banner16

Kimi Mabedler Yaptırıyor, Kimi Çeşmelerden Su Akıtıyor: Mihraptaki Kadınlar

Sadece İstanbul’da değil, asırların harman yeri Anadolu’da da binlerce geçmiş zaman hatunu bugüne pek azı kalan hayratında, kimi fakir kızların çeyizini düzüyor, kimi çeşmelerden su akıtıyor, kimi çocukları okula yolluyor, kimi hastaları tedavi ettiriyor. Ümit Meriç yazdı.

Kimi Mabedler Yaptırıyor, Kimi Çeşmelerden Su Akıtıyor: Mihraptaki Kadınlar

Hz. Meryem

“Mihrapta hep kendine Rabbi tarafından gönderilen turfanda meyveleri bulan” mübarek insan. Allah’ın Hz. Ayşe gibi, masumiyetini tasdik ettiği iffet zirvesi. Kucağındaki bebeğin kundakta konuşarak, annesinin masumiyetine şehadet ettiği teslimiyet abidesi.

Hz. Meryem’in mihrabı, Kudüs’te, şimdi temelleri üzerinde Mescid-i Aksa’nın yükseldiği Süleyman Mabedi’nde idi. Küçücük, mütevazı bir mihrap. Ama gelip geçen yüzyıllar, binyıllar boyunca, onun adına gökkubbenin altında, yüzlerce, binlerce mabet inşa edildi. Asırlar boyunca katedrallerde, manastırlarda, saraylarda, köylü kulübelerinde -ve sonunda müzelerde- ikonaları, resimleri sergilendi. Mikel-Anj, Roma’da, Sen Piyer Katedrali’nin girişindeki “Merhamet” heykelinde, Meryem Ana’ya, küçük yaşta kaybettiği annesinin çehresini verdi.

Bir anne, bir peygamber annesi, bir mucize kadın… Sade kiliselerde mi anıldı? Hayır. Hemen bütün camilerde, mihrap yazısına onun ruhaniyeti nur saçtı. Kur’an’dan bir ayetti; o, Allah’a en yakın olan kadın, cennet kadınlarının efendisi. Hristiyanların da Müslümanların da Hz. Havva’dan sonra eli öpülesi ikinci annesi.

Kâbe’de yaşamaya devam etmiş Hacer validemiz

Hacer Validemiz bir cariye, bir köle. Genç yaşta ulü’l-azm bir peygamberden, Allah’ın izni ile bir başka peygamberi dünyaya getiren mübarek kadın. Yeri Bekke… Kara kara kayaların, soluk aldırmayan sıcağın, yalnızlığın, yapayalnızlığın çukuru. Hilkatten beri fışkırmayı bekleyen zemzemin bir çocuk topuğu ile fıskiyeleştiği yer.

Hacer Validemizin yeri Kâbe’de, mihrapların mihrabında. Âlemlerin Rabbi, o mübarek hatuna bütün mahrumiyetlerin ortasında en büyük ikramı yapmış. Dünyanın ilk yaratılan ve en son yok olacak mabedinin ev sahibesi olma şerefini O’na lütfetmiş. Kâbe’ye dönen herkes, o zahmetleri rahmetle aşan hatuna saygılarını sunmuş oluyor.

Hacer Validemiz Kâbe’de yaşamış, Kâbe’de ölmemiş, Kâbe’de yaşamaya devam etmiş. Kâbe’nin kara bağrını nurdan kolları ile kucaklayan Hicr’in, hemen altında, oğlu İsmail ve daha nice peygamberle beraber, Allah’ın evini ziyarete gelen herkesin selamına selam veriyor. Her gün beş defa, milyonlarca Müslüman’ın Hakk’ın rızasına talip olduğu yerde duruyor, Hakk’tan gelene razı olduğu için, Hakk’ın rızasına talip olanların Kâbe’sinde, Kâbe’mizde mahşeri bekliyor.

Anadolu hatunları, Selçuklulardan itibaren mihrapta anılmayı seviyor. Sadece onlar mı? Anadolu’ya süzülmeden Kuzey Afrika’ya kadar uzanırsak Fes şehrinde dünyanın en eski medresesini inşa ettiren (859) Fatıma el-Fihri ve Afrika’nın en büyük camiini inşa ettiren kız kardeşi Meryem’i, yani Karaviyyin Medresesi’nin kurucularını hatırlamamak mümkün mü?

Mihraptaki kadın; meğer ne kadar çokmuş

Malazgirt sonrası Anadolu’da hatun kişilerin inşa ettirdiği mana çınarlarını hatırlayalım. Kayseri’de Hunat Hatun ve Gevher Nesibe Hatun, Mardin’de Sitti Radviyye, Divriği’de Melike Turhan, Amasya’da Ilduz Hatun, Diyarbakır’da Zübeyde Hatun, Ahlat’ta Şah Banu Hatun

Osmanlı döneminde Edirne’de Çelebi Mehmed’in kızı Selçuk Hatun, Manisa’da II. Beyazıd’ın zevcesi Hüsnü Şah Sultan, yine Manisa’da Yavuz Selim’in zevcesi ve Şehzade Süleyman’ın annesi Hafsa Sultan, İstanbul’da Kanuni’nin zevcesi Hürrem Sultan ve kızı Mihrimah Sultan, Üsküdar’da II. Selim’in zevcesi Nur Banu Sultan, Safiye Sultan, Turhan Valide Sultan, IV. Murad’ın annesi Kösem Sultan, III. Selim’in annesi Mihrişah Sultan, II. Mahmud’un zevcesi, Abdülmecid’in annesi Bezm-i Âlem Valide Sultan (Yüz yataklı hastanenin vakfiyesinde, “Şayet bir hastanın iyileşmesi için limon gerekse ve limonun değeri bir altın lira olsa dahi alına!” ifadesi vardır.), II. Mahmud’un eşi ve Abdülaziz’in annesi Pertevniyal Valide Sultan.

Mihraptaki kadın… Meğer ne kadar çokmuş. Üsküdar’da iskelenin öbür tarafındaki camiyi yaptıran ve her bahar üstünde çiçekler açan Hatice Gülnuş Emetullah Sultan; az ileride gonca dudaklı Gülfem Hatun, sonra Aziz Mahmud Hüdayi’nin eşi, Mihrimah Sultan’ın kızı, Aziz Mahmud Hüdayi Camii’ni yaptıran Ayşe Hüma Şah Sultan, Beylerbeyi’nde I. Abdülhamid’in annesi Rabia Sultan.

Kimi fakir kızların çeyizini düzüyor, kimi çeşmelerden su akıtıyor

Küçücük adımlarımla annemin elinden tutup bazen önünden geçtiğim, bazen yüksek merdivenlerini aştığım, bazen çınarlı avlusundan serin kollarına kendimi attığım nice abide. Ben büyüdükçe İstanbul büyüyor ve mihraptaki kadınlar çoğalıyor. Zeynep Sultan Gülhane’den tebessüm ediyor. Yedi Sofralı Sakine Hanım, beş yüz yıldır Topkapı semtinde sofrasını günde yedi defa kurup kaldırıyor. Kamer Hatun, Tarlabaşı’ndaki camide Yavuz Selim’e süt veriyor. Canfeda Hatun, Topkapı Sarayı’nın bahçesinde bir Kadir Gecesi servilerin secdeye vardığını görüp kendi de secdeye varıyor.

Velhasıl sadece İstanbul’da değil, asırların harman yeri Anadolu’da da binlerce geçmiş zaman hatunu bugüne pek azı kalan hayratında, kimi fakir kızların çeyizini düzüyor, kimi çeşmelerden su akıtıyor, kimi çocukları okula yolluyor, kimi hastaları tedavi ettiriyor.

Hoyratça yok ettiğimiz bütün bu hayratların manevi mihrabında ezan-ı Muhammedî okundu mu; Hz. Meryem’le Hz. Hacer Validemizin bir adım arkasında rengârenk tülden bulutlar içinde beliriveren ve hüzünlü dudaklarında müphem bir tebessümle bize bakan bu yeryüzü meleklerine bir Fatiha okumak çok mu?

“Mihraptaki Kadınlar”, Bilimevi Kadın dergisi, Ocak-Şubat-Mart 2018, sayı 4.

 

Ümit Meriç

Güncelleme Tarihi: 19 Mart 2018, 11:20
banner12
YORUM EKLE
banner8
SIRADAKİ HABER

banner7

banner6