekte, bu vesile ile Mustafa Bey’in eşi Huriye Hanım ile Hikmet Hanım tanışmaktadır. Bir akşamüstü Ahmet Sadık Efendi ile eşi, Tahir Ağa Dergâhı’ndan evlerine dönerlerken Mustafa Bey, yola çıkarak her ikisini de evine davet eder. Ahmet Sadık Efendi Mustafa Bey’i kıramaz ve kısa süreliğine de olsa evine misafir olur. Böylelikle ailece görüşmeye başlarlar.

Bir gün,  bir ziyaret dönüşünde Faik Bey, Ahmet Sadık Efendi ve Mustafa Bey, Fevzi Paşa Caddesi’nde ayrılacaklarken, Faik Bey Mustafa Bey’e “Al Ahmet’i evine kadar götür” diye tembih eder. Mustafa Bey, Ahmet Sadık Efendi’yi evine kadar bırakır, fakat aslında Faik Bey tarafından Ahmet Sadık Efendi’ye manevi olarak teslim edilen kendisidir. O günden sonra Mustafa Bey, Ahmet Sadık Efendi ile her buluştuklarında, mutlaka ona evine kadar refakat eder. Bu hal, istisnasız olarak Ahmet Sadık Efendi’nin vefatına kadar devam eder.

Hikmet Hanım vefat ettiği zaman, Tahir Ağa Dergâhı’nda bir cemiyet düzenlenir. Bu toplantıda Mustafa Bey, Tophane Kadiri Asitanesi şeyhi Misbah Erkmenkul Efendi ile tanışır. Faik Bey’in selamını kendisine iletince, Misbah Efendi Mustafa Bey’e hararetle sarılır. O gece Tahir Ağa Dergâhı’nda zikir meclisi olur. Bu vesile ile Mustafa Bey, Ahmet Sadık Efendi ile Misbah Efendi’nin aralarındaki muhabbet ve dostluğun bizzat şahidi olacaktır.

Artık kimsenin hikâyesini bilmediği birçok hazireyi öğrenir

Mustafa Bey Ahmet Sadık Efendi ile birlikte, Şefik Can Dede’nin Mesnevi derslerini,  Alasonyalı Hacı Cemal Efendi’nin sohbetlerini ve Bekir Haki Efendi’nin hadis derslerini takip eder. Hacı Cemal Efendi’nin, “Kitapsız ders yapılan yere gitmeyin” tavsiyesi Mustafa Bey’i derinden etkiler. Beraberce ziyarete gittikleri diğer zevat-ı kiram ise sahaflar şeyhi Muzaffer Özak ile sahaf İbrahim Subaşı’dır. İbrahim Subaşı, Mustafa Bey’e,  Tasavvufun İncisi adlı bir kitap hediye eder. Mustafa Bey bu kitabı her okuyuşunda idraki daha fazla açılır.

Mustafa Bey bir yandan Ahmet Sadık Efendi ile Ömer Nasuhi Bilmen Hoca’yı sürekli olarak ziyaret ederken, diğer yandan Faik Sınar Bey ile İstanbul’un türbe ve yatırlarını dolaşır. Bu sayede, kaybolmaya yüz tutmuş, artık kimsenin hikâyesini bilmediği birçok hazireyi öğrenir.

Bu dönemde Fatih bir ilim merkezidir. Mustafa Bey, aynı yerde çalıştığı, Arnavut Hüsrev Hoca’nın damadı Giritli Ziyaettin Oğuz Bey’den Arapça dersleri alır. Abdülhalim Özkul Hoca’yı, Fatih Camii kurbunda oturan ve caminin cemaatinden olan Bektaşi Fahri Baba’yı, Unkapanı’ndaki Sokullu Mehmet Paşa Camii’nin imamı olup yedi lisan bilen Medineli Mustafa Efendi’yi tanır, sohbetlerine devam eder. Birkaç sene boyunca Ahıskalı Ali Haydar Efendi’nin sohbetlerinde bulunur. Mahmut Sami Ramazanoğlu, Ali Yakup Cenkçiler ve Abdurrahman Gürses Hoca Efendileri de ziyaret etmek ve sohbetlerinde bulunmak imkânını bulur.

“Sırf millete hizmet için” bu hale katlandıklarını anlar

Mustafa Bey, Ziyaettin Oğuz Bey’in tavsiyesi üzerine, Muzaffer Özak Hazretleri’nin sahaf dükkânına giderek, Talim’ul Müteallim adlı kitabı satın alır. İlim öğrenme adabı ve talebe ile hoca arasındaki ilişkiler hakkında muazzam bir eser olan bu kitaptan çok istifade etmiştir. Gençlere de her zaman bu kitabı bulup okumalarını tavsiye etmektedir.

Ziyaeddin Oğuz Bey, Mustafa Bey’e bir gün şu hatırasını nakleder; Şapka İnkılâbı olunca, Arnavut Hüsrev Hoca “Artık bu ülkede yaşanmaz!” diyerek, hanımı, kızı ve damadı Ziyaeddin Oğuz Bey’i de yanına alarak, Arabistan’a gitmeye karar verir. Deve sırtında çölleri aşmak suretiyle, bin bir türlü maceranın ardından Bağdat’a ulaşırlar. Bağdat’a yerleşirler ancak, büyük bir âlim olan Hüsrev Hoca, bu koca şehirde ilme talip olan bir talebe dahi bulamaz. En sonunda “Ben burada kimi okutacağım” diyerek İstanbul’a geri döner. İstanbul’da Gönenli Mehmet Efendi, Mahmut Bayram Hoca gibi birçok değerli talebe yetiştirmek nasip olur.

Mustafa Bey bu hatırayı dinleyince, o dönem resmi vazifeler alarak, yeni kisveleri giymeyi kabul eden Ömer Nasuhi Bilmen ve Bekir Haki Efendi gibi âlimlerin, “sırf millete hizmet için” bu hale katlandıklarını anlar. Böylece bu zatlara muhabbeti bir kat daha artar.

Mustafa Bey, Fatih’teki Atpazarı semtine yerleştiğinde, Zeyrek Camii’nde Abdülhay Öztoprak Hazretleri imamlık yapmaktadır. Bu vesile ile Abdülhay Efendi’nin sohbetlerini takip eder. Daha sonra Abdülhay Efendi, camiye çevrilen Yahya Efendi Dergâhı’na imam olarak tayin olunca, onun yerine Zeyrek Camii’ne imam olarak Abdülaziz Bekkine Hazretleri tayin edilir.

Cami kapısındaki perdeyi kaldırır kaldırmaz, Zahit Kotku Hazretleri ile göz göze gelir

Abdülaziz Bekkine Hazretleri keçi beslemektedir. Caminin çevresindeki boş alanda otlayan keçiler, çocuklar için neşe kaynağı olur. Abdülaziz Bekkine Hazretleri, sık sık o zamanlar açık olan Eminönü’ndeki hale gider, yerlere dökülmüş olan marul ve sebzeleri kendi elleri ile toplar, sırtındaki küfeye yükler, sonra da getirip keçilere ikram eder. Onun bu haliyle gösterdiği merhamet, tevazu ve gayret, Mustafa Bey’i hayatta en çok etkileyen hadiselerdendir.

Bir zaman sonra Abdülaziz Bekkine Hazretleri vefat eder. Onun yerine Mehmet Zahit Kotku Hazretleri tayin edilir. İlginçtir ki Zeyrek Camii, Osmanlı devrinde Zeyrek Mehmet Paşa, Abdullah İlahi, Sofyalı Bali Efendi, Osman Fazli Atpazari gibi devrin büyük âlim ve mutasavvıflarını ağırladığı gibi, cumhuriyet devrinde de arka arkaya büyük âlim ve mutasavvıfların vazife aldığı bir mekân olmuştur.

Mustafa Bey bir sabah, vakit çıkmak üzereyken, sabah namazını kılmak için Zeyrek Camii’ne gelir. Son cemaat mahfilinde namazını kıldıktan sonra, caminin içinde ışıkların yandığını fark eder. Cami kapısındaki perdeyi kaldırır kaldırmaz, Zahit Kotku Hazretleri ile göz göze gelir. Mustafa Bey’in deyimi ile, “O anda her şey biter”. Zahit Kotku Hazretleri’ne intisap eden Mustafa Bey, daima onun sohbetlerinde bulunur. Bir yandan da Kara Baba Dergâhı’nda, Ahmet Sadık Efendi’nin sohbetlerine devam etmektedir.

Bu dönemde Kara Baba Dergâhı’nın müdavimleri arasında Faik Sınar, Düdükçü lakaplı meşhur müzisyen Necati Başara, Hacı Küçük Camii imamı Uncu Kemal Efendi, Ali Erkıy ve Ahmet Sadık Efendi’nin Darüşşafaka’dan arkadaşı Besim Bener Bey’ler vardır. Faik Bey’in teşviki ile, dergahın kapatıldığı dönemde, Vakıflar idaresince üstüne beton dökülerek kapatılan hazire kısmı, tekrar sandukaları yaptırılmak suretiyle ortaya çıkarılır.

Faik Sınar ve Besim Bener Bey’ler, vefatlarından onlarca yıl sonra bile, isimleri her toplantıda anılan, hatıraları her zaman nakledilen iki sırlı insandır. Çok celalli bir zat olan Faik Bey, bazen celal tecellilerinin etkisiyle, hakaret ve küfürler içeren mektuplar yazıp Besim Bey ve Ahmet Sadık Efendi’ye gönderir, onlar ise Faik Bey’in bu hallerini bilir, “Allah razı olsun Faik Abi’den, onun sözleri bizim için duadır” diyerek hoş karşılar ve gönlünü alırlar. Ahmet Sadık Efendi’ye Tahir Ağa Dergâhı’ndan intikal eden emanetlerin, Kara Baba Dergâhı’na getirilmesini teşvik eden de Faik Sınar Bey olmuştur. Allah hepsine rahmet eylesin.

Kara Baba Dergâhı’nın son döneminde, Mustafa Bey’in her toplantıdan sonra Ahmet Sadık Efendi’yi nasıl evine bıraktığına ben de şahit olmuşumdur. Güzel havalarda beraberce yola çıkar, Çemberlitaş’tan Kıztaşı’na ağır ağır yürürlerdi. Havalar soğuk ise, Beyazıt’tan taksiye binilirdi. Mustafa Bey’e İskender Paşa Camii’nde Cuma namazlarında rastlamak, Fevzi Paşa Caddesi’nde kendisine tesadüf etmek, onunla ayaküstü eski günleri anmak, bazen evinde ziyaretine gitmek halen mümkün elhamdülillah. Ancak Kara Baba Dergâhı’nın kapanan kapılarının ardında, yorgun ve yaşlı duvarlarında, her Perşembe çınlayan Yasin Suresi’nin izlerini aramak, bize hüzünlü bir hatıra olarak kalmıştır.

Yetkin İlker Jandar yazdı

Yayın Tarihi: 26 Ocak 2013 Cumartesi 16:00 Güncelleme Tarihi: 06 Temmuz 2019, 23:19
YORUM EKLE
YORUMLAR
Sencer
Sencer - 10 yıl Önce

Azizim, güzel ve bilgilendirici yazılarınızdan istifade ediyoruz. Abdülaziz ve Mehmed Zahid Efendi'lerin vazife yaptığı cami Zeyrek Camii değil de yine Zeyrek civarındak Ümmü Gülsüm Camii'dir. Selam ve muhabbetlerimle.

banner19

banner36