Kendini bilen, Rabbi’ni bilir

“Allah hikmeti dilediğine verir. Kime hikmet verilirse, ona pek çok hayır verilmiş demektir.” Fatih Durgun yazdı.

Kendini bilen, Rabbi’ni bilir

Gelin bu yazı aracılığıyla tarih boyunca kendisinden bahsedilen, kimi zaman kendini bulmuş bilge bir zâtın dilinde, kimi zamansa tozlu bir kitabın sayfasında gezinen ve kendisine ulaşmak için büyük bedeller ödemek zorunda olduğumuz bilgeliği beraber arayalım. Biliyorum dünya hâkimi İskender’in bile elde edemediği bu bilgeliği bizlerin bir yazı aracılığıyla elde etmesi mümkün değildir ancak bilgeliğin gizemli dünyasına değil bir yazı ile belki bir nefes ile adım atmamızın mümkün olması bizleri ümitlendirmektedir.

Birçok dilde bilgelik ifadesi bilgi, bilmek, idrak etmek ve akli kullanımın en üst düzeyine sahip olmak şeklinde ifade edilmiştir. Nitekim Arapça’da “bilme ve anlama” anlamında “Hikmet” kelimesinden hakem, hâkim ve hekim gibi kelimeler türetilmiş olup İslâm literatüründe hikmete sahip olanlara “hükemâ” ismi verilmiştir. Aynı şekilde kadim yunanda en üstün gerçeklik ve bilgi arayışına philo–sophia (bilgelik sevgisi) adı verilmiştir. Tüm bunlardan hareketle anlıyoruz ki bilgelik, bilgi ile alakalı bir şey olup bilgeliğin elde edilmesi ancak bilgiye sahip olmakla mümkün hale gelmektedir. Peki bilgeliğimiz için gerekli olan bilgi nerededir, nasıl elde edilir? İşte asıl mesele de burada ortaya çıkmaktadır.

Kendini tanı, kendini bil

Taoizm’in kurucusu olarak kabul edilen Çinli filozof Lao-Tzu, öğretilerini içeren Tao Te Ching adlı eserinde “Diğer insanları tanıyan her şeyi görür, kendini tanıyan ise bilgedir” sözüyle bilgeliğin ilk adımının kişinin kendisini bilmesiyle gerçekleşeceğini ifade etmiştir. Aslında bu söylev birçok din başta olmak üzere çeşitli mezhepler ve akımların ortak derinlik noktasını oluşturmuştur. İslâm dünyasında sufilik her daim “Kendini bilen, Rabbini bilir” hakikatini ana maksat yapmış olup aynı zamanda sufilerce aslında insanın çeşitli aşamalardan geçerek ulaşmak istediği kemalin kendini bilmenin içerisinde olduğu gerçeği, çeşitli yollarla ifade edilmiştir.

Bilge kişi kendini tanıması ve bilmesi sonucunda kendisi olmaya başlar. Bundan sonra bilgelerin ortak özelliklerinden birisi olan Sıdk’a (doğruluk) adım atıp şeffafiyet ve hakikati hayatına hâkim kılmaya başlar. Bu kendini tanıma eyleminin içerisinde kişinin içerisindeki ışığın farkına varması ardından bu ışıkla öncelikle kendisini aydınlatıp ardından başkalarının aydınlanmasına ön ayak olmak gibi bir sonuca ulaşır. Allah, bilgeliği her insanın içerisine bil kuvve (potansiyel) olarak koymuştur ancak bunu keşfedip kullanabilmek çok az kişinin bir başarısıdır. Bu açıdan geleneksel bilgelik öğretileri içerisinde bilgelik öğrenilebilecek bir şey olmayıp sabırla ve çeşitli zorluklar neticesinde bulunabilecek bir şey olarak tarif edilir.

Enformasyon bilgeliği

Tüketim ve haz kıskacında sıkışıp kalmış olan post-modern insan için bilginin kendisi bizzat tüketim unsuru haline dönüşmüştür. Bu açıdan bilge olmak kadim manasının dışına çıkartılarak bilgiç olmaya evrilmiştir. Yani ne kadar çok enformasyona sahip olunursa o kadar bilgiliği olunacağının öğüdü verilmektedir. Günümüz tüketicisinin arzularını dindirmek için aradığı bilgi daha iyisi ve daha gösterişlisi çıkana kadar etkisini sürdürmekte etkisinin sona ermesiyle birlikte üst model bir bilginin tüketimi başlamaktadır. Halbuki kadim bilgelik, bilginin değişmezliğine ve kutsallığına inanarak elde edilecek bilginin genel geçer bir bilgi olamayacağını ifade etmiştir. Ayrıca bilgelere göre bilgi, bizzat kendisi için aranırken post-modern insan için bilgi faydalılığı ve kullanılışlığı nispetinde aramaya ve çabaya değer hale gelmektedir.

Bilgiyi bir enerji formu olarak kabul edecek olursak kendi ruhsal ve düşünsel enerjimizi belli bir usulle kullanmadığımızda bilgi, zihnimizde düzensiz enerji akışına sebep olmakta olup egonun beslenmesinden başka bir işe yaramamaktadır. Bu açıdan bilgiyi derin düşünce (tefekkür) ve farkındalık yoluyla pratiğe dökme neticesinde arzulanan bilgeliğe adım atma gerçekleşmesi muhtemeldir. Nitekim bilgeliğin temelinde bilgiyi hayata geçirmek felsefesi öne çıkmakta olup kullanılmayan bilginin şeytani görüntüdeki gibi zehir haline dönüşebileceği gerçeği de bilgeliğin önündeki tehlikeyi göstermektedir.

Kimlere bilge denir?

Olmuş olan olacak olanlar arasında en hayırlı olandır.

İbn Arabi

Bilgeliğin kaynağı hiç şüphesiz tüm bilgilerin kendisinde toplanmış olduğu Âlim olan Allah’tır. Bu açıdan bilgelik her ne kadar çaba gerektirse de bilgeliğe ulaşmada çaba ve gayret yeterli değildir. İslâm âlimlerine göre bilgelik demek hikmet sahibi olmak demektir ve bu duruma ulaşmak kişinin cehd ve gayretinden ötede olup ancak Allah’ın dilemesi sonucunda elde edilir fakat kişinin belli bir seviyeye kadar kendi çabasıyla gelmesi şarttır. Bununla alakalı olarak Kur’an-ı Kerim’in Bakara Suresi 269. ayetindeki “Allah hikmeti dilediğine verir. Kime hikmet verilirse, ona pek çok hayır verilmiş demektir.” açıklaması delil olarak kabul edilir ve bilge olan kişilere bu sebeple hikmet ehli denilmiştir. Ayrıca Kur’an-ı Kerimde anlatıldığı şekliyle Hz. Musa ve Bilge Hızır’ın kıssası da eşyanın ve olayların arkasındaki sırra vakıf olan hikmet ehli kişilerin ne kadar üst bir makamda bulunduklarını açıklamıştır. Bu açıdan Kur’an’ın penceresine göre bilgelik ne kuru bilgi yığınına sahip olmak ne de akademik tahlillerden ibaret olup o, yapısı gereği perdenin arkasını gösteren üstün bir bakış açısına sahip olmaktır.

Günümüz dünyasında bilginin işlevi her ne kadar akla indirgenmiş olsa da bilgelik, akıl ve kalbin ortaklığı ve ruhun da katılımıyla gerçekleşen bir süreçtir. Bu sebeple herkesin bilgelik süreci öznel ve kişiseldir. Ancak tarih boyunca evrensel olarak tıpkı peygamberlerin ortak özellikleri gibi bilgelerin de ortak özellikleri anlatılagelmiştir. Her ne kadar bilgelik seviyesi sabit olmayıp farklı derecelerde bulunsa da sayılamayacak kadar çok özellikleri bulunsa da genel anlamda bilge ya da hikmet ehli kabul edilen insanların ortak özellikleri şunlardır:

1. Dengeli Yaşamak: Bilge insanların hayatlarını incelediğimiz zaman ifrat ve tefrit dediğimiz uçlardan uzakta bir yaşam sürmüşlerdir. Klasik filozoflara göre ahlakın temelini oluşturan adalet, cesaret ve hikmet çerçevesinde bulunmaya özen göstermişler ve ahlaksızlığın temelini oluşturan öfke, şehvet ve cerzebeden de uzak durmuşlardır.

2. Gaflet Perdelerinden Sıyrılmak: Hikmetli, bilge bir kişiyle konuşmanız neticesinde o kişinin sizi derin bir tefekküre sevk ederek sıradanlık ve gaflet perdesinden uzaklaştırmaya çalıştığını görebilirsiniz. Bu bir nevi unutkanlığı ile meşhur olan insanın hatırlamasına yardımcı olma sürecidir. Bu açıdan bilgeliğin temelinde derin ve kapsamlı düşünmek anlamına gelen tefekkür vardır.

3. Yolda Olmak: Birçoklarına göre bilgelik yolda olmaktır. Peki nedir bu yol? İşte burada bir kesinlikten ya da yöntemden bahsetmek çok zordur çünkü her canlının yolu biriciktir ve benzersizdir.

4. Kainatla Uyum: Bilgelikte sükûnet, dinginlik ve sakinlik çok önemlidir. Bu nedenle kimi kültürlerde kaplumbağa ve baykuş sükûneti gereği bilgeliğin sembolü olarak kabul edilmiştir. Ancak sükûnet uyuşkanlık ve tembellikten çok farklı bir yapıya sahip olup bizzat bilinç ve şuurun etkisiyle evrende ve tabiatta var olan düzen ve dengenin bir parçası haline gelme çabasından ibarettir. Çünkü bilgeler var olan düzen ve dengeyi bozmanın ve onun karşısında bulunmanın kötülüğün sembolü olan Şeytanın görevi olduğunu bilmektedirler.

5. Koşulsuz Kabul: İşte burada ötekinin bakışı devreye girmektedir. Bilge kişiler sanıldığı gibi determinist, cebri bir düşünceye sahip değillerdir. Farklı şekillerde gayelerine doğru adım adım yürümüşlerdir ancak mutlak gücün yanında kendi güçlerinin önemsizliğinin ve acizliklerinin farkına vardıkları için hayatı kabullenmede ve tevekkülde diğer insanlara göre daha başarılı olmuşlardır.

6. Zorluk ve Acı: Kemalin ve gelişimin esas noktasını oluşturan acısız ve zorluksuz bir gelişimden bahsedebilmemiz mümkün değildir. Mesela çocuğun doğumu esnasında annenin çektiği acı, başarıya doğru yürürken karşılaşılan zorluklar, ağaç olmaya çalışan bir tohumun geçirdiği aşamalar hep bizlere bu dersi vermiştir. Tarih boyunca bilge olan kişiler her ne kadar toplum tarafından sevilmiş olsa da garipsendiği, delilikle itham edildiği ya da kendi sistemlerinin bir düşmanı olarak görüldüğü olmuştur. Bu açıdan bilgeler tarih boyunca, sömürü haline getirilmiş olan gücün altında ezilmiş olsalar da gelişimleri için bu zorlukları ve sıkıntıları her zaman kabullenmişlerdir.

7. Sadelik ve Kanaat: Bilge insanların ortak özelliklerinden birisi de hayatlarında hep sade bir yaşantı sürmüş olmalarıdır. Nitekim insanların maddeye ve paraya olan tutkusunu görünce malı mülkü önemsiz gören bu kişilerin varlığı toplum tarafından garipsenmiştir. Ancak zengin insanlar içten içe her zaman bu tarz insanlara hayranlık duymuşlardır. Örnek vermek gerekirse çok meşhur olan bir olayda Dünya’nın büyük bir kısmına hükmetmiş olan Büyük İskender’in fıçıda yaşayan Diyojen’in ayağına kadar gidip onunla konuşma çabası bu durumu gözler önüne sermiştir. Çünkü bilgeler alışılmışın dışında insanların hapsolduğu prangalarından kurtulup özgürleşmeyi başarmış ve mutluluğun çoğu kimsenin peşinde koştuğu şeylerde bulunmadığını insanlara yaşantılarıyla göstermişlerdir.

Sonuç

Tüketim ve teknoloji kültürünün etkisiyle her şeyi hazır bir şekilde ve pratik olarak elde edebileceğine inandırılmış modern insan için bilgeliğin kaynağı borsa; bilge kişiler ise maddi kazancın yolunu gösteren ekonomistler olmuştur. İşçi bulma kurumuna dönüşmüş eğitim kurumları ise zaten böyle bir maksattan fersah fersah uzaklaşmış olup bilgeliğin temelini oluşturan sadelik yerine enformasyon pompalayan fabrikalara dönüşmüştür.

İnternetle birlikte globalleşen günümüz dünyasında yaşayarak da gördük ki diploma nasıl ki kişinin bilgili olduğunu göstermiyorsa aynı şekilde bilgili olmak da kişinin bilge olduğunu göstermemektir. Aynı şekilde bilgelik her ne kadar bilgi ile mümkün hale geliyorsa da o bilgi, hayata geçirilmediği zaman bilgeliğe kapı açmamaktadır. Çünkü yaşantı haline getirilmemiş bilginin etkisinden bahsetmemiz mümkün değildir. Tüm bunlardan hareketle günümüz dünyasında değerler her ne kadar ters düz edilmiş ve anlamsızlık girdabına hapsedilmiş olsa da ne mutlu ki bilgelik, hala her insanın ona ulaşabileceği çeşitli yollara sahip olup; insanlık yeryüzünde bulunduğu müddetçe onu duymaya hazır olanların kulaklarına akıtılacak, onu görmeye çalışanların gözlerindeki perdeyi kaldıracak ve bulmaya hazır olanlar onu çeşitli ağızlardan alabilecektir.

Fatih Durgun

Yayın Tarihi: 20 Kasım 2020 Cuma 17:40 Güncelleme Tarihi: 20 Kasım 2020, 17:40
banner25
YORUM EKLE

banner26