banner17

Kitapları ne kadar sevmeliyiz?

Horasanlı ünlü astronomi bilgini Ebû Ma’şer el-Müneccim ve Büveyhi vezirlerinden İbnü’l-Âmid’in kitap sevgisi, bugün bizim asla anlayamayacağımız boyutlarda.

Kitapları ne kadar sevmeliyiz?

Kitap ve kütüphanelere yönelik tavrımızın barbarları aratmayacak boyutta olduğu acı bir gerçek. Bu alanda kalem oynatan İsmail Erünsal, İsmail Kara veya Zekeriya Kurşun gibi büyüklerimizin arşivlerin, kütüphanelerin ve kitapların talanına dair yazıklarını ancak yutkunarak okuyabiliyoruz.

Bunun bir kültür ve zihniyet meselesi olduğu çok açık ve bu hususta sınıfta kalmış bir toplum olduğumuz da.

İsmail Kara Hoca, “Kütüphane Fikri Olmayan Bir İlim ve Düşünce Dünyası Olur mu?” başlığını taşıyan makalesinde kitap, kütüphane ve arşivlere karşı gerçekleşen söz konusu kıyımın sona ermesi için kitapları deli gibi sevmek ve bu işin hastası olmak gerektiğine vurgu yapıyordu. Zekeriya Kurşun Hoca ise konuyla ilgili bir köşe yazısında bunun bir hastalık değil, medeniyetin bir tezahürü olduğuna dikkat çekiyordu.

Yine İhsan Fazlıoğlu Hoca derslerinden birinde Osmanlı medeniyetini inşa edenlerden zihinsel olarak ne kadar uzak olduğumuzu şöyle bir anekdotla göstermişti bizlere. Buna göre Osmanlı bir kayıt medeniyetiydi. Buna seferler de dahildi. Ordu sefere çıktığında, yolculuğun her aşaması kâtipler tarafından an be an not edilirdi. Savaş anında bazen bu defterlerden zarar görenler olabiliyordu. Yanan, darbe alan veya kullanılamayacak duruma gelen bu defterler için kayıtlarda şu ifade kullanılırdı: “Defter şehid oldu”.

Üzerine ne söylesek kifayetsiz kalır…

İslam alimlerinin kitap sevgisi

Nihayet dergisinin Kasım sayısında bu konu üzerine kaleme alınmış güzel bir yazıdan haberdar etmek istiyorum sizleri. Halil solak tarafından kaleme alınan ve “Kitap Sevmeyen Kütüphaneciler” başlığını taşıyan yazı, özel kütüphaneler veya kitap tutkunu şahıslar tarafından çeşitli eğitim kurumlarına veya farklı statüdeki kütüphanelere bağışlanan kitapların hangi saiklerle ve nasıl sahaflara düştüğünü izah ediyor.

Bu acı talanın ve kadir kıymet bilmezliğin sebeplerini adım adım ortaya koyan yazı, tekrar tekrar okunmayı hak ediyor. Yazıyı merak edenleri dergiye yönlendirerek, iki örnek üzerinden kadim dönemde kitaplara gösterilen hürmetin ve sevginin anlatıldığı kısa bir bölümünü alıntı yapalım:

“9. yüzyılda Horasanlı ünlü astronomi bilgini Ebû Ma’şer el-Müneccim, hac için Mekke’ye giderken daha önce ününü duyduğu Bağdat yakınlarındaki Hizânetü’l-hikme adlı kütüphaneye uğramış, araştırmaya dalarak hayatının son yıllarını burada geçirip hacca gidemeden vefat etmişti. Yine 10. yüzyılda, Büveyhi vezirlerinden İbnü’l-Âmid’in kütüphanesinde 100 deve yükü tutan çok değerli ve nadir kitaplar bulunmaktaydı. Bir gün Sâmânî askerleri İbnü’l-Âmid’in sarayını yağmalayıp kitapları dışında her şeyini alıp götürdüler. Vezir, kitaplarının yerinde durduğunu görünce kütüphanecisine şöyle dedi: “Gidenlerin yerini doldurmak mümkündür. Kitaplarımın yerini ise tutacak bir şey yoktur.”

Bu örneklerin ardından yazı şu şekilde devam ediyor: “Şimdi hacca gitmek için yola çıkıp kitapların büyüsüne kapılan astronomi bilgini Ebû Ma’şer’in heyecanını, yağmacıların kitaplarına dokunmadığını görüp teselli olan vezir İbnü’l-Âmid’in sevincini anlamadığımız sürece bu çetrefil ‘mesele’yi de anlamayacağız, vesselam.”

Katılmamak mümkün mü?

Munise Şimşek

Güncelleme Tarihi: 06 Kasım 2018, 00:44
banner12
YORUM EKLE
banner8

banner19

banner20