Kuşeyri Risalesi’ne göre müridin vasıfları nelerdir?

İmam Kuşeyri’ye göre mürid tevazu sahibi olmalıdır. Makam ve mevki hırsı olmamalı geçim derdini kafasından atmalıdır. Öğrendiği ilmi amelle desteklemelidir. Fakihlerin farklı görüşlerinde, onların en ihtiyatlısını almalıdır. Muhammed Faysal Kalkan yazdı.

Kuşeyri Risalesi’ne göre müridin vasıfları nelerdir?

İmam Kuşeyri yazdığı Kuşeyri Risalesi’nde mürşid ve mürid kavramlarından çok sufi, zahid, müttaki ve abid kavramlarını kullanır.  Kitabın birinci bölümünde ilk dönem sufilerin hayatını ve hal tercümelerini konu aldığı 83 sufiyi tanıtırken girişte istisnasız aynı şekilde başlar: ”İlk dönem zahit sufilerden biri”  bu da bize şunu gösterir ki sufi kelimesi yere göre mürşid ve yere göre de mürid kavramlarını belirtir.

Kendisinin ifadesiyle “Her anlarını Allah u Teâla ile beraber geçiren, kalplerini her türlü gafletten koruyan seçkin bir grup (tasavvuf ve sufi) ismi ile diğerlerinden ayrıldılar. Bu yolun büyükleri, hicri 200 senesinden önce bu isimle meşhur oldular.” buyurarak genel anlamda sufi kelimesini açıklar.

Kitabında ilk dönem sufilerini tanıttıktan sonra bu mürşitlerin kullandıkları “Tasavvufa ait tabir ve ıstılahlar“ bölümüne geçer. Bunun nedenini şöyle ifade eder: “Sufiler kendi aralarında bir takım söz ve tabirler kullanmışlardır. Bunun birinci hedefi kendileri için o şeylerin manalarını açıklamak; ikinci hedef, tasavvufa yabancı kimselere, manevi hallerini gizlemek ve kapalı tutmaktır. Bunu, bu lafızların manalarının yabancılara kapalı kalması niyetiyle ve ehli olmayanlar arasında sırlarının yayılmasına engel olma gayretiyle yapmışlardır.”

Bunu temel sebebi ise şudur: “Sufilerin elde ettiği bu hakikatler, öyle yapmacık zorlamalarla toplanmış, kendi akli çaba ve tasarruflarıyla elde edilmiş şeyler değildir. Onlar, yüce Allah’ın bu topluluğun kalbine ikram ettiği bir takım manalardır (manevi hal ve sırlar).”

Anlaşıldığına göre bir mürşid bu tabirleri bilmeli ve bellemelidir. Her ne kadar bir üst makama geçmese de diğer makamların keyfiyet ve özelliklerini bilmelidir, kendini ona göre hazırlamalıdır. Bir mürşidin bilmesi gereken tabir ve ıstılahları 28 başlık altında incelemiştir.

Bunlar ”Vakt, makan, hal, kabz –bast, heybet- üns, tevacüd-vecd-vücud, cem-fark, cem’ul-cem, fena- beka, gaybet- huzur, sahv- sekr, zevk-şürb, mahv-ispat, setr-tecelli, muhadara- mükaşefe-müşahade, levaih-tavali-levami, bedavih-hücum, tekvin-temkin, kurb-bu’d, şeriat-hakikat, nefes, havatır (kalbe gelen düşümceler), ilme’l yakin-ayne’l yakin-hakk’al yakin, varid, şahid, nefs, ruh ve sır”dır. 28 başlık altında topladığı bu kavramları açıklarken 14 tanesinde 28 ayet ve hadisten yaralanmıştır. Geriye kalan 14 başlıkta ise hadis ve ayetlerden yararlanmayıp mürşidlerin sözlerinden alıntılar yapmıştır.

Sufilerin ahlâk ve hâlleri

İmam Kuşeyri’nin kullandığı tabirleri açıklarken kelimenin sözlük anlamından öte sufiler için ne anlama geldiğini belirtmiştir. Kendinden önce gelmiş manevi büyüklerin ve kendisinin görüp, konuştuğu sırlarına vakıf olduğu manevi terbiyecilerinin sözleriyle açıklamıştır.

Risalenin üçüncü kısmını “Sufilerin makam, ahlak ve halleri” başlığı altında toplamış ve bu başlığı da kendi arasında 49 bölüme ayırmıştır. İlk 18 bölüm insanın kendi iç dünyasına hitap eder. İnsanın manevi kirlerden nasıl temizleneceğine dair bir reçete sunar. Bu bölümleri oluştururken önce ayet ve akabinde hadis belirtmiş; sufilerin söz ve hayatlarından örnekler vermiştir. Tövbeyle başlayıp şükür ile biten bu manevi temizlik, 19. bölümde yakin ile başlar. Yani manevi kirlerden temizlenen insan Allah u Teâla’ya yaklaşmıştır.

Kendisinin alıntı yaptığı zat olan Ebu Abdullah-ı Antaki şöyle buyurmuştur: ”Yakinin en azı kalbe ulaştığında onu nur ile doldurur, ondan bütün şüpheleri giderir. Kalp onunla Allah u Teâla’ya şükür duygusu ve O’ndan korku ile dolar.”

19. bölümden 47. bölüme kadar olan kısımda İmam, sufilerin Allah katındaki manevi hallerini anlattıktan sonra 48. Bölümde kemale eren insanın nasıl bir edep ve hürmet içinde karşılanması gerektiğini belirtir. İlginçtir daha önce sufi kelimesin kullanan Kuşeyri buranın başlığını “Şeyhlere karşı korunacak hürmet ve edep” diye koymuştur.

Bu bölümde Kuşeyri Hz. Musa ve Hz. Hızır Aleyhisselamı Kur’an-ı Kerim’den örnek gösterir. Hz. Musa’nın Hz. Hızır ile beraberliğini edep şartına bağlar. Çünkü Hz. Musa önce sohbet ve beraberlik için izin istemiştir.

İmam Kuşeyri bir mürşide bağlı olan bir insanın şeyhine kesinlikle muhalefet etmemesi gerektiğini belirtir. Verdiği örneklerde şeyhlere itiraz eden veya şüphe eden kişilerin başlarından geçen kötü olaylardan bahsetmiştir. Örnek olarak Ebu’l Hasan Hamedanî Alevî’nin şöyle dediğini bize bildirmiştir: ”Bir gece Cafer-i Huldi’nin yanında bulunuyordum. Onun yanına gelmeden evimdekilere kızarması için tandıra bir tavuk koymalarını emretmiştim. Kalbim ve aklım hep tavukta idi. Cafer-i Huldi bana, ‘Bu gece bizimle birlikte kal.’  dedi. Ben bir sebep söyleyerek evime döndüm. Tavuk tandırdan çıkarıldı, önüme kondu. O sırada kapıdan bir köpek içeri girdi, oradakilerin boş bulunduğu bir anda tavuğu kapıp kaçtı. Tandırın dibindeki yağı bana getirdiler, o da hizmetçi kadının eteği takılarak yere döküldü. Sabah olunca Cafer-i Huldi’nin yanına gittim. Beni görünce (başıma gelenleri keşfle bilerek) ‘Kim şeyhlerin tavsiyelerine uyup kalplerini hoş tutmazsa kendisine eziyet verilen bir köpek musallat edilir.’ dedi.” Kuşeyri şeyhlere karşı takınılması gereken en önemli hürmet ve edebin yanında onlara mutlak itaat edilmesi gerektiğini belirtir.

Tasavvuf yolcusuna tavsiyeler

Risalenin son kısmını  “Müridlere Tavsiyeler” başlığı altında toplar. Kişi tasavvufa yönelip bir mürşide bağlanacaksa öncelikle sadık olmalıdır. Çünkü mürşid Allah u Teâla’ya varmış, söylem ve tavırları Rabbani bir hal almıştır. Eğer mürid seyrü sülluk yapan ve adım adım sufilerin maksadına ulaşmak isteyen bir kimse ise kendisinden önceki arifleri taklit etmeli ve sufilerin yolunu bırakmamalıdır, hiç şüphesiz sufiler (taklit ve takip etmeye) onun için diğer herkesten daha hayırlıdır.

İmam Kuşeyri bu konuda bize şu örneği vermektedir: ”Allah onlardan razı olsun, Ahmed b. Hambel, İmam Şafii’nin yanında bulunuyordu. O sırada sufilerden Şeyban-ı Rai geldi. Ahmed b. Hambel İmam Şafii’ye ‘Ey Ebu Abdullah, ben şu sufiye kendisine lazım olan ilimleri öğrensin diye bazı sorular sorarak ilimdeki noksanını göstermek ve onu uyarmak istiyorum.’ dedi. İmam Şafii ‘Bunu yapma’ dedi. İmam Ahmed ikna olmadı ve Şeyban’a, ‘Ey Şeyban, beş vakit namazdan bir vakti kılmayı unutan fakat hangi vakti kılmadığını hatırlamayan bir kimseye ne gerekir?’ diye sordu.

Şeyban: ‘Ey Ahmed, bu kimse, kalbi Allah u Teâla’dan gafil olan bir kimsedir; bir daha Mevla’sından gafil olmaması için onun terbiye edilmesi gerekir.’ cevabını verdi. Bu cevabın güzelliği ve inceliği karşısında İmam Ahmed düşüp bayıldı, ayılınca Allah ondan razı olsun İmam Şafii ona ‘Ben sana onu kendi haline bırak, tahrik etme demedim mi?’ dedi.”

Mürid mürşide bağlandıktan sonra fıkıh ilminden kendisine lazım olanı öğrenmelidir. Mürid fakihlerin farklı görüşlerinde, onların en ihtiyatlısını alır. Çünkü “Bir derviş hakikat derecesine yükselmişken oradan dinin ruhsat dairesine inerse Allah ile olan akdini feshetmiş olur”  buyuruyor.

Sufi taifesinin en önemli özelliği bir mürşide bağlanmasıdır ona göre. Kendisinin dahi bir mürşide bağlandığını ve mürşidinin kendisine söylediği şu hakikatleri bize bildirmiştir. “Üstadım Ebu Ali Dekkak şöyle söylediğini işittim: ‘Bir ağaç onu diken ve bakan biri olmadan kendi başına büyürse yaprak açar, fakat meyve vermez (verse de tadıyla yenmez). Aynı şekilde müridin de her zaman kendisinden terbiye ve feyiz alacağı bir üstadı yoksa o, nefsinin kötü arzularına kulluk eder; tek başına ondan bir kurtuluş yolu bulamaz.’ Mürid kalbini mürşide hazırlamalıdır.” Bunu da bize şu alıntıyla açıklar: Şibli, manevi terbiyeye ilk girdiği günlerde Husri’ye şöyle derdi: “Eğer bir cumadan bana geldiğin ikinci cumaya kadar, kalbinden (kendi isteğinle) Allah u Teâla’nın dışındaki bir şey geçirirsen, sana benim meclisimde bulunman haram olur.”

Müridin vasıfları

Mürid mürşidine itiraz etmeyecek ve hiçliğini bilecektir. Müridin mürşidine sırrını açıklaması gerektiğini belirtir ayrıca. Aynı zamanda mürşit müridin yaptığı kusurları affetmemelidir. Çünkü bu Allah u Teâla’nın hakkını zayi etmek demektir. Ayrıca mürşit müride sürekli abdestli bulunmasını uyku bastırmadan uyumamasını, yiyeceğini azar azar azaltmasını ve açlığa dayanacak kuvvet bulana kadar buna devam etmesini emreder. Şeyh müride alıştığı şeyleri bir anda terk etmesini emretmez.

Şeyh müridi tecrübe etmeli azminin sağlamlığını bilmelidir. Eğer mürid bu yolda azimliyse zikir telkin edilir. Mürşid müride kalbiyle kolay işlere meyletmemeyi, hacet ve zaruret anında hemen ruhsatlara dalmamayı, amelde duraksamamayı tercih etmemesini ve tembellik göstermemesini şart koşar. Gerçekten bu yolda müridin duraklaması, onun gevşeklik göstermesinden daha kötüdür.

Mürid kalbini vesveseden koruyacak ve bunu da mürşidinin dizinin dibinde yapacaktır. Çünkü gaye çok amel değil rabbinin razı olacağı davranışlarda bulunmak olmalıdır. Mürid halkın yükünü çekecek, karşılaştığı zorlukları gönül hoşluğu ile karşılayacaktır. Mürid her zaman teyakkuz durumunda bulunacak her zaman manevi hallere aldırmayacaktır. Mürid şeyhi için gerektiği zaman her şeyden feragat etmelidir.

Mürid mürşidinin gönlüne girmeli fitneden de uzak durmalıdır. Kin tutmamalı, haset etmemelidir. Çünkü mürid tevazu sahibi olmalıdır. Müridde makam ve mevki hırsı olmamalı geçim derdini kafasından atmalıdır. Öğrendiği ilmi amelle desteklemelidir. Lider olma isteğinden vazgeçmeli ihlas içinde mürşidine hizmet etmelidir. Ve bu hizmette sabrın çok önemli olduğunu bilmelidir.

Sonuçta tasavvuf yolcusu kazaya rıza gösterip teslim olmalıdır. İmam Ebu Bekr b. Furek’in buyurduğu gibi, “Çekiç darbelerine sabretmeyeceksen niçin örs oldun?”

Muhammed Faysal Kalkan

      

Güncelleme Tarihi: 03 Nisan 2019, 10:39
YORUM EKLE

banner19

banner13